Bugüne kadar denenmemiş bir bilmece-bulmaca tarzı.

Aşağıdaki isimler ve özelliklerine bakar mısınız

Acaba, ortak özellikler bulabilecek misiniz

AYŞE KULİN: Daha çok beyaz Türkleri andıran, topluma biraz da yukardan bakan bir edasıyla ön plana çıkan yazar Ayşe Kulin’in “Köprü”sünden umutlanmıştım. Zira, halka yakın duran, merkezi anlayışı târumar ederek yönetim tarzına yeni bir mantalite getiren Vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını konu ediniyordu. Cam ekrana da yansıtıldı. Baktığınız zaman diğer kitaplardan çok farklı bir tarzı var Köprü’nün. Recep Yazıcıoğlu, tartışmalı bir trafik kazasında vefat edeli yıllar oldu; Ayşe hanım kızmazsa şunu sormak istiyorum; Köprü isimli kitabı neden ve hangi amaçla yazdınız “Köprü”nün bir “karşılığı” var mıydı, yok muydu

ZÜLFÜ LİVANELİ: Her nedense, bir dönem Tansu Çiller’in avukatlığını yapan, Çiller tarafından DYP’den milletvekili adayı yapılan bir kardeşinin olduğunu (Ömer Asım Livanelioğlu) saklım saklım saklıyor. 1980 gençliğinin idollerindendi. Siyasete girdi ama başarısız oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı için aday oldu, kazanamadı. Milletvekili seçildi ama bu kez de TBMM’ye neredeyse hiç uğramadı. Kürsüde neredeyse hiç konuşmadı, yazılı-sözlü önerge vermedi, yasama çalışmalarına katılmadı. Gözü hep genel başkanlık koltuğunda öylece sabit kaldı.

FAZIL SAY: İslam dinine, Müslümanların inancına hakaretler yağdırdı: “Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, cenneti âlâ meyhane midir Her Mü’minine 2 huri vereceğim diyosun, cenneti âlâ kerhâne midir Bilmem farkettiniz mi ama nerde yavşak, adi magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı, bu bir paradoks mu Müezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu. Prestissimmo con fuco!!! Ne acelen var Sevgili Rakı masası Tanrı, uğruna yaşayacağın bir şey mi, öleceğin bir şey mi Yoksa hayvanlaşıp öldüreceğin bir şey mi Bunu da düşün!!” İşte bu sözleri sarfeden Fazıl Say da “kaygılı”lardan…

TARIK AKAN: “1980’de atılmış tohumlar şu anda burada yeşeriyor. Oradaki sistemler bugüne büyüyerek geldi. Onun için 1970 ve 1980 darbelerine inanılmaz karşıyım. Ama 1960 darbesi ve 28 Şubat’ın yanındayım. İyi darbe vardır, kötü darbe vardır.” Bu sözleri sarfeden Tarık Akan da “kaygılı”lardan..  Devam ediyor, “kaygılı”lardan Tarık Akan, “Şayet iktidarlar anayasanın dışına çıkıp milletin egemenliğine el uzatırsa Cumhuriyet’e sahip çıkan bazı güçler, emniyet, ordu, YÖK, hukuk, eğitim ve Anayasa Mahkemesi duruma el koyar. Hiçbir zaman hiçbir iktidar bu ülkenin laik ve demokratik yapısına el uzatamaz.”

FERHAN ŞENSOY: Hem sıkı bir “darbesever”, hem de İslam’a, dine her fırsatta hakaretler yağdıran bir isim. Ferhan Şensoy da “kaygılı”lardan… Şu sözlere bakar mısınız; “Herkesin düşüncesine saygı duymak gerekir, diye düşünülüyor. Gayet “Güzin Abla” bir yaklaşım. Saygı duymak, o salak düşünceyi kabullenmek olamaz.”, “Bir salaklığa saygı duyulamaz.”, “Herkes, çok geniş bir kapsam. Herkesin her bir kesimi çok salak şeyler düşünüyorsa bunlara saygı göstermek gerekmez.”, “Kimi civil beyinlerin örümcekli düşüncelerine saygı göstermek değil, onlarla savaşmak gerekir.”, “Her eblehin zırva düşüncesine saygı göstermek zorunda değiliz, sövgü göstermek hakkımız mahfuz.”, “Her yere mescit yapmak sevgisiyle mücehhes beyin, tiyatrolara da mescit yapılmasını önermiş! Durumun yasallaştığını düşünün! Tiyatroya oyun izlemeye gelen izleyici, ne zaman namaz kılacak, lan civil beyin İki perde arasında mı Perde arası yerine, namaz arası mı verilecek Üstelik tiyatro namaz saatlerinde oynanmıyor ki! Kıl beş vakit namazını, sonra gel tiyatroya namaz perver izleyici! Di mi lan, civil beyin ”, “Daha önce yapılan 3 askeri darbe ottan bo.tan sebeplerle yapıldı. Asıl darbe yapmak için geçerli sebepler şimdi var ama darbe yapan yok. Bu ülkenin darbe vakti geldi fakat asker bir şey yapmıyor. 1980’de yapılan darbe sırf Kenan Paşa’nın resim merakından dolayı yapıldı. Darbe yapacaksanız şimdi yapın.”

ZEKİ ALASYA: “Kaygılı”lardan Zeki Alasya, Emek Sineması ile ilgili ilginç bir yorum yaptı. Alasya, onur ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşmada, 3 yıldır faaliyette olmayan Emek Sineması’nın akıbetine değinerek şu cümleleri sarfetti: “Milli Türk Talebe Birliği’nin İstanbul’daki binası eskiden laik bir yerdi, fakat zamanla, oradaki tiyatronun sahnesinde namaz kılmaya başladılar. Emek Sineması’nı çok seviyoruz ve tekrar açılmasını istiyoruz. Ama Emek sinemasının sahnesinde namaz kılınacaksa hiç açılmasın daha iyi.”

Dolmabahçe sırları!

Gezi Parkı protestolarında tüm gözler Taksim’de olduğu için Dolmabahçe’de yaşananlar tam anlamıyla dikkatlerden kaçtı. Birkaç not:

-İçki içildi-içilmedi tartışmasını bir kenara bırakıyorum. O gece camiye giren göstericilerin cami kapısını tekmelediklerini, cami görevlisine, “Eğer kapıyı açmazsan, kıracağız.” tehditlerini savurduklarını, biliyor musunuz

-O gece Dolmabahçe Sarayı’nda görevli polislerin “polis” yazan tüm tabelaları kaldırdıklarını, sabit olanlardan “polis” yazısını sildiklerini, resmi üniformalarını çıkardıklarını, biliyor musunuz

-En ilginç olanı da şu: O gece Dolmabahçe-Beşiktaş hattında gösteriler devam ederken, meçhul kamyonlar o ağaçlı yola su, kumanya, ilaç kolileri, yardım paketleri bırakıp gözden kayboldu. Bu kamyonlar kime aitti

NOT:  Bugün 1 Temmuz 2013, Pazartesi...  İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda herkes ayrı telden çalıyor. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton da bitti… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…