Medeniyet kubbemizi ayakta tutan sütunlar yıkılıyor.

Müslümanların, zihni aklı, idraki ve hayat algısı sekülerizmin işgali altında.

Ne oldu da varlığımızın omurgasını oluşturan ve bizi

insan kılan değerlerden uzaklaştık Bu soruyu hepimize soruyoruz fakat sonuç

hep aynı Çağın getirdiği ne varsa hayatımıza yamadık ve bütün hayatımızı

baştan aşağı yamalı bir bohçaya çevirdik. Ayaklarımıza inatçı bir sarmaşık gibi

dolanan ağları yırtarak kardeşim dediğimiz kimselere ulaşmayı başaramadık. Biz

yenilgiyi baştan kabul ettik. Peki, neydi kardeşlik ve biz bu kavramı nasıl ve

hangi yöntemle katlettik

Kardeşliğin omurgası sevgi ve paylaşıma dayanırdı. Oysa

bizler ne sevgimizi vermede cömert davranıyoruz ne de paylaşmayı seviyoruz.

Kardeş kardeşin derdiyle dertlenirdi. Fakat bizler derdi

olan kişinin zayıf kaldığına inanıyor ve hemen uzaklaşıyoruz.

Kardeş kardeşin elinden tutar ve bundan asla kaçınmazdı.

Oysa bizler nerede tutulmaya muhtaç bir el görsek yolumuzu değiştirip mağduru

görmezden geliyoruz. Çünkü iyiliğin bu dünyada bir fayda getirmeyeceğini

düşünüyoruz.

Kardeş kardeşi iyiliğe teşvik eder, kötülükten

alıkoyardı. Fakat bizler kardeşlerimizin sorunlarına tamamen uzak yaşıyoruz.

Aynayı kendimize çevirmiş durumdayız o yüzden sadece kendimizi görebiliyoruz.

Kardeş kardeşin iyiliği için dua eder, kendisi için

istediğini onun için de isterdi. Fakat bizler bencilliğin kör kuyusuna düşmüş

ve kendimiz dışındakileri göremez hale gelmişiz. Bir nevi idrak körlüğüne

tutulmuşuz fakat farkında değiliz.

Bu rehavet uykusundan uyanıp, yeni bir güne başlamak için

kuvvetli bir enerjiye ihtiyacımız var bunu biliyorum. Ama bu enerji inandığımız

dinamiklerin içinde mevcut, bize sade istemek ve karar vermek kalıyor.