Zaman, dün, bugün, yarın, geçmiş, şimdi, gelecek gibi kavramlar biz insanlara göre bir anlam ifade ediyor. Mekânı da zamanı da Yaratan, her şeyi Yaratan Rabbülalemin’dir. O’nun için hepsi birdir, andır... Geçmiş, gelecek yoktur. An vardır. Hepsi birdir, aynıdır. Her şeyi Yaratan, her şey kendisiyle var olabilen “Kayyum”dur. Ve bu anlamda her şeye her an tasarruf etmekte, her şeyi yönetmekte, yaşatmaktadır. Bu anlamda tüm mekânlar, yaratıklar hareket halindedirler, canlıdırlar. Zaman ve vakit kavramları da göklerin (güneş ve ay) dünyamızın ölçülü, ahenkli, hesaplı hareketleriyle oluşuyor. Zaman, mekânların varlığı ve hareketiyle oluşuyor. “Göklerin ve yerin düzenli, ölçülü yaratıldığı zamandan beri bir yılda 12 ay vardır. “Zamanla ilgili kavramlar, anlamlar, tasnifler güneşin, ayın, dünyanın düzenli hareketleriyle oluşunca çağ, yıl, ay, hafta, gün, saat gibi kavramlar, hesap, sayılar, takvim, matematik gibi olguları algılayabiliyor, anlamlandırabiliyoruz. Ahirette/ebediyet yurdunda zaman nedir, nasıldır?

Güneş O’nun (C.C.) hem kelam, hem de kevni ayetlerindendir. Güneş, ay, gece, gündüz Rabbimizin ayetlerindendir. Güneş, Kur’an-ı Kerim’e benzediği gibi, “vahiy” de güneşe benziyor. Hem Kur’an’la hem de güneşle aydınlanıyoruz. Güneşsiz bir hayat nasıl olur? Veyahut da olur mu? Bitkiler, hayvanlar, insanlar... Güneşe muhtacız, “olmazsa olmaz” boyutta. Bizim ışık ve ısı kaynağımız. Onun ışığıyla eşyayı, dünyayı, kendimizi görebiliyor ve seçebiliyoruz. Güneş ışığı olmasaydı gözlerimiz ne işe yarardı? Işığın zıddı karanlık. Karanlıksa küfürdür, cahiliyyedir, zulümdür. Güneş bize zaman,vakit kavramlarını öğretiyor. Güneşsiz bunlar nasıl bilinir? Zaman gibi sayıları/matematiği de öğretiyor. Zamanımızı fark ettirerek (gece-gündüz, bugün-yarın, çağ, yıl, ay, hafta, gün, saat...) geçmiş-gelecek algılarımız oluşabiliyor. Güneş aynı zamanda bize nizam/düzen kavramını fikrini veriyor. Mülk ve Rahman surelerinde “evrendeki/semadaki muhteşem, kusursuz nizama/mizana-adalete” dikkatlerimizi çekiyor. Kevni ayetleri arasındaki ahenk nasıl mükemmel/muhteşem ise bize kereminden teklifiyle bizim de kabul ettiğimiz (bezm-i elest) adalet/tevhit/barış nizamı da öylece mükemmel ve kusursuzdur. Mizana da vurgu yapılarak adaletle (dengeyle) düzenin sağlanabileceği düşüncesi, emri de verilmiyor mu? “Yarattığında bir nizamsızlık olmadığını...” (Mülk, 3-4), yine “peygamberleri, kitapları, mizanı yeryüzünde adaletin sağlanması için gönderdiği” (Hadid, 25), “yaratmanın da emretmenin de Allah’a ait olduğu...” (Araf, 54), “Kur’an’ın Allah’ın nuru olduğu” (Tevbe, 32) vurgulanmakta...

Güneş tutulsa, doğmasa ne yapabiliriz? Güneş için eski-yeni denebilir mi? Güneşi de Kur’an’ı da gönderen Rabbülalemin değil mi? Güneş de ay da, yıldızlar da ışığını Allah’tan alırlar. Müminler de Kur’an’ın nurundan alır, ışıklarını...

Efendimiz (S.A.V.) de nurunu Kur’an güneşinden alan ve bize yansıtan ay gibi... Güneşin ışığı söndüğünde, Kur’an’ın nuru da söndüğünde kıyamet kopacak.

“Toplumdaki suçluluk, toplumsal hastalıktır.” Hastalık da bedeni, ruhi ve sosyal dengesizliktir. (Adaletsizlik, zulüm.) Suçluların cezalandırılması, suçun önlenmesi hukukla olur. Hangi hukuk, adaleti sağlayabilir?

Kur’an hükümleri adalet, hikmet ve menfaattir. Doğrudur. Ya insanların zararlarının önlenmesi ya da yararlarının sağlanması içindir. Suçluluk hastalık gibi, ceza da deva (ilaç) gibidir.

Hastalığımızda ilaç bize acı verir. Gerekirse operasyon acısı çekilir, tedavi için. Cezalandırsa da insana acı verir ama gerekli değil midir? Cezalandırma hem suçluya, hem de topluma yarar sağlar. Islah ve düzen sağlar. Manen hasta olanlar (günahkârlar) ise, hastanın balı acı algılayabildiği gibi, ilaç gibi tedavi edici ukubatın cezai hükümlerini de güzel görmezler. Bal acı mı ki? Kur’an’da eğrilik görenlerin, kalplerinin eğriliğinin farkında olmaması ne büyük bedbahtlıktır?

“Rabbimiz, bize hidayetten sonra, kalplerimizi kaydırma...”