Önce, Katar resmi haber ajansı QNA, 23 Mayıs tarihinde Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad El Sani’nin bir konuşmasını yayınlıyor. İnternet sitesinde yayınlanan konuşmada, Katar Emiri İran’a “tolerans” çağrısı yaparken, Suudi arabistan’ı da “terörü finanse etmekle” suçluyor ve Suudi Arabistan Büyükelçisini geri çağırmak istediğini duyuruyor. 

Ertesi gün Katar hükümeti İletişim Dairesi, Katar haber ajansının henüz bilinmeyen bir grup tarafından hacklenmesi nedeniyle sitede böyle “yanlış” bir haber çıktığını açıklamak durumunda kalıyor. Katar’ın doğru olmadığını söylediği ve sitenin “hacklenmesinin” neticesi olduğunu belirttiği konuşma, Suudi Arabistan’ı çok öfkelendiriyor bir kere. 

Ancak anlaşılan o ki, bu “tashih” etkili olmuyor. Ertesi gün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar merkezli haber kanalı El Cezire’ye ve Katarlı haber sitelerine erişim engeli getiriyor. Suudi Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn izliyor. Arap medyası, erişim engeline gerekçe olarak, Katar Şeyhi Tamim Bin Hamad el Sani’nin, Trump yönetimiyle “gerginlik” yaşandığını söylemesi ve İran’la ilgili “lehte” olan açıklamaları işaret ediyor.

Ardından “beklenen aktör” de devreye giriyor. ABD eski Savunma Bakanı Robert Gates, El Cezire televizyonunun “İslamcı teröristlere platform sağlayarak” üstlendiği yıkıcı rolden bahsediyor. Senatör Edward Royce ise yalanlanan açıklamadan hareketle, Katar’a yaptırım uygulanabileceğini belirtiyor. Yaptırımdan kastının ne olduğu belki de bugün ortaya çıkmış durumda.

Daha sonra Suudi Arabistan karşı hamlede bulunuyor ve El Arabiya televizyonu, Katar yönetimini terörü desteklemekle itham ediyor. Suudi televizyonuna göre, ABD’nin eline geçen Üsame bin Ladin’e ait belgeler arasındaki bir mektupta bin Ladin’in Katar’dan sığınma almayı teklif ettiği iddiasına yer veriliyor. 

Sonrasında yaşananlar ise malum. Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Libya ve Mısır, Katar’la diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıklıyor. Suudi Arabistan, gerekçe olarak, “Doha’nın açık ve gizli gerçekleştirdiği ciddi ihlaller, terör örgütlerini barındırarak teröre destek vermesi, basın yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapması, Katif ilindeki İran bağlantılı terör eylemlerini desteklemesi, aşırıları barındırması, Yemen’deki Husi militanları desteklemesini” gösteriyor.  

Mısır ise “düşmanca tutumları” nedeniyle Katar ile diplomatik ilişkilerini kestiğini açıklarken, Katar’ın “El Kaide ve DEAŞ fikrini yaydığı, Sina Yarımadası’ndaki terör örgütlerini desteklediği, ayrıca Mısır ve diğer Arap ülkelerinin iç işlerine karıştığı” gerekçelerini sıralıyor.

Bir medya savaşı olarak başlayan süreç, hem çok “hızlı” hem de çok manidar şekilde “kararlı” yürüyor. Genelde hiçbir konu üzerinde uzlaşamayan Arap ülkeleri, bu meselede çok hızlı ve kararlı davranıyor. Yapılan uyarılara bakılırsa belki de bir askeri netice, yani belki de bir işgal meydana gelecek.  ABD ile yapılan 110 milyar dolarlık anlaşma boşa değil mi yoksa?

Kim haklı, kim haksız; son derece tartışmalı ve çetrefil bir konu. İslam alemindeki ilişkiler ağı, öylesine iç içe geçmiş ki, Katar örneğindeki gibi hem İrancı olmakla itham edilirken, hem de radikal Sünni oluşumlarla ilişkili olmak gündeme gelebiliyor.

Netice itibariyle, ondan yana, bundan yana olmak yerine şunu düşünmek gerekiyor. Mesela İsrail ve zalimce eylemleri için bir araya gelemeyenlerin bu birlikteliği hayli ilginç. Bir de şu var tabii. İlişkilerimizde “yeni dönem” açmakla övündüğümüz ABD ile yakınlaşana bir şeyler oluyor. 

Büyücülerin, kahinlerinkine benzer bir küre ile poz veren Suudi ve Mısırlı liderlerin, ABD Başkanı Trump ile verdikleri poz, hayra alamet durmuyordu zaten.