İslâm dünyası çok ilginç tatil yapmakta. Coğrafya kan ve ceset dolu. Huzur almış başını uzaklara gitmiş. Müslümanlar şu sıcak yaz günlerinde nerede eğlenebilirizi değil, nerede ölmeyebilirizi iyi hesap etmenin derdine düşmüş.
İsrail kaçırılan tek bir askeri için İslâm dünyasını ateşe vermeye yemin ettiğinden taş taş üstüne koymayarak her yanı yakıp yıkmakta. Bir haftadır Lübnan da katliam platosu kuran dünyanın en acımasız katili İsrail, yüzlerce masum Müslümanı öldürmenin utancını bile hissedememekte. Sıcak temmuz güneşinde canlı canlı yanarak ölen çocukların, yaşlıların çığlıkları onların teneke yüreklerinin pasını kıramamakta. Anneler ve çocuklarını kahvaltı masalarında havadan bombalayan İsrail gözü dönmüş bir cani olup Müslümanlara kan kusturmakta. Hayfa da, Sur şehrinde korku ve endişe insanları evlerini bırakıp kaçmaya zorlamakta. Beyrut u cehenneme çeviren katiller fabrikaları, benzin istasyonlarını, altyapı tesislerini bombalayarak insanların ekonomik hayatlarını ve sosyal düzenlerini de felç etmekte. İsrail Hizbullah yetkililerinin evlerinin bulunduğu bölgeyi bombalarken, Lübnan da bulunan bir grup Kanadalıyı da etnik temizlik yanında garnitür olarak öldürüyor. Terörist İsrail, bombalamadığı ne liman bırakıyor, ne su pompalama istasyonu. Hayır kurumlarını dahi füze ile vuracak kadar insanlıktan çıkıyor. Öyle ya Müslümanların tatil gibi bir lüksü olamazdı, yazlıklar da yerle bir ediliyor.
Savaş yine tatile çıkmadı. Ölüm yine ara vermedi. Bebek, genç, ihtiyar, kadın hep birlikte Lübnan da başlarına yağan ateş renkli füzelere yenik düştü. Bir halkın gözleri önünde anılarını saklayan evleri, kahvaltı masaları, en sevdikleri eşyaları paramparça edildi. Okul ve işe gittikleri yollar, köprüler, havaalanları bombalandı. Çocukların oyun parkları, kaydırakları, salıncakları, kum havuzları, sahilleri yerle bir edildi. Güney Lübnanlılar tarlalarını, ekinlerini, ağaçlarını, sebzelerini bırakıp yaya olarak kuzeye kaçmaktalar. Yaz tatilinde ürünlerini hasat edip çocuklarının okul ya da düğün masraflarını temin etmek gibi yüreklerindeki sevgiyi de bıraktıkları topraklarından arkalarına bakmadan kaçmaktalar. Sürgün edebiyatı yapan İsrail, Müslümanlara yazdığı sürgün senaryolarını sahnelemekte saniye zaman geçirmemekte.
Lübnan da çocuklarla köşe kapmaca oynayan ölüm, Filistin i yaz kış mesken tutmuş. Gazze de değil aileler rahatça pikniğe gitsinler, evlerinde her an karşılarında bulmamak için çok dua ettikleri ölümün nefesi yüzlerinde bölük pörçük, korkulu bir hayatın kıyısındalar. Kara ve hava harekâtına başlayan İsrail in vurduğu yavru kuşların yazgısı gibi olacak çocuklarınınki endişesi ile çok anne kâbusta. Sarılıp da yattıkları bebeklerini öpüp koklamaya kıyamayan kadınlar düşlerine giren caniler ve cinayetleri yüzünden şoktalar. Evlatlarından yadigâr olarak minik elbiseler kalan onları ciğerlerine bastırarak ağlayan annelerin kaderine benzememesi için kendilerininkinin, yakarıştalar.
Ne Filistin de farklı anneler ve çocuklarının yaz tatili ne Irak ta. Vampirlerin kan kusturduğu İslâm coğrafyasında, öldürülen, yakılan, sakat bırakılan çocuklar az bulunmuş olmalı ki, İran ve Suriye deki bebelere gözünü dikmiş caniler. Can evinden vurulan annelerin acısı az gelmiş olmalı ki; topyekûn İslâm coğrafyasını yakıp yıkmak istemekteler. Türkiye farklı mı Ölüm buralarda da tatile çıkmıyor. Cinayet şebekesinin iplerini ellerinde tutup perdeye yansıyan emir erlerini bizlere gösteren emperyalistler için Türkiye de; ceset ve kan gölü için bulunmaz plato. Ailelerin gözlerinin nuru fidanları ne oluyorsa asker ocağından tabutla dönmekteler. Tabutlara kapananlar da kahrolası o uğursuz kararlar gereği kamusal alana sokulmayan başörtülü anneler idi. İzmir de ciğerleri parçalayan feryat Ağrı da yankılanıyordu. Tunceli de ki annenin oğlu başındaki Kürtçe ağıt Edirne den duyuluyordu" Havar havar" lara bir yardım gelmiyordu. "Başbakanı görevden almayın, kullanın" diyen zihniyet iktidarda kalmanın rehavetini sürüyordu