İnsan nasıl bir varlıktır ki kendisinden sorumlu olmasına karşın kendisini sıyırma, başkalarını sorumlu tutma alışkanlığında. İşin kolayına kaçmada. Ya da kendisinden kaçmada.

Hayat süreklilik ile yaşanıyor. İnsan teki kendini yaşıyor. Yaşadıkça yaptıklarıyla biliniyor, yaptıklarıyla iyi ya da kötü kendisiyle sınanıyor. Yaptıklarının hesabını vermekle de yükümlü.

İnsanların birbiriyle rekabeti olduğu gibi uygarlıkların da rekabeti var. Her uygarlığın mensupları daha ileride olmanın çabasındadırlar.

Batı uygarlığının hedeflediği, daha çok geçmiş zamanda Doğu, başta İslâm uygarlıklarını aşma, kendi yapısın kurma ve oluşturmasıdır. Bunu, kimi yönleriyle başarmıştır. Başarmıştır ama sorunlu olarak. Metafiziksiz, katı, sert, acımasız, sömürgen bir anlayışla. İnsanlara üstünlük sağlarken farklı bir kölelik anlayışını, modernize ederek ve belki de sevimlileştirerek gerçekleştiriyor. İnsanlık bunu benimsiyor.

Değişik toplumlarda farklı tarzlarla yürüyor bu anlayış. Üstünlük kuranların tek amacı var, egemenliklerini koruyacak ve bunu süreklileştirecek bir öze bürünmek.

Uygarlıkların mesafe açması, büyümesi ve farklı bir yöne bürünmesi doğaları gereği kaçınılmaz.

Geri kalan, ya da hamlede bulunmayanlar, bulunamayanların bahaneleri olur. Başarısızlıklarını, öngörüsüzlüklerini, çaresizliklerini başkalarına ve nedenlere yüklerler. Neden böyle oldu, oluyor sorusu çok da karşılık bulmuyor.

İnsan teki için de böyledir. Her insan kendisinden, yaptıklarından, yapacaklarından sorumludur. Sorumluluk duygusu insanı daha bir dikkatli, özenli olmaya zorlar. Ya da çaba gösterir. Köylülük ruhu belli kalıplar içinde yaşamını öyle ya da böyle sürdürmesidir. Yeni bir atılım yapma çabası için ne bir ufku ne bir girişimi olur. Belli bir düzene bağlı ve sadıktır.

Yapılması gereken insanın kendisidir, dünü ve bugünüdür. Dünden eksik kalan, yapılması gerekenler nelerdi, bunları sorgulama gibi bir düşünceden uzaklık. Dün geçip gitmiştir onun üzerinde düşünmeye gerek yoktur. Zaten önemli olan düne takılıp kalma değil ama dünden aksayan, eksik olan nedir bunu bilme sorumluluk gereğidir. Köylülük ruhu derken atılımsızlık ve tıkanma belli bir süre sonra vazgeçiş içinde olur. Zorlukları göze alamama, bulunduğu hayat içinde yaşamama ve kendinden kaçışa neden oluyor. Bunu salt bununla sınırlı tutmak doğru değildir. Köylülük ve edilgenlik ruhu genel anlamda bir tanımlama.

Günümüz kentli gençliğinin durumu bundan hiç de farklı değildir. Yenilmişlik ruhu genel bir kabul ile yaygınlaşıyor. Yapabildiği tek şey kendinden kaçma bir başkalığa bürünmedir, yani kendisi olamamadır.

Müslüman önce kendisinden sorumludur. Başkasını hedefe koymak yerine yapabileceklerinin neler olabileceğinin bilincinde oluşu onu atılım sahibi kılar.

İnsanın kendisini sorumlu tutması kendisini kendisiyle karşılaştırması daha bir gerçekçi olur. Hesabı önce kendisine kesmeli. Bir adım varsa bu adımın daha önemli, daha titiz olma bilinci onu atılım sahibi kılar.

Batı ve doğu toplumları ülkeleri, nerede nasıl hamlelerde bulunmuşlardır, hangi hamleleri onları amaçlarına ulaştırmıştır, nerede aksaklıkları vardır bunları bilmesi tartması işini kolaylaştırır.

Batı’nın temel sorunu metafizikten kaçışı. Kaçarken kendine göre materyalist ruhla yeni bir metafizik oluşturması. Tanrı ve onun insanlık için sunduğu, önerdiği değil kendi kendisini tanrının yerine koyması ve yaptıklarıyla yaşamasıdır. Bu, insanlığın bunalımına neden olmuştur.

Ürettiklerinin ve yaptıklarının başlarına bela olması sonucu çözümü de onların içinde oluşturma çıkmazına düşmesidir. Yanlışın içinde yanlışa düşüş. Karanlıktan karanlığa kaçış.

İnsanın geleceği kendisindedir, kendi kendisiyle ancak var olabilir.