Kemal Derviş…

Olağanüstü bir dönemde Türkiye’de ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için dışardan ithal edilen, “kurtarıcı” olarak gelen ama her şeyi berbat eden “dışardan Bakan!”

Biliyorsunuz, bu Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem 2000’li yılarda “müthiş 3’lü” olarak “troyka” namıyla bir siyasi “üçgen”e heveslendi.

Ama sonra ne oldu Aralarında anlaşamayarak dağıldılar. Kemal Derviş, Deniz Baykal’ın teklifini kabul ederek CHP’den milletvekili seçildi, sonrasında da milletin iradesini hiçe sayarak Türkiye’yi terk etti!

Hüsamettin Özkan kenara çekilerek, “Ben artık yokum!” dedi.

İsmail Cem de Ruşen Çakır ve Ahmet Sever gibi bazı isimlerle kurduğu partide başarılı olamadı.

İşte bu Kemal Derviş’e, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekili aday listeleri YSK’ya teslim edilmeden hemen önce “vekillik” teklif etti; seçilebileceği bir sıradan. Ama Kemal Derviş’in aktif siyasete girmeye hiç niyeti yoktu. Bu kez “B” planını uyguladı -ya da uygulamak zorunda kaldı- Kılıçdaroğlu. Neydi o; “Dışardan Bakanlık!”. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra CHP bir şekilde iktidar ya da iktidar adayı olduğu takdirde Kemal Derviş de kabineye “dışardan” Bakan olarak görevlendirilecekti. Kemal Derviş bu teklife “evet” dedi. 

***

Neyse!..

Geçen bir TV programında Kemal Derviş’in son derece “ehemmiyetli” bir değerlendirmesi oldu.

Aslında TV programlarına çok fazla çıkmayan, ortalıklarda fazlaca gözükmemeyi yeğleyen bir isim Kemal bey.

Ama sanki “özel” bir misyon yüklenmişçesine o programda Derviş, mealen şunu söyledi: “Öyle anlaşılıyor ki, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bir koalisyon gözüküyor. Ama bu koalisyonun hangi partilerden oluşacağını açıklamak benim yetkimi aşar…”

Ne demek şimdi bu

Siyaseti okuyanlar, politikayı analiz etmeye çalışanlar bu değerlendirmeden bir tek şey çıkarabilir; “Birileri seçimden ne sonuç çıkacağını ‘şimdiden’ gayet iyi biliyor. Hangi partinin ne kadar oy alacağı ‘bugünden’ belli. Dolayısıyla 7 Haziran seçimleri sonrası hangi partinin hangi partiyle koalisyon kuracağı bile planda işlenmiş…”

Kemal Derviş’in aynı programda MHP’ye de pas atması ve Devlet Bahçeli’yi övgü dolu sözlerle göklere çıkarması daha da enteresan geldi, bana! Sanki eski bir senaryo “ısıtılıyor” gibi geldi, bana! 

Gülmeyin sakın! 1995 seçimlerinden hemen sonra olanları bir hatırlayın. Seçimden birinci parti çıkan Refah Partisi’yle hükümet kurmamak için bin bir türlü sergilenen Bizans oyunlarını anımsayın, lütfen!

1995 seçimlerinden sonra karanlık odakların tezgâhladığı RP’ye yönelik sergilenen “kara mizah” oyunlar ve Refah-Yol üzerindeki baskılar…

***

Kemal Derviş’in Türkiye’de yeniden sahne alması pek hayra alâmet değil.

Böylesi bir sahnede “rol” alması noktasında Kemal Kılıçdaroğlu üzerindehangi (f)aktörlerin etkili olduğunu da merak etmiyor değilim, hani!

Bakalım neler yaşanacak!

 

Bugün 27 Mayıs!

Başbakan Adnan Menderes’in başında olduğu Demokrat Parti’nin askeri darbeyle yönetimden düşürüldüğü ve sonrasında da Menderes ve arkadaşlarının idama yollandığı tarihin yıldönümü.

Bu vesileyle;

* Tüm darbelere karşıyım.

* Yönetimlerin her zaman sandıktan çıkması gerektiğini düşünenlerdenim.

* En kötü demokrasinin bile askeri darbe dönemlerine tercih edilmesi gerektiğini her dem savunanlardanım.

* Askerlerin ülke savunması noktasında uzmanlaşması gerektiğini söyleyenlerdenim.

* Harp okullarından mezun olanların, “İyi bir Cumhurbaşkanı değil, iyi bir asker” misyonuyla yetişmesi gerektiğine inananlardanım.

* İmam Hatip Lisesi mezunları Harp Okulları’na hâlâ neden alınmıyor, bunu da anlayamayanlardanım. 

 

Bir Öneri…

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.

Muhterem Adnan Bey;

Karşımızdaki muarızlarımız büyük harcamalar yaparak seslerini her yerde duyurmaya çalışıyorlar. Bunu devletten yardım alarak ve kaz gelen yerden tavuk esirgenmez tabiri ile taraftarlarından sağlamaktadırlar.

Fakat bizim kullanabileceğimiz böyle imkânlarımız yok, o halde sessiz mi kalalım HAYIR!

Teklifim şudur; Genel Merkez tarafından bir heyet kurulsun, güncel ve geçmişteki olayları takip etsin, özlü ve tesirli küçük bir broşür hazırlayıp -haftada bir diyeceğim (fakat seçim yaklaştı)- haftada hiç olmazsa iki gün dağıtılsın. Bunun fazla külfeti olmaz. Ayrıca şehir ve kasabalarda esnaflara dağıtanlar dava şuurunda olan kimseler olmalıdır ki verilen emek zayi olmasın.

Eğer broşür etkili bir şekilde kaleme alınırsa ve içerik bakımından zengin olursa onların araba ve hoparlör gürültüsünden daha tesirli olacağından eminim. Maddi külfeti çok az olup, genel merkez tarafından bastırılıp illere gönderilerek ilçelere de ulaştırılabilir.

Haftada iki gün esnaflar ziyaret edilip, broşür okunup ek olarak Enfal Suresi, “Ve marameyte iz rameyte...” okunur (bu ayeti eskiden seçim zamanlarında okumamızı tavsiye ederlerdi).

Cenab-ı Hak yaptığımız ve yapacağımız çalışmalarımızı tesirli kılsın, yardım etsin.

Saygılarımla. (Bu davaya 40 yıldır gönül vermiş olan Erkan Kaya-Saadet Partisi Giresun İl Disiplin Kurulu Üyesi)

 

Fısıltı Gazetesi

Fısıltı gazetesi bu kez HDP için devrede!

Nasıl mı

Çoğu köşe başında konuşulan şu; Halkların Demokratik Partisi (HDP) 7 Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 10 seçim barajını geçerek TBMM’ye girecek.

İyi de nasıl

HDP’nin normalde yüzde 6-7 dolayında bir oyu var.

Geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş bu oy oranını önemli sayılacak bir miktar daha artırdı ve  %9.76’ya yükseltti.

Zaten HDP’yi “parti olarak seçime girmeye” cesaretlendiren de bir yönüyle bu sonuç oldu.

***

Ama Cumhurbaşkanlığı seçimleri başka, genel seçimler başka!

Kıyas kabul etmez. Ama dedim ya;  şimdilerde birçok kişi köşe başlarında, “HDP barajı geçecek” diyor. Kimileri de, daha garip ve tuhaf olan yanıyla, “HDP’ye baraj geçirilecek!” demekte.

O birileri kim, o birileri kimse nasıl karar veriyor, hangi mekanizmayla böyle bir karar alınabiliyor

***

Demirtaş bu akşam sanıyorum, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sorularını cevaplayacak.  Ahmet Hakan, Selahattin beye keşke bu soruyu da sorsa… “Nasıl oluyor da böyle oluyor ” diye…

NOT: Bugün, 27 Mayıs 2015, Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!