Merhamet, adaletten önce gelir. Merhamet olmazsa adalet de olmaz.

İnsanlar üzerinde onları Yaratan, Yaşatan, rızıklandıran Allah Teala’nın egemenlik/emir ve yasak koyma/hükmetme, hayatlarını düzenleme hak ve yetkisinin kabulü imanımızın, Müslümanlığımızın gereğidir. Bu hak ve yetki münhasıran Allah Teala’nındır. Bu hak ve yetkiyi hiçbir insan, makam engelleyemez, devralamaz, kullanamaz. Aksi ise şirk denen en büyük, affedilmez günah ve zulümdür.

Tevhitle adalet yan yana, şirk ile zulüm de karşıda yan yanadır. Tevhit adaletin başı, şirk de zulmün zirvesi. İnsanların Allah Teala’nın emir ve yasaklarına riayet etmeleri, emaneti korumaları adalet, aksiyse zulümdür. Tağutlara, şeytana itaat/kulluk da zulüm ve şirktir.

Allah’a ait egemenlik hakkının ihlali, insanlara verilmesi zulüm ve şirktir.

Kulluğumuz hayatımızın her alanında, her yerde, her zaman... Namazda, oruçta, ticaretimizde, siyasetimizde, evimizde, çarşımızda da... Kulluk görevlerimiz var.

Bu ise; her yerde, her şeyde adalet, tevhit, doğruluk demektir. Bu nedenle beşeri/lâik düzenler adaleti sağlayamazlar. Ve İslamsız adalet de mümkün olmaz.

Bizim tevhidimiz, Müslümanlığımız, kulluğumuz ilahi iradeye uygun bir hayat yaşamamızı, O’nun yoluna girmemizi, O’nun hükümlerini beğenmemizi, ihtilaflarımızı (sorunlarımızı) O’na arz etmemizi, emir ve yasaklarına uymamızı, boyun eğmemizi, “işittik, itaat ettik” dememizi; tağutlardan, aykırı din, düzen, yol ve ideolojilerden, şirk ve zulümden uzak durmamızı gerektiriyor. La Mabude, la Rabbe, la Melike, la emire, la hâkime illallah.

Zulüm: Bir şeyi hak ettiği yere koymamak, yanlışı doğruya tercih etmek, hukuk ve ahlâktan sapmak, kendine ve tüm canlılara haksızlık etmek. Allah Teala’nın egemenliğini kabul etmemek, yolunu, hükümlerini, emir ve yasaklarını, ölçü ve ilkelerini beğenmemek, yasaklamak, değiştirmek zulüm ve şirktir.

İnanç, ahlâk ve hukukla ilgili ölçü ve sınırların ihlâli zulümdür.

Ölçüyü tartıyı yanlış, eksik yapmak, emanetleri ehline vermemek, hakkı sahibine vermemek, hak etmeyene vermek, Allah’ın hükümleriyle hükmetmemek, hükümlerinde tarafsız olmamak, ihtilâfları Allah ve Resulüne arz etmemek, haramları helal helalleri haram kılmak, emanetleri temel hakları/değerleri korumamak, Kur’an ve sünnetten yüz çevirmek zulümdür.

Hükümleri zayıflara uygulayıp, güçlülere uygulamamak, yalan söylemek, rüşvet, halka şiddet ve baskı, halkı bölmek, kandırmak, eşit davranmamak, değerleri sömürmek, bir kimseye olduğundan az veya çok değer vermek de zulümdür. Dindarlık adalet, din sömürüsü zulümdür. Bir işi, mesleği düzgün yapmak adalet, aksi de zulümdür.

“Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir/26) diyor, Rabbimiz... Kur’an varken... Çareler, çözümler, ilaçlar...

Tevhide yeniden tevbelerle dönmeye mecburuz. Buna sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ihtiyacı var. Çünkü izzet, huzur, güvenlik, refah, adalet ancak İslam’la mümkündür. (Nahl/112, Nur/55, Taha/124). Vesselam.