İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri YSK’nın kararı ile 23 Haziran 2019 tarihinde yenilenecek.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kararlarına itiraz edilemiyor. Zira, YSK son merci.

Buraya kadar tamam ama bu sorular ne olacak?

* Sandık kurullarında sorun varsa bu neden sadece Büyükşehir için geçerli kabul edildi? Aynı sorun ilçe belediyeleri için niçin ölçü kabul edilmedi? Bence en büyük soru budur!

* YSK Başkanı Sadi Güven, neden “ret” oyu kullandı? Acaba, şerhinde hangi hususlar yer alacak?

* Seçimlerin iptaline gerekçe teşkil ettiği belirtilen bazı sandık kurulu başkanları ve görevlileri acaba geçtiğimiz diğer seçimlerde de görev yaptılar mı, yapmadılar mı? Mesela referandum oylamasında, mesela 24 Haziran seçimlerinde… Eğer aynı isimler bu seçimlerde de görev yaptıysa o zaman ne olacak, nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalınacak?

* En çok merak edilen husus İstanbul seçimlerinin yenilenmesine ilişkin kararının 'gerekçesi'. Gerekçede hangi ayrıntılar yer alacak?

* YSK Başkanı Sadi Güven’le birlikte diğer 3 aday karara şerh düşecek. Bu şerhlerde hangi hukuki hususlar ve normlar yer alacak? Bunlar da merak ediliyor…

* YSK'nın kararını YSK Başkanı Sadi Güven değil de AKP temsilcisinin açıklaması normal mi?

* Yüksek Seçim Kurulu’nun 4 yedek üyesinin toplantıya çağrıldığı haberleri doğru mu?

* MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul'da 250 binin üzerinde hemşerisi olan il başkanlarını Ankara'ya olağanüstü toplantıya çağırdı. Bu gelişme Devlet Bahçeli'nin yenilenecek İstanbul seçimlerine asılacağı anlamına mı geliyor?

*“Seçim hukuku şekli hukuktur.” ilkesi bu kararda zedelendi mi, zedelenmedi mi?

* Büyükçekmece ve Maltepe ilçe seçimlerine yönelik itirazlar reddedildi. Yani sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri yenilenecek... Bu karar bile İstanbul kararı için ilginç ve de tartışılacak bir nokta değil mi?

ŞÖYLE Mİ OLACAK?

Şöyle bir şey de olacak mı?

* Terörist başı ev hapsine çıkarılacak!

* Selahattin Demirtaş tahliye edilecek! 

* Ve HDP’nin oyları 23 Haziran seçimlerinde kanal değiştirecek?

* Hatta HDP 31 Mart’ın aksine 23 Haziran’da aday çıkaracak! Olur mu?

* Ve elbette kafalarda bir soru daha var, bunun devamı olarak; MHP’li seçmen böyle bir fotoğrafa nasıl bakacak? Öcalan'la 8 yıl sonra görüşme, MHP’li seçmende kırılma yapar mı, yapmaz mı?

Bu soruların cevabı da elbette önümüzdeki süreçte belli olacak…

DUYAMADIM, MAĞDURİYET Mİ DEDİNİZ!

Bundan birkaç sene önceydi…

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Habertürk’te Didem Arslan Yılmaz’ın sunumuyla ekrana gelen Türkiye’nin Nabzı programına konuk oldu.

Didem Hanım'ın 367 kriziyle ilgili bir sorusuna kızan Baykal, “Bunun dışında bir laf bulamıyor musun, Didem?” diye çıkıştı!

Deniz Bey neden bu kadar öfkelenmişti? Baykal, Didem Hanım'ın bu sorusuna neden bu kadar alınmıştı?

Neydi bu olay? Elbette bunun bir perde arkası var!

Kısaca hatırlatayım…

TBMM’de “sancılı” bir Cumhurbaşkanı seçimi vardı…

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 26 Aralık 2006’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında, anayasada belirtilen 367’nin sadece “karar yeter sayısı” değil, aynı zamanda “toplantı yeter sayısı olduğu” görüşünü ortaya attı.

Böylece Meclis’teki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla cumhurbaşkanı seçemeyecekti.

Bu arada CHP, 367 iddiasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Aynı günün akşamı Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra “e-muhtıra” olarak anılacak, bir basın açıklaması konuldu.

İşte tam da bu aşamada Deniz Baykal o meşhur cümlesini söyledi. Neler dedi, Baykal;

“Anayasa Mahkemesi’nin 367 milletvekili bulunmadan cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar vermesi durumunda, Türkiye’yi tehlikeli çatışmaya sürükleyecektir.”

Aynen bu cümleyi kullandı Deniz Baykal.

Bu konuşmanın hemen ardından Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs’ta verdiği kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti.

Bunun üzerine 6 Mayıs’ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısının (367) bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.

***

Neden anlattım bu fotoğrafı?

367 garabetinden hemen sonra erken seçim kararı alındı.

Seçimde, "mağdur" yanıyla Abdullah Gül hep ön planda idi. Gül, "Seçimi tanımak istemediler" diyordu, "hakkım yendi" diyordu, "mağdurum" serzenişinde bulunuyordu... Ve o seçimlerde AK Parti yüksek bir oy aldı, ardından da Abdullah Gül, Devlet Bahçeli’nin ön açmasıyla Cumhurbaşkanı seçildi.

 

***

Son söz; şunu anlatmak istiyorum; bu millet tavrını, tutumunu bugüne kadar hep mağdurdan yana koydu.

23 Haziran 2019'da neler olur? Onu da yaşayarak göreceğiz...

***

Bu vesile ile Deniz Baykal’a da sağlık ve afiyet dileklerimi iletmek istiyorum.

 “ULAN İSTANBUL!”

Son dönemde garip diziler ekrana gelmeye başladı.

Bunlardan birkaçının adı son derece dikkat çekici.

* Mesela, “Ulan İstanbul!”

* Mesela, “Zalim İstanbul!”

İstanbul nasıl zalim olabilir? İstanbul nasıl zulmedebilir?

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” müjdesine haiz bir İstanbul, nasıl bu sıfatlarla anılmaya başlandı?

RTÜK’ün hiç mi dikkatini çekmiyor bu yaklaşımlar!

Şaştım kaldım…