Geçtiğimiz hafta "Hocaların Hocası" unvanıyla anılmayı hak eden Prof. Dr. Sabahaddin Zaim hocamız Hakkın rahmetine kavuştu. Onun cenazesinde pek çok dostla karşılaştık. Onu sevenlerin Fatih Camii avlusunda o kadar büyük bir kalabalık oluşturdu ki, bu cemaatı görünce pek çoğumuzun aklına Necip Fazıl, Turgut Özal ve Esat Coşan gibi mühim zevatın cenazesinde toplanan büyük kalabalıklar geldi. Allah hepsine rahmet etsin Güzel insanlar güzel insanları hatırlatıyor.

Ben de o gün 40 yıl önce bizim MTTB dergisini çıkarırken yazı alıp fikrine başvurduğumuz, sosyal ilimlerle meşgul beş profesörü hatırladım: A. Selçuk Özçelik, Mehmet Kaplan, Faruk Kadri Timurtaş ve Sabahaddin Zaim Daha sonra Süheyl Ünver de geleneksel sanatlarla bilim ve tıp tarihi konularındaki çalışmalarından faydalanıldı. "Şimdi belki 500 profesörümüz var!" dedim. Bunu duyan başka bir dost, "Ne beş yüzü, beş bin olmuştur belki de" diye karşılık verdi.

Bu konuşmalara kulak misafiri olan Prof. Dr. Hayrettin Karaman ise o günün manasına çok uygun bir yorumda bulundu: "Bütün bunlar onların samimi gayretiyle oldu" dedi ve gelişmelerin ehemmiyetine dikkati çekti. Sonra da şu hadis-i şerifi hatırlattı: Peygamber Efendimiz, "Ben ceddim İbrahim Alehyisselamın duasıyım" buyurmuştur

Tabii, her ölüm ve cenaze merasim bizim için pek çok ders olur. Bazıları mezarlık kapısına yazılan "Her nefs ölümü tadacaktır" ayetinden bile rahatsız olsa da ölüm herkese çok farklı dersler verir. Tabii Allah ın emir ve nasihatlerini "Eskilerin masalı" gibi görmeyenler için durum budur.

Her devirde ve ülkede idraki kıt insanlar vardır ve hayırla Kıyamete kadar birbiriyle çatışacak

Hocayla ilgili haberlere maillerde ve internette rastlayabilir miyim diye göz atarken maalesef bu büyük hoca ile ilgili hemen hiçbir yazışmaya rastlamadım, ama şu haberler dikkatimi çekti. Ben bu haberleri gazetelerden internetteki önemli haberler kısmından teselli gibi aynen aktarmak istedim. Bu türden haberleri okudukça bu ülkede yerleşik teamüller açısından yönetici olmanın güçlüğü anlaşılır:

Kamusal alan tanımlanmadığı için köşkte türban serbest

Cumhuriyet Başsavcılığı, bir vatandaşın, Gül ün eşinin türbanı için yaptığı "kamusal alan" suç duyurusu konusunda "kovuşturmaya yer olmadığı" yönünde karar verdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer in türbanlı eşleri davet etmeyerek gündeme getirdiği "Çankaya Köşkü nün kamusal alan olup olmadığı" konusunda tartışılacak bir karara imza attı. 29 Ekim resepsiyonuna türbanla katılan Hayrünnisa Gül le ilgili, Ankara dan Meliha Selmanpakoğlu, Adapazarı ndan Orhan Severcan, Osmaniye den Galip Bıyıkoğlu adlı 3 vatandaş, savcılıklara suç duyurusunda bulunmuştu.

Suç duyurusunda Gül ün "kamusal alanda türban taktığı", Cumhurbaşkanı Gül buna "göz yumduğu" belirtilmiş, First Lady nin Suriye Devlet Başkanı nı karşılama töreninde türban takması ve Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde türbanlı fotoğraflara yer verilmesi de örnek gösterilerek, bunun anayasaya, Türk Ceza Kanunu na, İnkılap Kanunlarına, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına aykırı olduğu savunulmuştu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı üç ayrı dilekçeyi birleştirip yaptığı incelemenin sonunda, "Kovuşturmaya yer olmadığına" karar verirken, anayasanın 105 inci maddesi uyarınca cumhurbaşkanının "vatana ihanet" dışında yargılanmasının mümkün bulunmadığı, adli mercilerce hakkında soruşturma açılabileceği yönünde açık bir hüküm olmadığını vurguladı. Başsavcılık, ayrıca "Hayrünnisa Gül ün memuriyet unvanı veya buna bağlı bir görevi bulunmadığını, protokol kuralları gereği cumhurbaşkanı eşi sıfatından ileri gelen etik ve nezaket kuralları içeren görevleri olduğuna" dikkat çektikten sonra "kamusal alan" kavramıyla ilgili şu tespitlerde bulundu:

"Avrupa da 1960 lı yıllarda irdelenmeye başlayan kamusal alan kavramının, günümüzde hâlâ kesin bir tanımı yapılamadığı için farklı bakış açılarına göre farklı anlamlar kazanıyor olduğu, felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi ve mimari bakış açılarından, daha çok tüm yurttaşların erişmesi garanti altına alınan, toplumsal kimliklerin oluşum ve gerçekleşme alanı olarak devlet yönetiminden ve otoritesinden ayrı bir kavram olarak düşünülerek irdelenen kamusal alan deyiminin Türkiye de kamu otoritesinin en sert ve en katı kurallarının uygulandığı ve uygulanması gerektiği düşünülen ve tamamen devlete ait olan mekân ve alanlar gibi işlevsel bir tanıma dönüştüğü..."

Başsavcılık, bir fiilin suç oluşturması için yasalarda tanımlanması gerektiğini vurgularken "kanunilik ilkesi" çerçevesinde, örf ve adete dayanarak suç yaratılamayacağına dikkat çekti.

Kararda şöyle denildi: "Bu eylemlerle ilgili şikâyet edilenlerin sıfat ve nitelikleri ile olaylar açısından ceza hukukumuzda bir düzenleme ve yaptırım bulunmadığından, cezada kanunilik ilkesi gereğince soruşturmaya gerek olmadığına; bu konuda idari bir düzenleme de bulunmadığından soruşturma evrakının intikal ettirileceği idari bir makam da olmadığına karar verildi." 

YÖK Başkanı: "Ben demokrat bir adamım"

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, kendisiyle ilgili yapılan eleştirilerle ilgili olarak, Ben oldukça demokrat bir adamım. Benim hakkımda her şeyi konuşabilirsiniz, yeter ki terbiye sınırları aşılmasın dedi.

Özcan, üniversitelerde türban sorunundan bahsedilirken sadece başörtüsü ve katsayı sorunun anlaşıldığını belirterek, Ben farklı şeylerden bahsediyorum, konu sadece başörtüsü ve türban değil değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, kendisi hakkında bilinmeden konuşulduğunu söyleyerek, "Herkes, herkes hakkında konuşsun, bunda bir zarar yok. Birbirimizin kafasına tabanca dayayıp zorlamadıktan sonra her şey konuşulmalı. Benim üniversiteler için istediğim de bu. Herkes konuşsun ama bu, terbiyeyi aşmasın. Birbirimize zarar vermeyecek şekilde tartışalım. Bu, demokratik bir bağımsız üniversite demektir. Bunun özlemini duyuyor, onun için çalışıyoruz dedi.

Üniversitelerdeki yasaklardan bahsedilirken yalnızca başörtüsü konusunun ele alınmasını da eleştiren Özcan, şöyle devam etti:

"Hiç alakası yok. Ben farklı şeylerden bahsediyorum. Üniversitelerin özgürlüğünden bahsediyorum. Üniversitelerdeki özgürlük kavramının içi doldurulmak isteniyorsa, çok farklı şeylerle doldurulabilir. Sadece bir şekilde (başörtüsü) değil, buna dikkat etmek lazım. Benim bağımsızlıkla ilgili birçok fikrim var. Bu idari, mali bağımsızlık olabilir. Bilimsel bağımsızlık olabilir. İçini doldurmanın bin yolu var, konu sadece başörtü ve katsayı değil. Bu, üniversiteleri serbest bırakarak sağlanabilir. Bu, serbestlik ortamı yaratarak, rektörleri soruşturmaya tabi tutmayarak, küçük nedenlerden dolayı onları baskı altında tutmayarak, onları kendi hallerine bırakarak sağlanabilir. Rektörleri kendi hallerine bırakarak mükemmel işler yapacaklarını düşünüyorum. Konu edilen yasaklar da kendi kendine ortadan kaldıracaklardır. Hiç kimse o işlerle (türban ve katsayı) uğraşmayacak.

Özcan, başörtüsü sorunuyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının hatırlatılması üzerine de sorunun çözümü için bunlara gerek olmadığını savundu. Özcan, "Onların savlarını biliyorum. Bunlar, üniversitenin dışında konmuş yasaklardır. Mahkemelerle ilgilidir. Bu bakış meselesidir. Öyle bir kural olabilir. Ama siz onu önemli görmeyebilirsiniz, bir sürü insanı rahat ettirirsiniz. Biz öyle bir sonucun çıkacağını ümit ediyoruz diye konuştu.

Göreve geleli 4 gün olduğunu da hatırlatan Özcan, "4 günde çok fazla bir şey öğrenemedim. Öğrenme süreci biraz uzun sürer. Öğrendikçe kanaatim değişecek. Şimdi çok memnunum. Olayın algılanması iyi. Beni iyi karşıladılar. Beni destekleyenler, eleştirenlerden daha fazla. Sivri olarak eleştiren birkaç eski YÖK Başkanı ve onun etrafındaki bir kaç kişi var. Ama tanıdıkça onlar da vazgeçecekler diye düşünüyorum dedi.

Özcan, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı nın, "izinsiz olarak il dışına çıktığı ve televizyon kanallarında programa katıldığı gerekçesiyle hakkında disiplin soruşturması açılan İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz i arayıp durumu öğrendiğini söyledi.

Daha sonra hem teyit etmek, hem de durumu düzeltmek için Selçuk Üniversitesi Rektörü Süleyman Okudan ı aradığını ifade eden Prof. Dr. Özcan, şöyle konuştu:

"Önemli olan, üniversitelerde küçük nedenlerden dolayı huzursuzluklar çıkartıp, kamuoyunda üniversiteleri küçük düşürmek olmamalı. Rektör Bey sağ olsun, olumlu yaklaştılar ve Biz bunu düzeltiriz dediler. Biz, öğretim üyelerinin televizyon programlarına katılmak için izin almadan şehir dışına çıktıklarını biliyoruz. Bazen bu akşam vakitlerine denk geliyor, izin alamıyorlar. Bu, çok da önemli bir şey değil. Bir intihal ve zimmet suçu değil. Birazcık kural dışı durumları olan bir öğretim üyesiymiş. Kendisi de bana İşte ben Ramazan da oruç tutmam dedi. Onun oruç tutup tutmaması beni hiç alakadar etmez, kimseyi de alakadar etmez diye düşünüyorum. Üniversitede böyle birkaç aykırı davranış üst üste gelirse bakışlar değişiyor, negatif enerji topluyor. Kendisini belki de az cezalandırmak istenmiş olabilir, ama durum düzeldi. İnşallah bundan sonra olmayacağını düşünüyorum. Böyle küçük şeylerden dolayı üniversitelerin ismi geçmez ve gazetelere küçük düşmeyiz.