Paranın ilahlaşması – Kapitalizm

Emeğin ilahlaşması - Sosyalizm

Gücün ilahlaşması – Tüm totaliter idareler, bilumum ideolojiler, -izm’ler

Hazzın, anı yaşamanın ilahlaşması – Modernizm

“Yaşasın” ve “Kahrolsun”lar arasında gidip gelmeye zorlanan, bocalayan, ille de bir kampa, kalıba tıkılmak istenen insanoğlu, birinden kurtuluyor derken aslında daha da saplanıyor batağa. Ahtapotun kolu bir değil binbir!

***

Yedi İklim dergisinde Ahmet Tokiş ne de güzel söylemiş TOKİ’ye:

“Ulu caminin

Önüne dikildi

Bu ne cüret”

Zinanın artması kadar kıyamet alameti değil miydi binanın artması da Arş-ı alaya uzanan bu dikey canavarlar, insanoğlunun bir şeylere meydan okuması mıdır, yoksa bir kibrin yansıması mı Bilenler bilir; Dubai’deki ( ) Burç Halife adlı bina tam 828 metre yüksekliğindedir. (Burç Dubai olan ismi, komşu emirlik Abu Dabi’den gelen 10 milyar dolarlık yardım sebebiyle Burç Halife yapıldı. İsim babası Abu Dabi şeyhi Halife Bin Zayid El Nahyan oldu böylece.) İnsanoğlunun terakki ve devamlı surette kendini aşabilme gayreti anlaşılabilir bir şey olsa da, 1 kilometreye yaklaşan yükseklikte bir binanın mantığını anlayabilmek için ister istemez kibir, gösteriş, büyüklenme gibi kavramlara danışmak gerekecek herhalde.

Anadolu, yani İslam, şehirlerinin alamet-i farikası olarak en yüksek binanın camiinin yüksekliğini geçmemesi gibi bir durum vardır mesela. Bugün Osmanlı yadigarı bir Balkan şehrine neden bir kartpostala bakar gibi hayranlık ve özlemle bakıyoruz İnsanı, hem kendi varoluşundan, doğasından, hem de tabiattan koparmayan mütevazi ve basit bir mimari anlayıştan, tamamen yapay, iğreti ve kişiliksiz, melez bir garabete sürüklenişimize ağıt yaktığımızdandır bu aslında.

İnsanlara başlarını sokacak bir barınak temin gibi bir gayeden, ranta dümen kıran bir anlayış üzüyor insanı. Bir de, kimliksiz, kişiliksiz, sevimsiz kibrit kutularını, bir örnek, tektip, kolhoz mantığıyla dikilen sözümona “toplu konutlara” muhatap olmak tabii..

Şehirlerimizden camileri çıkarırsak, kaç kişi bu bir İslam şehridir diyebilecek acaba

***

“Yol için cami bile yıkarız” diye gürleyen Başbakan, kapitalizmi çok iyi içselleştirmiş, içine sindirmiş. “Muhafazakar demokratlık” denilen böyle bir şey olsa gerek. İşin ilginci, Başbakan’ın sözlerinde her daim bir hikmet arayıp anında savunma haline geçenlerin “Dünya Müslüman’a mescittir”e sarılmaları.. Elbette öyle ama camii diye de bir realite var ve bu kutsal mekanı faraza da olsa yıkmaktan bahsetmek bile hoş karşılanmaz Müslüman bir toplumda. Her nedense, Başbakan’ın medeniyetle özdeşleştirerek adeta kutsadığı “yol” için her nedense mesela bir AVM’nin, zengin ve hatırlı birinin evinin, bir iş merkezinin yıkılmaması da ayrı bir parantezde incelenmelidir.

Allah kimseyi şaşırtmasın.

***

Her iyilik ve güzellik tek bir fikirle başlar. Her kötülük ve bela da..