Sürekli olan bir yolculuk üzereyiz. İlk adımımızdan itibaren süregeliyor ve süregidecek. Kişiyi tanımlayan bu süreçlerdir. Yani hayatın toplamı. Hayır üzerine olanların yaptıklarının neler olup olmadığı ondan yansıyan ve kalıcı olanlardır. Bunlar kimi zaman görünmeyebilir kimi zaman da belli göstergeleri olur. Önemli olan onların görünümlülüklerinden çok varlıklarıdır. Somut göstergeler olmasa da hissediliyor olması bile yeterlidir.

İnsanı anıtlaştıran toplum içindeki kişilikli duruşu, ödün vermeden yaşayışı, ısrarı edişi, ana yön ve izleğinden sapmamasıdır. İnsanı yoldan alıkoyan kimi durumlar var ve bunlar kaçınılmazdır.

Bugün gençlik en çok tartışılan konuların başında geliyor. Belli bir yaş almış olanlar kendilerini örnek olarak gösterirken ya da görürken şimdiki gençliği kaygıyla izliyor. Kaygılanmak her zaman için geçerli bir durum. Çevreden çevreye, toplumdan topluma insana yüklenen sorumluluklar ve beklentiler farklıdır.

Bir Müslüman için hayırlı evlat dileği daha çok öne çıkar. Hayırlı ama nasıl bir hayır üzere olan evlat. Kul olma bilincinde bir evlat, evet ama nasıl bir kul? İnanmış ve bağlanmış bir evlat. Düşünce ve inanç dünyası birikimli hayırlı bir evlat.

Bu kalemin okurları bilirler ki, yıllardır çırpındığımız, üzerinde ısrarla durduğumuz büyük medeniyetimizin izleğindeki bir varoluş ısrarıdır. Bu Hakikat Medeniyetidir. Müslümanların içinde bulundukları büyük medeniyettir. Allah’ın insana sunduğu hakikat yolculuğudur. Bunun içinde var olmak, hayırlı olmak, kul olmak ve bilinçli olmak gibi özel durum ve erdemlerdir. Aslında bunlar özel değil de geneldir. Bugün için savrulan toplumların yoğunluğunda özel gibi bir durum oluşuyor.

Büyük bir savrulma var. Savrulmanın anında insanlıkta büyük bir kırılma ve yorgunluk bulunuyor. Bu bir bakıma bezginliğe kadar varıyor. O zaman da adeta kendini koyuveriyor. Nereye varacaksa varsın gibi bir savruluşa düşüyor. Bu bir zaaf ve bir çıkmazdır. İnsan için tehlikeli bir durumdur.

Etrafımızda dönen bir dünya var, onların da bir düşüncesi ve medeniyeti var. Düşünce ve medeniyetlerinin bir ruhu bulunuyor. Ondan asla vazgeçmiyorlar. Kendilerini tatmin etmeyen kimi ilkleri bile bir kenara bırakabiliyorlar. Bunu yaparken dünyalıkları ağır basıyor. Bugün artık Batı medeniyeti tam anlamıyla materyalisttir, dünyasını bunun üzerine kurgulamıştır. İnsanını bunun üzerine şekillendiriyor ve onunla var oluyor.

Müslüman’ın sorumluluğu manevidir. Sadece kendisi için değil geneli için bir yükümlülüğü bulunuyor. Bulunduğu yol ve yolculuk da aksatmaya, ihmale ve hatta boş vermeye hiç gelmiyor. Yorgunluklar ve kimi aksamaya nadan durumlar elbette olacak. Bu insan doğası gereğidir. Olması gereken dinginliğini, bilincini yitirmeden, belli bir tarzda yolculuğunu sürdürmesidir.

Günlük hayatta fiziki çalışma içinde olanlar, arada ibadetlerini yaptıklarında soluklanırlar, dinlenirler. Zihni yorgunluk içinde olanlar için de bu geçerli bir kuraldır. Hayat bir bütündür. İnsan günlük hayatında bu gibi durumlarda zaman zaman kendini yeniler. Bir makine gibi durmaksızın çalışmak bir yere kadar canlı olarak devam eder. Makinaların işlek olabilmeleri için arada bir dinlendirilmeleri, onlara gereken bakımın yapılması gerekmektedir.

Toplumlar yılgın oldukları zamanlarda bir kıvılcım, bir hareketlenme yeni bir başlangıç olabilir. Bunu ancak bilinç sahibi, birikimli, erdemli ve kişilikli kimseler yapabilir. Onların hayat toplamına bakılır, neler yapmış neler yapıyor, neler yapabilecek diye.

Yol ve yordam sahiplerinin yol yürüyüşlerinde bir asalet var mıdır, davranış biçimlerinde kibir ve büyüklenmeden uzak bir duruşa sahip midir, hakkaniyet ve merhamet sahibi midir? Bunlar çoğaltılabilir. Güzellikler toplamının yanında dinginliği, zihni diriliği, engin bakışlı ufku var mıdır? Erdem kendiliğinden oluşmuyor, hayatın toplamında oluşuyor.