Günümüz insanı iradesizliğe yenik düşmüş. Kendi kendisini

yönetmiyor, yönetiliyor. Üzerine ağan yabancılığın altında. Ne olup bittiğinin

farkında değil. Konuşuyor, bir takım edimleri var, bunu kendi iradesiyle

yaptığını sanıyor.

Reklâm ve medya magması altında insanlık iyice dolu, etki

altında. Sokağa, çarşıya, toplum içine çıkıldığında insanlar bir makine kurgusu

içinde aynı davranışlar, aynı ifade biçimleri, aynı yorumlarla karşılaşılıyor.

Hemen herkes bir şey söylediğinde, sanki çok bilgi birikimli olduğu, sanki

söyledikleri çok özgün sanılıyor. Bu davranış biçimlerine ne yazık ki

okumuşlar, eli kalem tutmuşlar da dâhil. Hiç kimse farklı düşünme, analitik bir

bakışa sahip olmuyor. Bunun başlıca nedeni reklâm ve medya kanalıyla üzerlerine

ağdırılanlar.

Şu son birkaç yıl içinde Müslümanlar, kendi özgün

iradeleriyle kültürel birikimleriyle değil başkalarının bakışıyla hayata

bakıyorlar.

Oysa Müslümanlar, insanlık içinde özel bir konuma

sahiptirler.

İbadetleri, hayata bakışları, eşyaya, insana, doğaya ve

öteye bakışlarında farklıdırlar.

Zulmün hayatın vazgeçilmez bir edimi olduğu düşüncesi

oldukça yaygın. İnsanlık zulüm altında. Bütün yönleriyle. Maddi, manevi, ruhsal

ve fiziki. Zulmün altında.

Son zamanlarda Müslümanlar birbirine düşman olmak için büyük

bir çaba içinde. Dışarıdan belirlenen ve üzerlerine ağdırılanlarla yapıyorlar.

Müslümanlık din olarak bir bütün. Mezhepleri aralarında bir uçurum değil, küçük

ayrıntılar.

Kavmî ayrışmalar büyük bir uçurum oldu. Bunun en somut

karşılığı Türk-Kürt, Sünni-Şia karşıtlığı. Şia, sanki başka bir dinmiş gibi

Sünnilere, Sünnilik de bir başka dinmiş gibi Şia kesimine ağdırılıyor. Bundan

da etkileniliyor. Türkiye veya Sünni dünyada anti Şia en etkili bir propaganda

yaygın. Çoğunluğu Şia’ya mensup İran ise Müslümanların en büyük düşmanı gibi

gösteriliyor. Bu, ister istemez bir etki tepki durumuna dönüşüyor. Benzer durum

karşı taraf için de geçerli.

Emperyalizm Müslümanları iyice kuşatmış. Hâl böyle olunca,

birbirlerini suçlamaktan geri kalmıyorlar. Türkiye Müslümanları, Abede’yi, onun

tetikçisi bir örgüt olan NATO’yu görmezlikten geliyorlar. Bu egemen güçlere

bağlı İsrail kuşatmasını ve saldırganlığını da. Ambargo altında olan İran,

Abede, AB ile emperyalizm işbirliği gündeme gelebiliyor.

Müslümanlar aralarındaki küçük sorunları ve ayrıntıları

gidermek yerine küçük sorunları büyüttükçe büyütüyorlar.

İsrail’in güvenliğini sağlamak üzere getirilen patriotlar

görülmek bile istenmiyor. Artık iyice kapana sıkışmış, eli kolu bağlanmış,

yapacak hiçbir şeyi kalmamış, günleri sayılı olan zalim Esad bahanesiyle

Müslümanlar aralarındaki uçurumu büyütülüyor. Patriotlara ses çıkarılmıyor.

Amerikancı, laik batıcılarla aynı dil ve üsluba sahipler. Batıcı medya

bugünlerde, getirilen patriotların savunma amaçlı olduğunu yazıp duruyor.

Müslüman kalem sahipleri de aynı şeyi söylüyorlar.

İsrail, İran’dan veya başka bir yerden gelebilecek füze

saldırılarına karşı kendilerini korumak için Abede ile işbirliği içindeler. Hâl

böyle olunca, bölgede savunmaya ve korunmaya muhtaç olan İsrail’dir. Tükenmiş

bir Beşar Esad’dan hiçbir tehlike gelmeyeceği kesin. Böyle olmasına karşın bu

patriotların bu topraklarda ne işi var diye sorulmuyor. Sorulmuyor çünkü güdülmüş

bu toplum üzerlerine ağdırılanlarla hareket ediyor. Karşı gösteride bulunanlar

tutuklanıyorlar.

Bütün dikkatler İran üzerine çekiliyor, Türkiye’de olan

bitenler kendilerince örtbas ediliyor.

Müslümanların aralarındaki sorunların giderilmesine de

fırsat verilmiyor.

Mali’de olan bitenler batı medyası üzerinden dünya

bilgilendiriliyor. Bizler televizyonların başına geçtiğimizde, gazeteleri

elimize aldığımızda onların bakış acısıyla olayları görüyoruz. Örneğin Mali’de

emperyalizmin kuşatması, insanların öldürülmesi asla gösterilmiyor. Eli kesik

hırsızlar haber konusu yapılıyor. İnsanlar ister istemez gördüklerine ve

okuduklarına inanıyorlar.