Ben de bir imam hatip (Erzincan) mezunuyum. İmam hatiplilik ne demektir, bu ruhu az çok bilirim.
* Hâlâ öyle midir bilmiyorum ama eskiden aileler kızlarını imam hatipli gençlere vermek isterlerdi. Nedeni şu; “Kızımızı üzmez. Sövmez, dövmez. İncitmez. Kazancını har vurup har savurmaz. İçkisi, kumarı olmaz. Akşam eve geç gelme diye bir sorunu olmaz. Çalmaz çırpmaz. Vicdan sahibidir. Eşine ve çocuklarına merhametli davranır…” İmam hatiplilik denilince bu anlaşılırdı…
* İmam hatiplilik ruhu şudur; toplumda bir kötülük, fenalık gördüğü zaman onu önce eliyle düzeltmeye gayret eder. Eliyle düzeltemezse diliyle düzeltmeye çalışır. Onu da yapamazsa kalbi ile buğz eder. Son seçeneğin “imanın en zayıf halkası” olduğunu da bilir...
* Gençler içinde imam hatipliler parmakla gösterilirdi. Daha doğrusu imam hatipli öğrenciler topluluk içinde hemen fark edilirdi...
* Emanete en iyi kim sahip çıkar denildiğinde ilk imam hatipliler gelirdi akla.

***
Hatırlayınız, o meşum tarihi lütfen; 14 Ağustos 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitim kanunu TBMM’de benimsendi. Bu kanunla İmam Hatip Liseleri dâhil Meslek Liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı. Binlerce başörtülü öğrenci okul kapılarından sürüklenerek kovuldu...
İmam hatipliler üniversiteyi giremesin diye ‘katsayı zulmü’ getirildi. Diğer meslek liselerinin de kökü kazınmak istendi. Bütün bunlar yaşandı mı yaşanmadı mı?
Peki, bütün bu zulümler, mağduriyetler yaşanırken milyonlarca imam hatipli genç ne yaptı?
Yasal yollardan hak arama dışında kimin camı çerçevesi indirildi? Kimin tavuğuna “kış” denildi? Hangi taşkınlıklar gösterildi?
Hiçbiri!
İmam hatiplilik ruhu işte tam da budur!

YARASA MESELESİ!

İsimleri lazım değil, antidemokratik 28 Şubat Davası’nda yargılanan bazı isimler, “Biz ne yaptık ki, yasalar neyi gerektirdiyse onu uyguladık…” dedi.
Gerçekten de öyle mi? Hiç mi bir şey yapmadılar? Bakalım mı hep beraber;
* İmam hatipli öğrenciler… Daha gencecik çocuklardı. Hayalleri vardı. Geleceğe dair umutları vardı. Kimi doktor olacak memleketin en ücra köşesinde halka şifa dağıtacak, kimi mühendis olacak baraj, yol, fabrika temelleri atacak, kimi ilahiyat alanında ülke insanına hizmet verecekti.
28 Şubat süreci, “katsayı” garabeti ile bu çocukların üzerinden silindir gibi geçti.
Peki, ama neden? İmam hatip mezunları istediği üniversitede okumasın! Kapana kapansınlar. Buharlaşsınlar.
Kocaman kocaman siyasetçiler, hatta bazı başbakanlar hiç utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan imam hatiplileri “yarasa”ya benzetti! İmam hatipli gençleri yarasaya benzeten siyasiler an itibariyle 'siyasi mevta' oldular. Ama o pırıl pırıl gençler mukaddes yolculuklarına devam ediyorlar…

ARADA DÖNÜP KENDİMİZE DE BAKALIM!

* Yanılıyorsam uyarın lütfen; son dönemde imam hatip liselerinin sayıları arttı ama niteliği ve kalitesi azaldı.
* Yanılıyorsam uyarın lütfen; son dönemde imam hatip liselerinde maalesef bilinç ve şuur kaybı yaşanıyor!
* Yanılıyorsam uyarın lütfen; son dönemlerde imam hatip lisesi sınıflarında, bahçelerinde alışık olmadığımız fotoğraflar görmeye başladık!
* Yanılıyorsam uyarın lütfen; son dönemde bütçeler ve maddi imkânlar arttı ama imam hatiplilik ruhu sönükleşti!
* Yanılıyorsam uyarın lütfen; eskiden ‘işte şu genç imam hatiplidir’ diye parmakla işaret edilen imam hatipliler artık ‘sıradan’laştı!

***
Bir son not; ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından her yıl yapılan İmam Hatipler Kurultayı bu hafta sonu (12 Eylül’de) Nevşehir’de yapılacaktı. Bu program iptal edildi. Kurultay İstanbul’da icra edilecek…

“İMANÎ DUYARLILIK DERGİNİN TÜMÜNE HÂKİM”

Ağırlıklı olarak kültür-edebiyat-sanat haberlerine yer veren dunyabizim.com sitesinde, Milli Gazete’nin her ay okurlarına, “Bir olmak bize iyi gelecek” sloganıyla sunduğu Maaile dergisinin tanıtımına yer verildi.
Gazeteci-yazar-şair, aynı zamanda dunyabizim.com sitesinin Yayın Kurulu üyesi Mustafa Uçurum tarafından kaleme alınan yazıda şu ifadelere ver verildi;

“Ne kadar özlemişiz ki Ayasofya’yı bitmiyor cümleler. Akıyor dupduru bir su gibi. Özlemimiz çok eskilere dayanıyor ama Ayasofya’nın mahzun hali içimizi burup duruyordu. Şükür ki şimdi Ayasofya’nın minarelerinden ezan sayı yankılanıyor İstanbul semalarında. Vesile olanlardan Allah razı olsun.
Birçok dergimiz de bu coşkuyu taşıdı sayfalarına. Taşımaya da devam ediyor. Olması gereken de bu.
Maaile dergisi 47. sayısına ulaştı. Hassasiyetleri olan bir ekip tarafından çıkıyor dergi. İmanî duyarlılık derginin tümüne hâkim. Aile ve toplumsal konular derginin temelini oluşturuyor.
Birkaç sayısını da okumuştum derginin. Hakkında yazmak şimdi nasip oldu…”

Mustafa Uçurum, bu satırlardan sonra Şenay Şeker tarafından hazırlanan ‘Ayasofya’ dosyasından bazı bölümleri aktarıyor yazısında. Ardından da Fatma Yılmaz, Elif Örs ve Fatma Nur Tekke’nin dosyalarından paylaşımlar yapıyor.

***
Şunu da ekleyeyim; Maaile, Eylül 2020 sayısında ağırlıklı olarak ‘Hak’ konusunu masaya yatırdı. Yoksa daha abone olup okumadınız mı? (Abonelik için WhatsApp Hattı: 0546 401 33 86, Tlf: 0212 697 10 00 Dahili: 132/133)

ABD'NİN KESİNTİSİZ TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI!

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında diyor ki, “ABD’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ne yönelik silah ambargosunun kaldırılması yönünde açıkladığı karar, adadaki iki halk arasındaki eşitliği ve dengeyi yok saymaktadır.”
Sormak gerekmiyor mu; Amerika ne zaman böyle bir dengeyi gözetti ki! Amerika Türkiye’nin hangi haklı davasında yanında oldu?

* Merhum Erbakan Hocamızın iradesi ve öncülüğünde gerçekleşen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda mı?
* Türkiye’yi işgal etmeye dönük 15 Temmuz hain darbe girişiminde mi?
* Ortadoğu'nun çıbanbaşı İsrail'in sınır tanımaz küstahlıklarında mı?
* Türkiye'nin kendi silah sanayisini kurması için yaptığı çalışmalarda mı?

* Sınırlarında bir terör devleti kurulmasın diye yaptığı faaliyetlerde mi?
* Yıllardır terör örgütü PKK'ya karşı yaptığı mücadelede mi?
Allah aşkına, Amerika ne zaman bizim yanımızda konumlandı!