Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, iki cihan saadetimiz için bizlere İslamı ihsan eden, Allah(c.c)a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)ya salât ve selam olsun.

Akıl hak ile batılı birbirinden ayıran kalp içinde bir nurdur. İnsan Akıl ile mükellef yani sorumlu olmaktadır. Sorumluluk müessire karşıdır. Müessir olan ise beşerin ilahlaştırdığı Nemrut ve Firavun gibi put adamlar veya Irkçı Emperyalizm gibi kutsallaştırılmış küresel güç odakları değil; ancak Allahtır. "Göklerin ve yerin hükümranlığı Allahındır. Allahın her şeye gücü yeter." (Ali İmran: 189) Alemlerin rabbi olan Allahın gücü karşısında kimse tutunamaz.

Mülk Allahındır ve bu mülkü yaratan da Odur. Allahtan başka, kimsenin yarattığı bir şey de yoktur. Allah her şeyi bir ölçü ile yaratandır, yarattığına biçim ve düzen verendir. "Göklerin ve yerin mülkü Allahındır. O bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir." (Furkan: 2)

İnsanı da yaratan Allahtır. İnsan Darvinin maymunu değil; Allahın kuludur. "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf: 16) Başka bir ayette mealen Allah(c.c) şöyle buyurmaktadır: "Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak, şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir." (Nahl: 70) Allah insanı sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, takvaca en üstün olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." (Hucurat: 13)

Allah insanı ulvi bir gaye için yaratmıştır. Bu, insanın diğer bütün varlılar gibi yaratan, yaşatan, yöneten, ibadet edilecek tek hak ilah olarak Allah(c.c)ı sıfatları, isimleri ve efali ile bilip tanıması, emirlerini yerine getirmesi, yasaklarından sakınması gayesidir. İnsanın bu görevi yerine getirebilmesi için iman etmesi ve Allahın rızası olan İslama bağlanması, dünya hayatını buna göre tanzim etmesi zorunluluğu vardır. Bu ihtiyari bir zorunluluktur. Allah insanları inkâr için değil iman ve itaat için yaratmıştır. İnsanın, imtihan için tanzim edilmiş dünya hayatında Allahın yolu olan İslama bağlanma imkânı olduğu kadar, bağlanmayıp başka batıl yollara bağlanma imkânı da vardır. İnsanın bir imtihan yeri olarak tanzim edilmiş bu dünya hayatında Allah tarafından imtihan edilmesi, ona verilen akıl, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırma, cüz-i irade nimetleri ile İslam nimeti sebebiyledir. Sonucuna katlanmak koşuluyla dileyen iman edip şükreden, dileyen inkâr edip küfreden bir kul olabilir. Allahın İslama rızası vardır, batıla ise rızası yoktur. Bu imtihanda dersine İslamdan çalışanlar sınavı kazanıp Cennete nail olacakken, batıl ve kitaplarından çalışanlar ise sınavı kaybedip Cehenneme gireceklerdir. "İnkâr edenler için şüphesiz çetin bir azap var, iman edip Salih amel işleyenlere de mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır." (Fatır: 7)

İnsanın bu dünya imtihanını kaybedip Allahın gazabına müstahak olması için çalışan insan ve cin şeytanları vardır. Allah inananlardan bu cin ve insan şeytanlarına karşı uyanık olmasını, onların tuzağına düşmememsini, adımlarını izleyerek arkalarından gitmemesini istemiştir. "Allaha ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allaha ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allahtan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allahın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allahın tarafında olanlardır. ( Mücadele: 22)

Müslüman Allah ve resulünün emirlerine teslim olmuş kimsedir. Bu emirlere itibar edip etmemesine, inanıp, inanmasına göre insanlar mümin, kâfir, münafık ve müşrik sıfatlarından birisiyle sıfatlanırlar. İnananlar birbirini dostudurlar inanmayanlar da birbirinin dostudurlar. "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allaha, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz " (Nisa: 144) "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir."(Tevbe: 23) "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez." (Maide: 51) Bir Müslüman Allah ve Resulünün emrine muhalefet ederek Allah ve resulüne rağmen Müslüman olabilir mi "Bunlar, Allahın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allaha ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim Allaha ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır."(Nisa: 13-14)

Bu işin şakası olmaz

Allah kullarını her şeyle imtihan eder. Kullarından bazısını varlıkla, bazısını darlıkla imtihan eder. Bazı kullarını Amerikaya, Rusyaya devlet başkanı, bazı kullarını Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan yaparak imtihan eder. Bazısını normal vatandaş olarak imtihan eder. Allah kulunu neyle imtihan ederse etsin onlardan emir ve yasaklarına uymasını ister. Allah bütün kullarından hangi sıfatı taşırlarsa taşısınlar Müslüman olmalarını ister. Allah Obamanın, Putinin diğer gayri Müslim devlet ve hükümet başkanlarının Müslüman olmasını ister. Peygamberimizin Obama ve Putinin selefi ve atası olan Bizans İmparatoru Herakliyusa gönderdiği mektup onların da İslama çağrıldıklarının en açık delilidir.

"Bismillahirrahmanirrahim, Allahın kulu ve elçisi Muhammedden, Bizanslıların büyük reisi Herakliyusa: "Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslama davet ediyorum. İslamı kabul et ki felah bulasın. İslamı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebaanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddesin insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz ki biz ancak Allaha ibadet ederiz, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allahın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allaha teslim olanlarız)."

Allah, "Ben Müslümanım" diyen devlet ve hükümet başkanlarından iyiliği emretmelerini, kötülükleri yasaklamalarını ister. Bir bütün olarak ilahi hükümleri yürütmelerini ister. Bunu yaparlarsa adil olurlar, yapmazlarsa zalim olurlar. Saadet asrından Osmanlının yıkılışlına kadar gelen bütün yöneticiler ilahi ahkâmı yürütmenin gayreti içinde olmuşlardır. Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti bir İslam devleti olarak kurulmuştur. 1928 yılında "Devletin dini dini İslamdır." esası Anayasadan çıkarılmıştır. 1937 yılında ise laiklik ilkesi Anayasaya girmiştir. Türkiye İslamdan koparılmış batının kapısına bağlanmıştır. Batının zulüm düzeni olarak inşa ettiği faizci kapitalist nizam ülkede hâkim kılınmıştır. Bütün bunlar çağdaşlaşma, batılılaşma, küreselleşme adına yapılmıştır. Millet uyandıkça kadrolar değiştirilmiş ancak vahşi kapitalizm, faizci düzen uygun kadrolarla daha da kökleşerek devam ettirilmiştir. Nurlu Süleyman lakaplı Demirel: "Biz teokratik düzene karşıyız, Kuranın ahkâmla ilgili 260 ayetinin bugün uygulanma imkânı kalmamıştır." diyerek yıllarca bu bozuk düzeni yürütmüştür. Erbakan hoca Milli görüş harekâtını başlatarak bu oyunu bozmuştur. 12 Eylül harekâtından sonra Özal işbaşı yapmış ve Fundamantalizme karşıyız diyerek yine yıllarca bu bozuk düzeni yürütmeyi başarmıştır. Milli Görüşün temsilcisi Refah Partisinin verdiği mücadele ile bu oyun da bozulmuştur. 28 Şubat operasyonuyla birlikte yeni bir süreç başlatılmış RP ve Fazilet partileri kapatılmıştır. Milli Görüşün yenilikçi diye bilinen kadroları AKPyi kurmuşlar ve 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başında iktidara gelmişlerdir. O günden bugüne iktidardadırlar. Son kongrede Başbakan Erdoğanın yaptığı konuşmada "Dedik ki, biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız. Dedik ki, biz etnik milliyetçilik yapmayacağız. DEDİK Kİ, BİZ DİNİ MİLLİYETÇİLİK YAPMAYACAĞIZ... 10 yıl boyunca hiç kimsenin yaşam tarzına müdahale etmedik, bugün de, bundan sonra da asla müdahale etmeyeceğiz. Hiç kimsenin yemesine, içmesine, giyimine, kuşamına, yaşayışına karışmadık, tercihlerine karışmadık, bugün de, yarın da karışmayacağız... Bunun için kendimize MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT dedik, kendimizi böyle tanımladık." derken yine bu bozuk düzeni yürüten bir iktidar olduklarını dünyaya ilan ediyordu. "Dini Milliyetçilik yapmayacağız" sözüyle de biz siyasetimizi Milli Görüşün temel esaslarına göre değil; çağdaş değerlere göre şekillendireceğiz güvencesini veriyor ve batılı dostlarına rahat bir nefes aldırıyordu. Başbakan Erdoğanın konuşmasının başında bir yerde sarf ettiği "VE LA GALİBE İLLALLAH... ALLAHTAN BAŞKA ZAFER SAHİBİ YOKTUR." sözü hala belleğimizde yerini koruyor. Batılılar ve Irkçı emperyalizm Allahın nurunu söndürmeye çalışıyorlar. Allah hükmünü icra edecektir. "Onlar ağızlarıyla Allahın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır." (Saf: 8) Bu işin şakası yok vesselam.