Büyük şehrin girdabına kapılıp da, nefes almak neredeyse imkânsız artık. Dostların hatırlanması, akrabaların aranıp sorulması, büyükleri ziyaret, artık geçmiş yüzyıl gelenekleri arasına katılmakta.

İlle de sıla-i rahim.

Kültürümüzde onca üzerinde durulmasına karşın, pek de vakit bulamadığımız kutlu diyar.

Önceki gün 5-6 yıldır uğrayamadığım köyüme gittim.

Bitişik vilayette bir işim dolayısı ile bulunuyordum, adeta kaçarcasına uçarcasına erkenden kalkıp bir minibüse atlayıp iki saatlik yolculuk sonrası geçmişimi kalbinde saklayan o güzel hatıra defterine kavuştum.

Eski adı Çorçuk, yeni ismi Harmantepe.

Baharın en güzel günlerinde annemin, anneannemin anıları ile bezenmiş tepelere, kerpiç evlere, bahçelere uzun uzun baktım.

En büyük hayali idi annemin, bir gün arazisi üzerinde bir ev yaptırıp köyünün kokusunu ciğerlerine çeke çeke orada son yıllarını geçirmek istemekte idi. Sağ olsun amcaoğlu Halis Dayı, ona evinden birini vererek son zamanında bu hayalini gerçekleştirmesine yardım etmiş, bir yaz boyunca hatta güzün de orada kalmışlar bizler de çoluk çocuk onları ziyarete gitmiştik.

O zaman küçük olan oğullarım şimdi evli, çoluk çocuk sahipleri, hâlâ o yaz tatilini sayıklamaktalar:

“Ne, harika günlerdi, gölde balık tutardık, köyün mis gibi havasında oyun oynardık, motorlarla karpuz, kavun, domates, biber tarlasına giderdik, dönerken akrabalar, anneanneme de bir çuval ürünlerden indirdiğinde, bu bahçe mahsulü cennet meyveleri o harika kokuları ve tatları ile o günleri unutmak mümkün mü?”

Köylere birkaç saat ziyaret, asla içinde yaşamayı tutmamakta. Çünkü eyvanda oturup güneşin doğmasını o şefkatli elleri ile yüzünüzü yıkamasını yaşamanız gerekli. Sabah kahvaltılarının çay ve sac üzerinde pişirilen taze ekmek kokusunu solumanız gerekmekte. Her vakti kuşanmanız, güneşin tam tepedeki halini selamlamanız, ikindilerde badem ağaçları altında çay içimlerinizi, güllerle birlikte fotoğraflarda sabitlemeniz gerekmekte.

İlle de akşamları, eyvanların, üzerleri açık avluların yıldızlar altındaki dekorları arasında karşıki dağlara ya da ay ışığı altında gümüş bir ayna gibi parlayan göle karşı geçmişi düşünmek.

Avlularda gök ekinler olan genç ölülerin yıkandığı günleri anlatan yaşlı bir nenenin hâlâ kesilmeyen hıçkırıkları ile yarım yüzyıldır dinmeyen acıların iyice hüzünleştirdiği geceler boyu yaşayanlardan çok geçmişi yâd etmek.

Kuzenlerimle, bizim de böyle bir projemiz var öyle bir iki saatlik uğramalık değil, bir hafta köyümüzde kalmak, anıları devşirmek.

Zira öyle hızla azalmaktayız ki. Eskiler öyle çabuk yerleşmekteki öte evlerine. Koca köyde akrabalarımın evleri kapalı, kapıları kilitli, bizi karşılayan gülümseyen nurdan çehreler yok. Sadece üç açık kapı bulabildim akrabalarımdan. Selami dayımla eşi Yurdagül yengem, kışın kaldıkları şehirden yeni gelmişler, Halis dayım eşi Ferizan yengem ve Galip ağabeyim ile eşi Nebiye; yanlarında ne bir çocuk ne de bir torun vardı, hepsinin şehirde işi gücü bulunmakta, kapılar kapalı, köyler hızla terk edilmekte.

Yusuf Ağa dayımın açılmayan kapıları önünde kalakaldım, inanılır gibi değil bu ev az mı bizi bağrına basmıştı, Anıko’lu günleri, gelin bacılı dönemleri, sarışın prenses Selver yengemin o hiç bitmeyen işlerine karşılık biz çocuklara gösterdiği sabrı; şimdi burnumun direği sızlayarak gözlerim yaşararak yâd ediyorum. Sanki hiç vakit bulamadan konuşmaya, öteye erken gidişleri.

Hâlâ dün gibi hatırlarım küçük bir çocuk olsam da, Selami dayımı evlendirirken şehre gidip gelmelerimizi, gelin esvapları dizişlere şahit oluşumu, kuyumculardaki zevkli takıları seçişlere tanık oluşumu. Bu uzun yıllar önceki düğünde, saydıklarım gerçek dayım değillerdi annemin amca çocukları idi ama büyük ailenin güzelliği o dönemler çok görkemli yaşanır, annem amcaoğulları için bacı hükmünde olduğundan kız istemelerde, düğün teşrifatında mutlaka bulunur, her ince detayla, evlenenin kardeşiymiş gibi ilgilenirdi. Bugün mümkün mü? Öz kardeşler bile bacılarını kendi işlerine karıştırmazken, hoş bacılar da vakit bulup lüzumsuz görülen bu işlerle uğraşmazken.

Demek ki o zamanlar masal denli güzel aile dayanışmaları, birlik ve beraberlikler, bağlılıklar da varmış.