Topluma talihsiz bir süreç yaşatan Gezi isyanı bütün sıcaklığı ile kamuoyu gündemindeki yerini koruyor. Şimdiye kadar farklı boyutlarıyla çeşitli tahlillere tabi tutulan bu olayların sanat camiasındaki genel yansımasını geçtiğimiz günlerde gazetemizin kültür sanat sayfasında okuduk.  Edebiyat dünyasındaki manzarayı ise bildiğimiz kadarıyla sağlıklı bir şekilde ele alan olmadı. 

Gezi Parkı’nda ağaç bahanesiyle başlayan fakat oradan şiddet yanlısı bir eğilimle çıkıp Taksim’e ve bazı şehirlerin dar muhitlerinde karşılık bulan menfur isyankârlık süreci yakın ve uzak vadede bir takım kazananlar veya kaybedenler oluşturdu, oluşturacak.

Kazananlar ve kaybedenler… Kime göre Bu adlandırmalar elbette öznel. Nihayet herkesin doğrusu kendisine. Dolayısıyla biz de kendi doğrularımızı dile getireceğiz burada: Taksim’de edebiyatın hali niceydi bize göre

Böyle bir çabanın içine girmişken en başta şunu söylemek isterim: Mesele bir köşe yazısıyla ele alınıp sonuçlandırılacak cinsten değildir. Doğrusu seri birkaç yazı da bu olayın edebî tezahürünü gözler önüne sermeye yetmeyebilir. Bu yüzden teklifim, `Gezi edebiyatı’yla ilgili yazılıp çizilmiş materyalleri akademi camiası bir an önce incelemeye almalı ve bunlar üzerinde tahlil ve tenkit çalışmaları yapmalıdır.

Peki, Gezi sürecinde edebiyatçıların sergilediği görünüm nasıldı Elbette gözlenebilir birkaç kategorik yapıdan bahsedebiliriz. Mesela, terör noktasına varan eylemlerle iç içe hareket ederek edebiyat yapanları (!) bir grupta değerlendirebiliriz. Bu grubun hemen yanı başına yerleştirmekte zorlanmayacağımız bir güruhtan da şu adlandırmayla işaret edebiliriz: İki arada bir derede gezenler! Hava durumunu koklayarak hayatını sürdüren bu zümredekilerin birinciler kadar tehlikeli oldukları söylenmelidir. Üçüncü bir grup `Gezi’yle hiçbir şekilde ilgilenmeyen, sanki `Gezi’ yaşanmıyormuş gibi davrananlardır. Doğrusu onları da negatif kutupta almak düşüncesindeyiz. Son olarak, bunların tamamının dışında kalan ve elbette sürece `makul’ katkılar sunan edebiyatçılar var.

Çizdiğimiz bu genel görüntüden de anlaşılacağı üzere edebiyat âlemi `Gezi süreci’ ile birlikte belirli bir ayrışmaya tabi oldu. Yıllardır var olduğu ileri sürülen `hoşgörü’ ve `tolerans’ edebiyatının yapay olduğu ortaya çıktı. Edebiyatı ideolojik okumayalım diyenler büyük bir darbeye maruz kaldılar. Ulusalcı, kemalist, maocu, marksist ve leninist zihniyetlerdeki şair/müteşair ve yazarlar `hoşgörü’ duvarına dirsek çevirmekte gecikmediler. Onların bu şekilde ders verdiği bir başka kesim de, aşağılık psikolojisi içinde sürekli olarak kendilerine yaranma eğilimi gösteren çevremizdeki bazı tipler olmalıdır…

Bu tespitlerden sonra ortaya çıkan sonuç için hangi cümleyi kurmalı Gezi’yle birlikte yaşanan çatışmacı üslup edebiyat dünyasında keskin saflaşmalar oluşturdu diyebilir miyiz Bu ve benzeri soruların net cevaplarını örneklendirmeli bir sunum yaptıktan sonra sanırım daha kolay verebileceğiz…

Yeri burası olmalı, yapacağım sunumda önceliği benim `kaybedenler kulübü”ne dahil ettiklerim alacak. Bu kulübün üyelerini `makul’ kategorinin dışında kalanlardan, ama daha çok ilk gruptan (isyankâr gruplarla birlikte hareket edenlerden) seçtiğimi belirtmeliyim.

Fakat daha önce belirtmemiz gereken birkaç husus daha var: Mesela, tespitlerimizi yaparken hangi kaynakları kullandık Hangi şair/müteşair ve yazarları niçin inceleme gereği duyduk İnceleme gereği ve imkânı bulduğumuz şair/müteşair ve yazarların edebî metinlerinin dışında hangi tutum ve eylemlerine göz attık

Cevaplayalım: En başta yazılı kaynakları, gazete ve dergileri dikkate aldık. Buralardaki materyallerimizi sosyal ağlar üzerindeki verilerle destekledik. Şair/müteşair ve yazarların sosyal ağlarda sergiledikleri konuyla ilgili her türden (edebî veya edep dışı) yazılı, görsel ve işitsel hareketi tetkik etmeye çalıştık.

İncelemeye `layık’ (!) bulduğumuz isimler kendiliğinden belirdi. Fakat aralarında tercih yapmak durumunda kaldığımızda Gezi sürecine gelinceye kadarki evrelerinde AKP iktidarından veya yerel izdüşümlerinden (AKP’li Belediyelerin kültür faaliyetlerinden) bir şekilde istifade edenleri, `hoşgörü’ ve `tolerans’ akımına olumlu cevap verip onun imkânlarından yararlanmakta sakınca görmeyenleri ve elbette davasında (isyankârlığında) orijinal bir tutum sergileyenleri dikkate aldık.

Bu tercihimizin üç sebebi olduğu anlaşılmış olmalı: 1. AKP’lilerin genel olarak hangi edebiyatçılarla iş tuttuğunu göstermek, 2. Hoşgörücü ekolün ebedî yanılgısını bir kez daha göstermek, 3. Paydaşlarına nankörlük yapan şair/müteşair ve yazar takımına işaret etmek…

Sıra Gezi’de kaybolan edebiyatçılar kulübünün üyelerini ve onlara bu üyeliği kazandıran edebî (!) ve edep dışı faaliyetlerini incelemeye geldi. Sürprizler bir sonraki yazımda!