İslâm, esas itibariyle kadına tabii bir vazife vermiştir. Bu da evin iç idaresi ve çocuk terbiyesidir. Kadın bir genç kız olarak aile olmak için hazırlık yapar. Bir eş olarak evine, kocasına ve çocuklarına aittir. O evinin efendisi, idarecisi ve kraliçesidir.” (Hasan el-Benna, Müslüman Kızlara, 37)

“Evinden ve aile muhitinden uzaklaşan kadın ya kadınlık vasıflarını kaybeder veya iş yerini ve memuriyet vazifesini ev muhitine çevirir.” (Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, 260)

“Kadın ev ve aile muhitinden uzaklaştıkça evlilik bağları da gevşemektedir. Yirmi dört saatin mühim bir kısmını başkalarının emri ve kumandası altında çalışmakla geçiren, hayat mücadelesinin dalgaları arasında yıpranan narin yapılı ve ince ruhlu kadın yavaş, yavaş hırçınlaşmakta ve sinirlenmektedir. Kimseye minnet edecek değildir. Kendi ekmeğini kendi eliyle kazanmaktadır. İstediği zaman eve gelir. İstediği zaman çıkar, arzu ettiği toplantı ve eğlencelere iştirak eder.” (Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, 258)

Şu bir gerçek ki fıtrat (Yaratıcının koyduğu yaratılış kurallar) ile oynandığı an bir bütün olarak toplumun tüm bireyleri zarar görmektedir. Bugün iş ve memuriyet hayatının her alanına girmiş olan kadın maalesef anneliği ikinci plana atmıştır. Bu büyük bir sıkıntıdır ve başkasının işinde çalışmamak kadın için nerede ise ayıplanacak bir durum haline gelmiştir. Bunun için eski sağlık bakanlarından birisi yapılan hücumlara karşı ev hanımlarının haklarını savunmak zorunda kalmış ve “en büyük kariyer anneliktir” demiştir.

Sabahın köründe işe yetişmek için iki yaşındaki bebeğini derin uykusundan söküp alarak çocuk yuvasında ellerin kucağına attıran acaba hangi önemli ve gerekli iştir? Yok ama o evinden bir kez çıkmıştır. Artık ona en zor gelen şey evinde hanım, hanımcık olarak oturması, çocuk doğurması ve çocuklarının eğitim ve terbiyesiyle uğraşmasıdır. Nitekim çalışan kadın sayısı arttıkça nüfus artış oranları düşmektedir. Bütün teşviklere rağmen çalışan kadın çocuk yapmamaktadır. Zaten bunda da haklıdır. Zira bir koltukta iki karpuz taşınmaz.

“Kapitalizm insanı ticaret metaı olarak kullanmayı en üst seviyede kadın ticareti ile gerçekleştirmektedir. Kadın modern kapitalizmin vazgeçilmez bir sermayesi haline getirilmiştir. Ciklet reklamından, uçak reklamına kadar kadın vücudunun alet edilmediği reklam hemen hemen yok gibidir. Binaenaleyh kadın evinden, ahlakından, tabiatından ve kıyafetinden soyunmadan bu kirli işleri yapması mümkün değildir.” (D. Mehmed, Doğan, Dil Kültür Yabancılaşma, 76, Birlik Yay. Ank.)

“Kadınlarımız eskiden yalnız anne, bacı veya eşti. Şimdi onların bir kısmı çağdaş köle. Türkiye ’nin en ünlü, en itibar gören kadınları, bilgisiyle, sanatıyla, çocuklarını yetiştirmedeki becerisiyle, güzel ahlakıyla örnek olmuş kadınlar değil artık. Magazin dünyasının “en ünlü” yaptığı ve toplumun sürekli ilgisini üzerinde yoğunlaştırdığı kadınlar sahne dünyasından seçilmektedir. ” (D. M. Doğan, a.g.e., 143)

Bu “ünlü”lerden birinin kendini ve çevresini değerlendiren ibret verici sözleri:

“A. T. olarak ben artık çok hissizleştim. Yani kadınlık duygularım öldü benim. Gece aleminden adam çıkmıyor. Böyle alnının teri, elinin bileğiyle akşam karısının yanına gelecek, saygı gösterecek, sevgi gösterecek, artık bizim alemimizde ölmüş bunlar. Kim kimin karısıyla, kim kimin erkeğiyle belli olmayan dejenere bir alem. Zaten satış sermayesi olmuşuz gazinolarda. Gazinolar büyük tahribat yaptı bende. Evde yaşamayı, ev kadını olmayı korkunç istedim. Tek idealimdi.” (Hafta Sonu, 25.5.1984; D. M. Doğan, a.g.e., 144)

Cenab Şehabeddin, Fransız kadın şairlerinin en büyüğü olarak nitelediği Madam Delareau Madires’tin şöyle dediğini nakleder:

“Kadınlarınıza söyleyin ne derece mutlu olduklarını ve kendilerini birçok çalkantıdan koruyan örtülü yaşama olan ihtiyaçlarını takdir etsinler... Danslı eğlenceler eşini seven birisi için cehennemden başka bir şey değildir. Siz bunu anlıyor musunuz?” (Mustafa Sabri Efendi, Kadınla İlgili Görüşüm; 44)

“Kadınların çalışması konusu, Türkiye’de batıya benzeme eğiliminin göstergelerinden olagelmiştir. Son yıllarda artan bir şekilde kadın çalışma hayatına girmiştir. Devlet politikası erkeği geçimini tek başına sağlayamaz seviyede tutmak esası üzerine bina edilerek, kadınların çalışması bir zorunluluk olarak kabul ettirilmek istenmektedir. Neticede işsizlik yaygınlaşmakta, bir tarafta diplomalı işsizler diğer tarafta çalışma hayatına katkı uğruna evinden ve çocuklarından koparılan kadınlar Türkiye’de sosyal hayatın düğümlenmesine doğru gidişin belirtileri olmaktadırlar.” (Mehmet Doğan, a.g.e., 141)

Aynı zamanda Türkiye Yazarlar Birliği kurucu başkanı da olan D. Mehmet Doğan bu eleştirilerini yaklaşık 30 sene önce o günkü batıcı politikaları eleştirmek için yazmıştı ve o gün halkın %70’i köylerde yaşıyordu. Ayrıca da kadının evinden uzaklaşmasını teşvik edip başkalarının yanında çalışmasını özendiren ve son beş yılda bir bir peşine çıkarılan yasalar da yürürlükte değildi. Peki ya şimdi? Ayrıca o gün bayan fetvacılar da yoktu.