Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Kur’an, Allah kelamıdır ve bu kitabı Allah, insanlığa bir hidayet rehberi ve adil bir düzen için hak ve adalet ölçüsü olarak göndermiştir. Kur’an, bütün insanlığın dünya ve ahiret saadeti için tek çaredir. Coğrafyamızda yaşanan bütün savaş ve yıkımlar, Kur’an ve sünnetin rehberliğini reddeden zalimler ve bu zalimlere boyun eğen işbirlikçiler yüzündendir. Çünkü bu zalimler ve işbirlikçileri, itikat ettikleri yanlış ve batıl bir inanış uğruna bütün insanlığı yıkıma uğratmayı, dünyayı yaşanmaz hale getirmeyi kutsal bir görev olarak görmektedirler. İtikatlarının temelinde yakmak ve yıkmak vardır. Bunun için yakıyorlar ve yıkıyorlar. Bunların emrettiği, yapınız dediği şeylerin tamamı zulümdür. Bunlar, insanlık için hayır olanı istemezler, şer olanı isterler. BAKARA 105: “Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hıristiyan) olan kâfirler ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler…” Yani günümüzde AB ile işbirliği yaparsak, ABD’yi stratejik müttefik edinirsek, İsrail ile anlaşır, istediği tavizleri verirsek bize bunlar yardım ederler deniliyor. Rabbimiz ise diyor ki, bu müşrikler, haça tapan inkârcı Yahudiler ve Hıristiyanlar, size bir hayrın indirilmesini hiçbir vakit istemezler. Yani bunlar sizin hayrınıza iş yapmazlar. Bunları dost ve veli edinmeyiniz. NİSA 144: “Ey iman edenler, müminleri bırakıp kâfirleri veliler (dost ve yönetici) edinmeyin. Aleyhinize olmak üzere Allah’a açık bir belge ve delil mi vermek istiyorsunuz.” Hâlbuki bu inkârcıları dost ve yönetici edinmek, Allah tarafından yasaklanmış, bunlara karşı mücadele etmek emredilmiştir. TEVBE 73: “Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihat et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran…” Bu mücadelenin Kur’an rehberliğinde yapılması istenmektedir. FURKAN 52: “O halde, kâfirlere itaat etme ve onlara karşı bununla (Kur’an ile) olanca gücünle büyük bir cihat yap” Allah Peygamberimize emrediyor: “Sakın kâfirlere itaat etme.” Burası çok önemlidir. Ama itaat etmemek de yeterli değildir.”Onlara karşı bütün gücünle büyük bir mücadele ver.” Yani inkârcı ABD’ye, AB’ye, İsrail’e ve müttefiklerine itaat etmeyeceğiz ve bu zalimlere karşı mücadele etmeyi de ihmal etmeyeceğiz. Allah bize, Kur’an’da saadetimizin yolunu bildirmiştir. Biz ve bütün insanlık için Kur’an’dan başka bir saadet yolu da yoktur. Bugün AK PARTİ iktidarının ve üst aklının yanıldığı nokta burasıdır. Bu yanılgıdan dönmeden ve Milli Görüş’ün tekliflerine itibar etmeden Türkiye, mukadder felaketlerden kendisini koruyamaz.

TEK BİR ÜMMET OLMAK

Müslümanların, hakkı üstün tutmada ve batıla karşı verilmesi emredilen mücadelede ittifak halinde olmaları emredilmiştir. ALİ İMRAN 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı tutunun; parçalanmayın…” Bu ittifak emri, tek bir ümmet ve tek bir teşkilat halinde olmayı gerektirir. ENBİYE 92: “Gerçekten, sizin bu (İslam’a inanmış) ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.” Ümmet olmak sıradan bir şey değildir. Ümmet olmanın bir düzeni vardır ve bu düzenin esaslarına uyularak ümmet olunur. Ümmet olmak “tek bir lider” etrafında toplanmayı gerektirir. Tek bir lider etrafında toplanan her müstakil topluluk, İslam’a “din ve düzen” olarak bağlanmış hak üzere olan bir ümmet sayılamaz. Ümmetimiz, Kur’an’da şöyle tanıtılmaktadır. ALİ İMRAN 110: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” Bu ayette ümmet; insanları İslam’a çağıran, marufu emreden, münkeri meneden ve Allah’a inanan bir topluluk olarak tanımlanmıştır. Bu görevleri yapan topluk, ancak “İslam ümmeti” olarak sayılabilir. Bu görevleri yapmayan “adil bir düzen kurmayı ve yeni bir saadet dünyasını” bina etmeyi hedeflemeyen hiçbir topluluk hakikatte “İslam ümmetinden” sayılamaz. Çünkü “İslam ümmeti” İslam ve Müslümanların aleyhine olarak İslam düşmanı AB, ABD; İsrail ve müttefikleri ile iş tutmaz. MÜCADELE 22: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun; babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resulüne karşı kanun koyup düşmanlık edenler ile dostluk ettiğini, seviştiğini göremezsin. Onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerine imanı yazdı ve onları kendi katından bir ruh (Kur’an) ile destekledi. Zamanı gelince onları, altından ırmaklar akan cennetlere ebedi kalmak üzere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuştur, onlarda ondan razı olmuştur. İşte onlar, Hizbullah (Allah’tan yana) olanlardır. Dikkat edin, Hizbullah (Allah’tan yana) olanlar, gerçekten kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.” Uymamız gereken ilahi ve nebevi kurallar bellidir. Bu kurallara uyan ve inandığı gibi yaşamak isteyen ve kötülüklerle mücadele eden bir topluluk olmaktır ümmet olmak.

BİZ

Günümüzün hak üzere olan topluluğu, Milli Görüş topluluğudur. İnananların bu topluluk ile birlikte hareket etmesi ilmin ve aklın gereğidir. Biz, kendimize olan şefkat ve merhametin gereği olarak Milli Görüş topluluğu içinde bulunuyoruz. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün temel kuruluşudur. Biz, Adil Düzen ve İslam Birliği mücadelemizi bu temel kuruluşumuz ile yürütüyoruz. Bütün Milli Görüşçü kuruluşlar, bu mücadelede Saadet Partisi’yle birlik halindedir. Görevimiz sadakat ve itaat iledir. Peygamberimiz buyuruyor: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur. Emire itaat eden bana itaat etmiş, emire karşı gelen bana karşı gelmiş olur.” (Buhari ve Müslim).

Duamız, Peygamberimizin duasıdır: “…Allah’ım sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan sana sığınırım.” Selam hidayete tabi olanlara…