Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin yaşadığı zulme ve mağduriyetlere dikkat çekerek, Çin ürünlerine karşı ciddi bir boykot uygulanması gerektiğini ifade etti.“Bütün Müslümanların Çin ürünlerine karşı ciddi bir boykot uygulamasını istiyoruz” cümlesi de Temel beye ait. Milli Gazete, dünkü manşetini bu hususa ayırdı.
Son derece önemli bir uyarı…
Piyasalarımızı her gün biraz daha sarıp sarmalayan, yerli üretime darbe vuran Çin malları… Daha geçenlerde 42 TIR’a eşdeğer elektronik ürün yükünü taşıyan Çin treni China Railway Ekspress, 2 kıta, 10 ülke, 2 denizi aşarak, 12 günde 11 bin 483 kilometre yol kat etmedi mi!
Bilmem, tehlikenin farkında mısınız!
***
Çin demişken… Bir nokta daha;
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Beijing’de düzenlenen “Orta Doğu Güvenlik Forumu”nda son derece dikkat çeken bir konuşma yaptı.
Çin’in Orta Doğu güvenliği konusundaki tutumunu açıkladı. Wang Yi, söz konusu güvenlik çerçevesinin kurulması için Orta Doğu’daki sorunların siyasi yollarla barışçıl şekilde çözülmesi, eşitlik ve adalet ilkesinin savunulması, BM’nin kritik rolünün geliştirilmesi, ülkeler arasında dayanışma ve diyaloğun arttırılması ve uluslararası toplumun Orta Doğu’da barışın sağlanmasında yapıcı rol oynaması önerilerinde bulundu.
Hepsi ve tümü de hikâyeden yaklaşımlar… Merak ediyorum, oradan birisi kalkıp, “Beyefendi siz önce Doğu Türkistan’daki akla hayale gelmedik zulümlere ve işkencelere bir son verin bakalım!” dedi mi, demedi mi? Merak ettiğim bir husus daha var; Wang Yi, Çin’in, Orta Doğu’da barış oluşturmaya, istikrarı desteklemeye ve kalkınma sağlamaya devam edeceğini vurgularken, yıllardır Filistin’deki zulme değindi mi, acaba?
200 temsilcinin katıldığı forumda, Orta Doğu’da güvenlik sağlanması konusunda işbirliği ve kalkınma sorunları ele alınırken, “Ortadoğu’nun çıbanbaşı İsrail ve zulmü” de konuşuldu mu, acaba?
SOYKIRIMA TÜY DİKEN KARAR!..
Önce o karanlık olayı biraz anlatmak istiyorum;
Srebrenitsa Katliamı’nın üzerinden neredeyse çeyrek asır geçti, 24 yıl olmuş... Şurası bir gerçek ki, büyük bir insanlık trajedisi yaşandı.
Biraz daha ayrıntılara bakalım;
* 11 Temmuz 1995 tarihinde gerçekleşen Srebrenitsa Katliamı, dünya tarihinin en kara sayfalarından bir tanesi. “Bosna Katliamı” olarak da anılan bu üzücü, insanlık dışı olay…
* Şu noktada tüm otoriteler birleşiyor; bu katliam, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yapılan en büyük katliamdır.
* Yugoslavya’nın çökmesinden sonra, 1992’de Sırplar Bosna’da başlattıkları soykırımla doğuya doğru ilerledi. Sırplar, nüfusunun yarısından çoğunu Müslümanların oluşturduğu 36 bin nüfuslu Srebrenitsa’yı ele geçirdi.
n Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Hollandalı generalden aldıkları skandal bir emir doğrultusunda kenti boşalttı. Esir alınan BM askerlerine karşılık olarak kamptakiler Mladiç’e teslim edildi.
* Ratko Mladiç komutasındaki VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girdi. Mladiç kendisini izleyen kameralara şunları dedi: “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.” (Burada Türk dediği ise Bosnalı Müslümanlar …)
* Soykırım işte tam bu noktada başladı; tam 10.000 kişiyi esir alan askeri grup, Mladiç’in emriyle esirleri öldürmeye başladı. 5 gün süren katliamda 8.372 kişi katledildi. Öldürülen 8 bin 372 kişiden 3 bininin cesedine hâlâ ulaşılamadı.
***
Tüm bunları şunun için anlattım;
* 2019 Nobel Edebiyat Ödülü Bosna Soykırımı’nın canisi, masum Boşnak kardeşlerimizin katili Miloseviç’in en büyük destekçisi ve soykırımın inkârcısı Peter Handke’ye verildi.
* Vicdan sahibi her insanı derinden yaralayacak ve soykırıma tüy dikecek bir karar bu!
* Bu karar, Nobel Ödülleri’ni bir kez daha tartışmalı hale getirecek!
* Bu kararla Avrupa gerçek yüzünü, çirkin suratını bir kez daha göstermiş oldu!
SOKAĞA TARİH DÜŞERKEN…
şu bizim sokak
her zaman boz her zaman çıplak
seyyar satıcılar alabildiğine hür sanırlar kendilerini
seksek çizgileri silineli asırlar olmuş
çocuk yok uyanacak
in cin de görünmez
nineler de dedeler de
hatıralardır yaşayan cam ardındaki peykelerde
titreyen ellerde bir bardak su
raflarda kuru ekmek bir de boş ilaç kutusu
bizim boz çıplak sokak
yılda bir giyinir nazlı gelinler gibi ak pak
ay ışığında uzanır gider haftalarca salınarak
incelmiş parmaklardan alevlenmiş çıralarla başlar tören
kara dehlizler gibi sobalarda çıtır çıtır ateş
kestaneler sobanın üstünde yok artık
ne de arka bahçede ayazda üşüyen havuç burunlu adam
göçen yavrularla gitti neşe bu odalardan
kıpırdayan dudaklarda dualar
hiç açılmayacakmış gibi hayata paslı kapılar
bizim sokak
ne bahar bilir ne yaz
çiçek tarhları yalnız
tulumba sessiz bahçelerinde
yapraklanır ağaçlar içerek suyu derinlerden
üç beş serçe seslenir kuytularda zamanı hatırlatmak için
asırların yükü binmiş gibi dallar yere eğik
yapraklarda bozla karışık bir yeşillik
fersiz gözlerde buğulu yaşlar
uzaklara ayarlanmış
hırsıza sağır kulaklar
bizim sokak
kiremitleri rüzgârlarla savrulmuş yağmurlarla yunmuş
güneşi kavurmuş soğuğu dondurmuş
direnmiş
gökkuşağından geriye bir boz renk kalmış
bir de tarihe şahit kahraman ihtiyarlar
hazırlanmakta yavaştan beton kulelere
sanır ki akasyanın dibinde misketler yuvarlanacak
bilmez gibi ay ışığında gümüşten gülüşleri tarih olacak
alışılmış her şeye
zamansız yankılanan salâlar bile akis bulmuyor
düzayak evlerden başlar uzanmıyor
komşuuu
huuu
kimmiş
vah vah
(Prof. Dr. Ahmet Uludağ)