19. Milli Eğitim Şûrası çalışmaları kapsamında ele alınan bazı kararlar var. Söz konusu kararlar arasında, Osmanlı Türkçesinin zorunlu ders olarak liselerin öğretim programına dâhil olması önemli bir yere sahip. Bilindiği üzere eğitim şûrasının bu kararı, çeşitli çevreler tarafından tartışma konusu oldu. Laik kesim, çocuklarının bu derslerden muaf tutulması yönündeki açıklamalarını sert bir üslupla yaptılar ve bu tür taleplerin geçmişe dönüş özleminden başka bir şey olmadığını belirttiler.
CHP zihniyetinin geçmiş diye ifade ettikleri şey, bu toplumun manevi mirasıdır. Yapılmak istenen ise çocuklarımızın, tarihin ardiyesine kaldırılan bu mirasla bağının tamamen koparılması ve kimliksiz kişiliksiz bir neslin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
Dil, din ve kültür bir toplumun kimliğini oluşturan yapıtaşlarıdır. Bu taşlardan birini yerinden oynattığınızda o toplumun kimlik bütünlüğünü sağlaması mümkün olamaz. Nitekim Cumhuriyet tarihi ile birlikte yapılan köklü değişim, toplumun kimliğini kültürünü, inanç değerlerini, dilini ve temel unsurlarını yerle bir etmiş ve insanlarımız bir nevi kimlik karmaşasının içine sürüklemişlerdir. Toplum kendini oluşturan öğelerden ayrıştırılmış ve yutulmaya hazır lokma haline gelmiştir.
Osmanlıcanın yeniden aktive edilmesi yönünde tavır alan kesim, çocuklarımız mezar taşlarını dahi okuyamaz hale geldiler diyerek bu konunun önemine dikkat çekiyorlar. Ancak bu mesele sadece mezar taşlarının okunması ile ilişkilendirilemeyecek kadar derin bir meseledir. Osmanlıca, tarihimizin özünde saklı olan kültürümüzün bir parçasıdır. Bugün sadece çocuklarımız değil, aydınlarımız da, kütüphanelere hapsedilen eski kaynaklarımızı okumaktan ve anlamaktan uzaktırlar. Oysa kendini bu toplumun aydınları olarak tanımlayan herkesin Osmanlı Türkçesini bilmesi ve sindirmesi beklenir.
Osmanlıca bir toplumun katledilen kültürüne dönüşü ve o kültürü yeniden doğru bir gözlükle okuyup fayda elde edilebilmesi için gereklidir. Kaldı ki, bizim çocuklarımıza anasınıfından itibaren, İngilizce dayatılıyor ve çocuklar kendi kavramlarını öğrenmeden evvel İngilizce kavramlara aşina oluyorlar. Bunun sonucunda geçmişinden utanan ve atalarıyla kavga eden bir nesil ortaya çıkıyor.
Osmanlı Türkçesi, bu toplumun tarih köklerinin bir parçasıdır. Fakat okul aracılığıyla bu eğitimin verilmesi ne kadar başarılı olabilir bu konu tartışılmalıdır. Zira dört yıl devam eden İmam Hatip liselerinde çocuklarımız Arapça eğitimi alıyorlar fakat Arapçayı konuşma ve anlama noktasında son derece yetersiz kalıyorlar. Aynı şekilde Osmanlıca derslere katılan bir öğrenci de geçmişe yönelik eserleri okumakta ve anlamakta sanırım büyük zorluklar yaşayacaktır. Bu nedenle bu eğitimin verilip verilmeyeceği değil, hangi yöntemle verilmesi konusu tartışılmalıdır. Eğitimde yeni öğrenme metotları benimsenmeli ve çocuklar öğrendiklerini aynı zamanda içselleştirebilmelidirler.