Bu ülkenin meydanlarında nutuk atmış, tv kanallarında röportajlara durmuş politikacılarımızın hangisinin adı anılarak şöyle bir cümle kurulduğunu duyan, hatırlayan, kayda alan bir insanımız var mı?

“Konuşma metinlerini ben yazdım!”

İnönü, Menderes haydi Bayar’ı saymayalım, zira ondan nakledilenler kendi yazdıklarıdır; sonra Demirel, Ecevit ve hitabet dahisi de olan Erbakan.. Bu siyasetçilerimizden biri için dahi olsa, kıyısından köşesinden böyle bir iddia duyuldu mu, yazıldı mı?

İhtilalci Evren’i saymıyorum. O tamam. Gittiği yerlerde eline ne tutuşturuluyorsa onu okuyordu. Hatta biz, bir ilimizde hızını alamayıp, aynı nutkun yedi kopyasını ard arda okuduktan sonra, yazıcılarına, beni yoruyorsunuz sitemini ettiğini hikayeleştirmiştik.

Günümüzün politikacılarından ezberi kuvvetli sayın Bahçeli dahil, hangisinin hazırlanmış ve kalıplaşmış konuşmaları seslendirdiğini, hangisinin bilgisini, kültürünü, ideallerini, hayallerini, programlarını konuşturduğunu bilmek istediğimizde karşınıza çıkacak ismin yalnız “Karamollaoğlu” olması, bu ülkenin tüm insanlarının üzüldüğü “Kaht-ı rical” gerçeğine dolayısıyla getirirken bizi, meramımızı anlatmamız daha kolaylaşacaktır.

“Konuşma metinlerini ben yazdım!”

Kara kazanlarda pişmiş aşı kusmak böyle bir şey midir?

CHP’nin, 14 Mayıs hezimetlerini, İnönü üstünden bir savunma cümleleri vardı. İki devrin farkını, DP’nin daha ilk senesinde yaşayan bir insanımız İnönü’ye, neden ülkeyi yokluğa, kıtlığa mahkum ettiğini sorduğunda, işte söylendiğini iddia ettikleri o cümle bayrakları olmuştu uzun aylar; ta ki bir DP’linin balonu patlatmasına kadar.

“Evet ama seni babasız bırakmadım!”

Şehid yetimlerinin yaşadığı, yokluğa dayandığı, devlete omuz verdiği bir Türkiye’de bu müdafaa, “Halkcılar”ı dokunulmaz kılıyordu, derken…

Derken, Fatin Rüştü Zorlu’nun açıkladığı gerçek, aynı zamanda idamına da “kin” gerekçesi olmuştu.

“Paris büyükelçiliğimizde görevli iken yazıp İnönü’ye gönderdiğim raporun neticesidir bizim harbe iştiraz etmememiz.”

Ne demekti bu?

“İnönü’nün o konuşma metnini ben yazdım.”

İşte bu izahtan, bilgilendirmeden sonra “Halkcılar” Yassıada’ya giden yolu asfaltlamaya başladılar.

Bir tv kanalında, kendisini milletvekili olarak tanıtan ve bir gazetede de yazar olduğunu söyleyen birinden o cümleyi duyduğumda, yazmam gerek dediğim hafıza kayıtlarımın bir kısmıdır bu anlattıklarım.

“Konuşma metinlerini ben yazdım!”

İktidar partisinin milletvekilleri arasında yarış mı var, konuşma metinleri yazma konusunda; yoksa o kaabiliyetleri olduğuna inanılanlar mı milletvekili yapılmışlardı ve kaç kişiydiler? Gibi soruları, “Pazarlık konusu” uzmanı “yakın” gazeteci kardaşlarımıza bırakalım.

“Konuşma metinlerini ben yazdım!”

Bu iddia, geçmişte örneği olan ve bugün kim tarafından yazıldığı hatırlanmayan “Ben geçen gün köşemde yazmıştım, Ecevit Meclis’te konu etti,” öğünmeleri kategorisinde düşünülmemeli, ele alınmamalı..

Hele hele 1400 sene’den söz edilmişken, güncelleme şartı öne sürülmüşken..Ve, ve, ve güncellenmiş güncelleyiciler aranmasına çıkılmışken, ken, ken…

“Gerek 17/25 Aralık sonrasında, gerekse 15 temmuz sonrasında, FETÖ ile mücedeleyi bir rant alanı olarak gören ahlaksız bir güruh ortaya çıktı.

Bu ahlaksız güruh, kimi durumlarda örgütlü çalışıyor, kimi durumlarda bireysel iş görüyor.

Bu güruh, ya itibar suikasti yapıyor, ya da şantajla, tehditler ‘FETÖ ile mücedele’ adı altında maddi çıkar sağlıyor.”

Bu itiraflar bahse konu gazete ve söz yazarı milletvekilimize ait.(19.02.2018/Yeni Şafak/ Aydın Ünal)

Haberiniz yoksa öğrenin diyor. Devamı da var.

“Dün, Fetullah’a neredeyse tapacak kadar Fetullahçıydılar; bugün ise, ‘FETÖ ile sadece ben mücadele ediyorum’ havasında, sosyal medyayı, yerel ve ulusal medyayı, gazete köşelerini, ekranları kullanarak itibar suikastleri yapıyor, tehditle, şantajla çıkar peşinde koşuyorlar.

İlçe, il başkanlarını tehdit ediyorlar, belediye başkanlarına şantaj yapıyorlar, devlet memurlarını tasfiye ediyorlar, bürokratlara haksızca ve ahlaksızca saldırıyorlar, milletvekillerine, bakanlara kadar dil uzatıyorlar, işadamlarını korkutuyorlar, işadamlarından ‘Sende bylock çıkmış, ama biz seni kurtarırız’ diyerek yüklü miktarlarda paralar çalıyorlar..”

Bugün bu ülkede yaşadığımız bunlarmış. Elbette söz yazarı milletvekilimiz bizden daha iyi bilir.

Bu itirafların bir acı tarafı daha var. “Bu topraklarda FETÖ’nün yeniden dirilmesine millet izin vermez.” Diyen AKP’li sayın yazar milletvekili övdüğü milletin son halini bakın nasıl anlatıyor:

“Çoğu kişi bu ahlaksız, şirret, yüzsüz, hiçbir ilkesi olmayan güruhla mücadeleyi göze alamıyor. Açığı olanlar, korkanlar, tehlikenin boyutlarını görmeyenler, bu çirkin operasyonlara boyun eğiyorlar.”

Geçimleri iktidarın nemalarına bağlı internet sitelerinde dün şöyle haberleri okuyunca, “el-insaf” diyerek almıştık elimize kalemimizi.

“Milli Gazete’de yer alan habere göre…” sunumuyla giriyorlar konuya.

“FETÖ şüphelisi olarak gözaltına alınan hanımların başörtülerinin zorla alındığı, başlarının zorla açtırıldığı idda ediliyor.”

Partilerine ulaştırılan bu zulüm hallerini Saadet Partisi lideri sayın Karamollaoğlu’nun, “Hükumet soruna el koysun. Takipçi olacağız!” ikazı, yukarıya aldığımız itirafları göz önüne alınarak bir değerlendirilsin okuyucularımızca.

İstediğimiz bu.

Not: “Konuşma metinlerini ben yazdım” derken, kendisini iyi bir nabza göre şerbet verici olarak sınıflandırmış da olan sayın AKP milletvekili acaba bundan sonra “şerbet” hazırlamakta zorlanacağını biliyor mu?

Şeker fabrikalarını satacaklar ya…

Onlar yaptı, sen de yap demek olmasın

“Elimi öpen cennete gider, diyenler IŞİD’den farksız!”

Bu haber başlığını bir internet sitesinde görür görmez, Mehmet Görmez kendini gösteriyor size, sarıklı olarak.

Mevcut Diyanet İşleri Başkanı’nın selefi bir Başkan böyle mi konuşur?

El öpmeyi, öptürmeyi biliyoruz.

Ahiret inancımız da malum.

Bilinmeyen, sayınGörmez’in IŞİD dediği? Cennetten bahsediliyor, bir de kolay gitmekten, kestirmeden varmaktan…

Merakların acaba IŞİD nedir sorusuna çekilmesidir itiraz noktamız. Yanlış anlatılarak mı doğru aranıyordu?

Haberin gerisine baktık. Sayın Görmez’in bir dergiye verdiği cevaplardan, yukarıya aldıkları başlık kısmının geçtiği yerlerde şu cümleler: “DEAŞ’ın militanlarına cennet vaat etmesi ne kadar din istismarıysa bir tarikatın kendi müntesiplerine cennet vadetmesi aynı derecede din istismarıdır. Benim elimi öperseniz cennete gidersiniz, size cehenneme götürürken ben falan tarikatın şu kolundanım derseniz, size salıverirler hezeyanlarını dinlemedik mi?”

IŞİD, DEAŞ olmuş

Yahut, başkanın DEAŞ dediğini IŞİD yazmaktan muradı nedir internet sitecilerin. Bir dalgınlık ya da sıradan bir vurgu değişikliği ihtiyacından kaynaklanmadığı açıkça belli ise hem de.. Bir mesajı olmalı, gibi anlaşılmaz mı?

Sayın Görmez’in bu dediklerini, başkan olduğu günlerde de gördüğüne ve gereğini yaptığına inanalım mı diyerek kendimizi sorguya durduğumuzda, haklı olduğu şu cümlesi de son günlerin güncellenmiş tartışmalarına zemin şapı mıdır sorusunu düşürdü aklımıza.

“Din tartışmaları hiçbir zaman bu kadar usulden, metodolojiden hatta tartışma adabından, ihtilaf ahlakından kopmamıştır.”

Bu gemiyle, bu trenle mi gidecekler

AKP iktidara geldiğinde doğan çocuklarımız asker olma yaşına neredeyse erdiler. 28 Şubat üstünden de çeyrek asırdan fazla bir zaman geçti. AKP’liler yediklerinden, içtiklerinden bıktılar, iktidar olmaktan yorgun düştüler, fakat reklamcıları ve medyacıları usanmadılar ve uslanmadılar bir türlü.

Hala 28 Şubat’ın YÖK zulümlerini, Alemdaroğlu provokasyonlarını gündeme taşıyorlar, ezberlettikleri o sahneleri, bir daha yaşarsınız ha, tehdidiyle boğazımıza dayıyorlar.

15 Temmuz’a da müteharrik güç olan o narin ve zarif kızlarımızın çocukları okul yollarına düşmüşken, nedir bu tekrar tekrar göze sokma girişimleri. Reklamcılığı bilmiyorlar ama AKP’lileri iyi okumuşlar mı deyip geçeceğiz? Hayır! Onlara yol göstereceğiz, ki son versinler 28 Şubat’ı ünlendirme işine.

Mesela şu resim. Arşivimizden bulduk çıkardık, kıyakcılıklarını sürdürsünler diye.

AKP olmazsa, CHP gelir, Deniz yollarında ulaşım böyle olur ha!

Demirel taktiği olsa da bu tavır, AKP’ye de kazandırır icabında. CHP gelirse gaz, tuz, bez olmaz, kıtlık olur diyen Demirel’in particiliğinde gemi, vapur, deniz ulaşımı gibi kelimeler, programlar olmadığından ve hem de millet artık köylülükten vazgeçip Kadıköylü filan olduğundan..

Yetmezse..

Bir ispat daha yaparız onlara. Hem de iddialı oldukları tünelciliklerini öne çıkararak. Bize oy vermezseniz, işte böyle kiminiz tren çekicisi olur, kiminiz de seyredicisi..

Kızlarımızı dövdürüp durmaktan daha iyidir bu tür reklamcılık. Duyurulur.

TIRNAK İÇİNDE

“Bu adamlar İslam’ı küçük düşürüyor!” Bir Devşirme cümlesidir bu. İmam-Hatip mezunu ve müftü çocuğu olmasıyla da ünlü.

Nasıl elleri varıyor da böyle bir cümle yazıyorlar; elhamdülillah Müslümanım derlerken...

Nasıl elleri varıyor? Küçük düşürmeye gücü olanların varlığına inanmak, hangi imandan kaynaklanır? Çocuklarımızın zihnini bu mütecavizlerden korumalıyız.

***

“Necip Fazıl’la 25 sene beraberliğim oldu. Necip Fazıl tanıdığım en zeki adam, tanıdığım en cesur adam. Ama tanıdığım en ahlâksız adam.”

Bu sözleri söylediği iddia edilen kişinin adını yazmayacağım. Herkesin bildiğinde emin olmam başka...

25 yıl beraberlik...

İlk “ahlâksız” tavırda ayrılmamak... Ahlâksızlığa yatkın olmaktan mı kaynaklı? Üzerimizdeki emeğini inkar edemeyeceğimiz üstadımızı bu anlatımlardan tenzih ederek bir soru daha sormamız şart oldu.

O kişiden başka hiçbir şahid, hiç bir anı, hiçbir kayıt yoksa, o sıfatın Üstad’da olduğuna dair, Üstad’ın onu tanımasından, onu bilmesinden midir acaba o sıfatı Üstad’a yakıştırmaya çalışması?