Âlimler, İslam ümmetinin kandilleri mesabesindedir. Toplum içerisinde yolunu şaşıran herkes onlara bakıp kendi durumlarını düzeltir, daldığı gaflet uykusundan uyanırlar. Et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılabilir ki? İş oraya varmışsa artık demek ki her şey bitmiştir.
İmam-ı Rabbani hazretleri âlimlerin toplum içindeki fonksiyonunu, kalbin bedendeki fonksiyonuna benzetmektedir. Kalp, temiz ve sıhhatli olursa, beden iyi işler yapar. Kalp bozuk olursa bütün azalar kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler eğer iyi ise, millet de iyi olur ve o toplum ilerler. Âlimler bozuk olursa, millet de bozulur. Allah Resulü (s.a..v.) kötü alimler konusunda ümmetini uyararak şöyle buyuruyor: “Kötü âlimler kıyamet günü getirilir, cehennem ateşine atılır. Her biri, cehennemde değirmen döndüren merkep gibi dolaşır durur. Ona: “Vay sana, biz seninle doğru yolu bulmuştuk, bu halin de ne?” diye sorarlar. O şöyle der: “Ben, sizi nehyettiğim şeyleri tutmaz aksini yapardım.” (Kenzu’l-Ummal, 29097) “Her kim Allah’tan başkası için ilim elde ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizi, İlim, 6 )
Ehli Sünnet uleması devlet ricalinden uzak durmayı, ilmin ve âlimin değerini korumak için bir gelenek edinmişlerdir. Bunun için tarih boyunca çok büyük mihnetlere, sıkıntılara katlanmışlar ama o oranda izzet içerisinde yaşamışlar ve saygı görmüşlerdir. Hatta İz b. Abdusselam hazretlerinin yaptığı gibi emirleri köle pazarında satacak bir izzete ve şerefe ulaşmışlardır.
İmam Azam gerek Emevi ve gerekse Abbasi idarelerini sadece adil yönetimler olarak görmediği için bütün baskılara direnerek kadılık teklifini reddetmiş ve bu reddediş sonunda hayatına mal olmuştur. Hâlbuki o günlerde gerek Emevi ve gerekse Abbasi halifeleri dünyanın en güçlü devletinin başında idiler. Şeriat yasalarını uyguladıkları gibi bütün Müslümanların hak ve hukukunu da koruyacak güçte idiler. Onlar kimselere dalkavukluk yapmıyor, aksine nice krallar onların huzurunda diz çöküyordu.
Bugün yeryüzünde egemen güç emperyalist kâfirlerdir. Bunun en tepesinde ise ABD vardır. Bunun için dünyada akan kanlar hep Müslümanların kanıdır. İşgale uğrayan İslam coğrafyasıdır. Yerlerinden ve yurtlarından sürülüp çıkarılarak vatansız bırakılan Müslümanlardır. Açlığa, sefalete ve zillete itilen yine Müslümanlardır. Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına rağmen hiç birisinden gereğince istifade edemeyen Müslümanlardır. Sahipsiz, kimsesiz bırakılan kendi ülkesinde, atalarının topraklarında parya muamelesi gören Müslümanlardır. Ziya Paşa bu hazin durumu mısralarında şöyle dile getiriyor:
Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm.
Evet, bugün İslam dünyasının birçok bölgesi tamamen yakılıp yıkılmış bir durumdadır. Filistin 70 yıldır Siyonistlerin işgal altında inim inim inlemektedir. Afganistan 1979 yılından beri sürekli işgaller ve savaşlarla boğuşuyor. Son işgalci ise ABD. Irak yine ABD tarafından işgal edilip iki milyon Müslüman katledildi. Suriye’nin vahim hali ortada. Yemen’i Suud ve İran karşılıklı yakıp yıkıyor. Sadece bu ülkede on milyondan fazla insan şu anda savaş nedeniyle açlık ve hastalıkların pençesinde. Libya’da iç savaş devamlı körükleniyor. Bunlar bize en çok acı veren sinir uçları. Bir de Mısır gibi Firavunluğa özenen, Müslümanlara nefes aldırmayan yerli işbirlikçilerin yaptığı zulümler var.
Bütün bu zulümlerin bir numaralı faili ise hiç şüphesiz Amerika’dır. Amerika’yı da kontrol eden Siyonizm’dir. Durum bu iken hangi gerekçe ve hangi hakla bütün Müslümanların kıblesi olan Kabe-i Muazzama’nın, Mescid-i Haram’ın imamı olan zat çıkıp bu en büyük şeytana övgüler yağdırıyor, dualar ediyor?
Hani o okuduğu kunut dualarında zalimlere lanet yağdırırken hıçkırıklara boğulan ve herkesi ağlatan kişi var ya işte ondan bahs ediyoruz. Hazret bir televizyon kanalına aynen şu beyanatı veriyor: “Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar”
Suudi Arabistan’ın ekonomik ve askeri gücü ortada. Bu gücün ne olduğu Yemen iç savaşında görülüyor. Yanında her türlü fitnenin başı olan BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) olduğu halde çakılıp kaldılar.
Diğer taraftan nasıl oluyor da devasa ekonomik ve askeri güce sahip olan ve aynı zamanda BM’de veto yetkisi bulunan Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa kutup olamıyor da Suudi Arabistan ikinci süper güç oluyor? Almanya, Japonya, Hindistan ve benzeri ülkeleri de daha saymıyorum. Buna hayal denizinde dalma derler. Üç günlük dünyada iki milyar Müslüman tarafından nefretle anılacak ve acınacak bir duruma düşmeye gerek var mı?