Bir şehrin belediye başkanının feryadını duymuştuk
birkaç ay önce. Bir yere toplantıya gittiğinde, diğer şehirlerin belediye
başkanlarının Audi marka makam arabalarını park etmeleri yüzünden hayli
içerlemiş olan bu başkan, Ben yanlarına Passat mı çekeyim şeklinde dert
yanıyordu. Ne kadar da yürekten bir serzeniş!
Takım elbiselerini bile en pahalı ve lüks yerlerden
aldığını söyleyen bu başkan, gerekçe olarak da başkanı olduğu şehri temsil
etmesini gösteriyordu. Temsil makamındakilerin tek vazifesi, en afilli ve havalı şekilde temsil etmek
mi, yoksa temsil ettiği insanların parasının kendisine emanet olduğu
bilinciyle mi hareket etmektir acaba
Gelin görün ki, bu başkan, geçtiğimiz günlerde 650 bin
liralık Audi siin içinde bir resim çektirmiş. Adeta kendisini eleştirenlere
nispet yaparcasına paylaştığı resme bir de Pek hoşlanmayacaksınız ama ne çare
notunu iliştirmiş. Demek ki, temsil den anlamamız gereken kamunun parasını bir
emanet gibi görmek değil, kendi malıymışçasına harcamakmış! Yetmezmiş gibi
bir de kıskananlar çatlasın pozları vermekmiş!
Sözkonusu başkan, bahsi geçen serzenişinde İstanbul
Valisi Mercedes S350 ye biniyor. Hakkari Valisi de S350 ye biniyor. O zaman
nasıl Kastamonu, Ankara, İzmir, Pendik, Üsküdar Belediye Başkanları Audi ye
biniyorsa, benim de en doğal hakkım da buyurmuş. Bu sözleri sarf eden kimsenin
başkan olduğu belediyenin 140 milyon lira borcu olduğunu söylemek, bu ülkede
hiçbir şeyi değiştirmeyecektir bu devirde Toplumun bu tepkisizliği ve
vurdumduymazlığı, idarecileri vekil değil de doğrudan doğruya kral
yapmaktadır sadece. Halimiz fazlasıyla acınası
Makam sahiplerinden beklenen nedir Aynı Hz. Ömer gibi
bir adalet ve hakkaniyet duygusu içinde hareket etmek, yüklendikleri
sorumluluğun gereği olarak tevazuyu ve sadeliği kuşanmak, harcadığı her bir
kuruşun kendisine bir emanet olduğunun bilincinde olmak, sahip olduğu makam ve
gücün geçici olduğunu bilmek ve gösterişten, şatafattan, kibirden uzak durmak
Bugün kaç tane idarecimiz bu vasıfların, bırakın tamamını, zerresini bile
yerine getirir vaziyette mi Cevabın hayır olduğunu herkes biliyor.
Ancak şu tespiti de yapmak gerek. Toplumdaki birtakım
bozukluklar, yozlaşmalar oluyorsa eğer, bunları tamamen idarecilere yüklemek ve
onları günah keçisi ilan etmek de kolaycılığın daniskası olacaktır. Toplumsal
olarak da, özelde de birey birey bir bozulma hali yaşıyoruz ki, sonrasında
böyle hadiseleri konuşmak mecburiyetinde kalıyoruz.
Toplum, kendi değer yargılarına, ahlaki ve insani
erdemlerine kendisi sahip çıkmazsa, gerekli tepkileri göstermezse, vekil tayin
ettiği kişileri bir üçüncü göz gibi denetlemezse olacağı da budur. Toplumsal
tepki yerini kanıksamaya, boşvermişliğe bırakınca, Hz. Ömer adaleti aramak da
beyhude çaba oluyor haliyle.
İşin ilginci, bu millete hizmetkar olmaya geldik
tarzında popülist sloganları bolca kullanan bir siyasi iktidarın mensupları
arasında bu şatafat, gösteriş, kendini halktan ayırma geleneğinin iyice
yerleşmesi değil midir Daha hala ayakkabısındaki yarığı kapatıp, elbisesindeki
deliği yamayıp giyen insanların varlığı ortadayken, onların parasını bu şekilde
kullanabilmek ve bunu da millet sevdası vs ile açıklamak, ya komedinin ya da
halkı kandırmanın dibidir!
Bu ülkede trajik olan ile komik olan tamamen iç içe
geçtiğinden ve kimsecikler artık hiçbir şeyi sorgulamadığından, tepe tepe
kullanın diyelim gitsin!