Türk toplumunda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma
gibi bir karakteristik var maalesef. Bilgiye değer vermeyen bizler, öğrenmeye
harcanan emeği ve zamanı da fuzuli, gördüğümüzdendir ki, son 150-200 yıldır bir
hasta adam oluyoruz, bir gelişmekte olan ülke Bilginin sahibi olmayıp
sadece kullanıcısı olduğumuzdan, bir türlü ileriye doğru bir adım da
atamıyoruz. Yerimizde saydığımızı ve hatta geriye gidişlerimizi birbirimize
büyük hamleler olarak yuttturma kurnazlığındayız sadece.
Türkiye gibi bir ülkenin ileri doğru gitmesi demek, en
başta küresel emperyalistlerin, yani ABD nin ve AB nin dümen suyundan çıkması,
kendi kararlarını kendisinin alabilmesi demektir. Böyle bir şeyin olmadığını
devletin en yetkili isimleri defalarca söyledi, söylüyor. Türkiye, misal
Ortadoğu da ABD den habersiz ve izinsiz hiçbir adım atamaz, sadece minik
girişimlerde bulunabilir. Bunu herkes biliyor. Tartışılmaz ve acı bir gerçektir
bu.
Aynı şekilde, uğruna Bakanlık ihdas edilen AB nin
mevzuatına aykırı bir adım atmamız da mümkün değildir. Basit bir örnek;
Türkiye de verilen veteriner diplomalarının Avrupa Birliği ülkelerinde geçerli
olabilmesi için mezun olunan fakültenin Avrupa Veteriner Eğitimi Kurumları
Birliği ne akredite olması gerekiyor. Bunun için de uygulamalı domuz eğitimi
şart koşuluyor.
Bir türlü bağımsız ve emperyalizmin dümen suyundan ayrı
bir yol tutturamıyoruz. İslam aleminin iç meseleleri için bile emperyalist
ağalardan icazet ve onay almaya muhtacız. Ekonomik açıdan da, küresel sıcak
parayı, yani emperyalist ülkelerin ranta aç sermayesini Türkiye ye faiz
karşılığı getirtmeye can atan bir vaziyetteyiz. Sürekli yalan yayın yapan
gazete ve televizyonlara, ağzından yalanın her türlüsü eksik olmayan iktidar
borazanı gazeteci-yorumcu parçalarına kalırsa ise, Türkiye dünyanın süper gücü
olmak üzere!
İktidar partisi, her türlü hak, hukuk ve adalet duygusunu
kaybettiğinden hem seçim yardımları, hem devletin tüm imkanları, hem de
devletin tüm erklerini kendi propagandası için kullanabiliyor. Bu bir ahlaki
meseledir en başta. Bunu içine sindirebiliyor, Allah katında hesabını
verebileceklerini düşünüyorlar demek ki, böyle veballi işlere giriyorlar. Hz.
Ömer in devlet işi için ayrı, şahsi işleri için ayrı bir mum kullanmasındaki
hikmeti anlayamayanlar, işin garibi bu misali de hiç durmaksızın vermeye devam
ediyorlar.
Kendi işleri için devletin imkanlarını kullanmaları bir
tarafa, bir de halkı kandırma, gerçek olmayanları söyleme faslı var. Yine basit
bir örnek; Türkiye kendi yolcu uçağını üretiyor muş. Ne zaman üretmeye
başladık, ismi ne, cismi nerede, kaç kişilik, fiyatı ne kadar 2011 de de
yerli uçağımız göklerde denmişti, o uçağı gören oldu mu bugüne kadar
Türkiye nin uçak koltuğu ürettiğini Maliye Bakanı ndan öğrenmiştik ama yolcu
uçağı ürettiğimizi bilmiyorduk. Daha yerli otomobil üretemeyen, onu da geçtik
kendi motorunu yapamayan Türkiye, nasıl oluyor da yolcu uçağı üretiyor,
bilinmez.
Bir de sırf seçim mitingi kapsamı dışında gösterilebilsin
diye önceden açılmış yerlere toplu açılış törenleri düzenlenmesi, kamu
personelinin yasal işlem tehdidiyle törenlere zorla katılımı var mesela.
Demek ki açılışa katılmama diye bir suç varmış Türkiye de! Bütün bu düzmece
açılışlar ve zorla toplanan kalabalıklar da halkı aldatmak olmuyor mu