Sözcü gazetesinin eğitimle ilgili bir haberi olarak

geçtiğimiz ay bir manşet internette dolaşıp durdu. Başlık şuydu: “İmam Hatip

müfredatı tüm okullarda uygulansın. Üniversiteler medrese olsun.” Böyle bir

başlığın Sözcü gazetesinde ancak doğru düşünen dostlardan birine hakaret

amacıyla çıkmış olabileceği belliydi. Gerçekten de okuyunca böyle olduğu

anlaşıldı:

“Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Dekanı Prof. Dr.

Teoman Duralı, dini eğitimin tüm okullarda uygulanması gerektiğini söyledi.”

Bu haberi bana ve pek çok insanın adresine gönderen Avukat

Efendi, “Bu sözler, şeyh değil dekana ait!” diye söze başlayarak, o kadar

öfkeli bir dille hezeyanlar savuruyordu ki, dayanamadım, ona aşağıdaki notu

gönderdim. Bu da konuyla ilgilenenler arasında çok dolaştı:

“Avukat efendi! Bu sözler dekan veya şeyh değil, felsefe

okumuş, Batı Avrupa  kültürünü iyi bilen

adam gibi adam olan bir bilim adamına ait! Ne dediğini iyi biliyor ve ne zaman

kime söylenmesi de önemli... Eğitimden anlamadığın o kadar belli ki, eğitime

çok ilgisiz insanların sözünü iktibas ediyorsun. Eğer konuyu doğru anlamak

istiyorsan, şu söze dikkat et: Din eğitimi iç disiplin sağlar, askeri eğitim de

dış disiplin... Bunları iyi anlamadan polemik yapıp fitneye yol açmak

istiyorsun. Belli ki Şeytanın avukatlığını yapıyor ve muhbirliğe soyunuyorsun!

İnşallah bu sözlerim hakikati anlamana vesile olur.

Temel soruyu soruyorum, bunun üzerinde düşün: Sen kimin ve

hangi kültürün adamısın, neyin avukatlığını yapıyorsun, vicdanına sor önce!”

KİMDİR TEOMAN DURALI

Öncelikle doğru düşünen, isabetli görüş ve fikirleriyle daha

önce de tartışma konusu olan Prof. Dr. Teoman Duralı’nın kim olduğunu öğrenmeye

çalışalım.

Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Dekanı olan Prof. Dr.

Teoman Duralı’nın biyografisi kısaca şöyle: 1947 yılında Zonguldak’ta doğdu.

Ankara TED Koleji mezunu. İstanbul Üniversitesi’nde biyoloji ve felsefe

alanlarında öğrenim gördü. 1973 yılında mezun olduğu İ.Ü. Edebiyat Fakültesi

Felsefe Bölümü’ne 1975 yılında öğretim üyesi oldu. 1977 yılında Biyoloji

Felsefesi’ne Dair adlı teziyle doktor oldu. Çeşitli sebeplerle yurtdışındaki

üniversitelerde görev yaptı, 1999 yılında kendi bölümünde Felsefe Tarihi Ana

Bilim Dalı Başkanı oldu. 2009 yılından beri de Kırklareli Üniversitesi’nde

dekan. Kutadgu Bilig dergisi genel yönetmeni. Belli başlı eserleri şunlar:

Canlılar Sorununa Giriş (1982), Biyoloji Felsefesi (1992), Aristoteles’te Bilim

ve Canlılar Sorunu (1995), A New System of Philosophy-Science from the

Biological Standpoint (New York 1996), Çağdaş Küresel İngiliz-Yahudi Medeniyeti

(2000) ve Omurgasızlaştırılmış Türklük (2010).

Prof. Dr. Teoman Duralı yeni açılan üniversiteye dekan

olarak gelince yapılan konuşmada yukarıdakine benzer görüşler söylemişti, çok

tepki uyandırmıştı. Onlardan bir bölüm:

“Ahlakın olmadığı yerde hukuk da olmaz. Düşünce dünyası

zayıfladığında kavramlar çoğalır, düşünme bulanır. Bugünkü dünyada bunu görüyoruz,

çok karışık, içi boş kavramlar var ortada. Hukuk; matematik, fizik gibi çok

düzgün, açık, belirgin bir sahadır. Kavramları çok açık biçimde tarif edilmeye

muhtaçtır. Hâlbuki bugünkü kavramlar muallak, karanlık. Bir sürü şey

söylüyorsunuz. Demokrasi, insan hakları, hayvan hakları, çocuk hakları… Sağlam

bir hukuk felsefesinin tek kavramı adalettir. Adalet bütün sorunları çözmeye

muktedirdir. Bir şeyin layık olduğu yerde bulunmasıdır adalet.” (2009, Aksiyon

dergisi).

Filozof-bilim adamı ve Felsefe-bilim konularıyla ilgili bir

mülakattan cümleler olarak şu görüşler, “Teoman Duralı tarafından Salı

11/12/2007 tarihinde gönderildi” şeklinde dolaşıyor:

“Filozof, içinden çıktığı kültürün değerlerini taşır. O

kültürden, o kültürle yolu bulmuş ve biçimlenmiştir. Felsefeciler yahut

filozoflar da herkes gibi toplumunun, kültürünün insanıdır. Zaten aksini

düşünmemizin imkânı yok. Çünkü kültür bizi belirleyen, meydana getiren içine

doğup içinde geliştiğimiz bir olaydır. Fakat filozof kültürünün dar çizgileri,

sınırları içinde hapis kalmaz. Filozof olmanın başta gelen şartı, onun

kültürünü aşabilmesidir. Filozof herhangi biri değil. O dâhîdir. Dâhîliğinin en

belirgin özelliği hayâl gücünün geniş olmasıdır. Filozof, hayâl gücünün

genişliği ölçüsünde kültürün çizdiği ufukları aşar. Felsefeci ile filozof

farklı kişilerdir. Filozof, özgün bir yapıyı meydana getiren kimsedir. Elbette

bu yapı güneşin altında hiç görülmemiş bir olay değil. Fakat özgün ve yeni

ufuklar açan yönler içerir. Filozof, yeni ufuklar açan kişidir. Her durumda

içinden çıktığı kültüre yeni kapılar açan biridir. Özgün ve yeni bir ufuk

açamayan kişi filozof değil; sâdece yorumcu, yânî Türkcede felsefeci dediğimiz

kişidir. Kısacası filozof için yerellikten evrenselliğe yol alan bir yapının

müellifi, denilebilir.” Bunlar konusunu iyi bilen ve sağlıklı düşünce örnekleri

ortaya koyan birinin sözleri…

“OMURGASIZLAŞTIRILMIŞ TÜRKLÜK”

Bu adla yayınlanan Teoman Duralı’ya ait kitabın bence çok

önemli mesajları var. Özellikle Çağdaş Küresel İngiliz-Yahudi Medeniyeti adlı

kitabından sonra daha bir dikkatle takip edip görüşlerine ilgi duyduğum Teoman

Duralı, aslında -eskilerin deyimiyle- üzerinde konuştuğu meseleleri efradını

câmi ağyârını mâni olarak ele alıyor ve etraflıca ortaya koyuyor. Bugün her

zamankinden daha çok vukuflu konuşuyor; o yüzden bu son kitabını iyi

okumalıyız:

“Kudreti geçmişindeki müktesebatından kaynaklanıp da İslam

medeniyeti çerçevesinde serpilip yeşermiş Osmanlı Türk kimliğini taşıyan bir

milletiz. Tarihi belirlenimimizi Ortaçağ Hıristiyan ile Yeniçağ dindışı Batı

Avrupa medeniyetlerinde asla bulmamış olan bir kültürüz. Doğal yolu izleyen,

sağ ve sağlıklı kalır. Sonuçta, tarihi Osmanlı Türklüğünün doğal devamı olup

Batı Avrupa camiasında yer almayan çağımızın Türklüğü, tekrar manevi değerlere

temellenmiş bir adil iktisat nizamı oluşturarak milli toplum (sosyal) devletini

vücuda getirmek zorundadır. Devletin milli olmasının anlamı, medeniyetin

eğitim-öğretim, siyaset, iktisat ile askerlik cephelerinden giriştiği amansız

saldırılara karşı koyma iradesi ile istidadını bulundurmasıdır.

“Türklüğün öteden beri başat özelliği olan askeri

savaşçılığın, herkes için geçerli kılınması keyfiyeti, Osmanlı devlet ile

toplum yapısının esasını teşkil etmiştir. Aynı durum, din yakası için de söz

konusudur. Nasıl, eli kılıç tutabilecek adam, muharebe meydanında arz-ı endam

eder idiyse, akıl-baliğ, öğrenim görmüş herkes namaz kıldırabilecek kadar dinin

ameli hünerleriyle mücehhezdi. Bunlardan anlaşılacağı üzere, askeri-mülki ile

ruhban-ruhban olmayan (laique) ayırımının, Tanzimat sonrası döneme değin

Müslüman Türk, özellikle de Osmanlı tarihinde yeri olmamıştır.”

Böyle bir düşünce adamının aşağıdaki sözlerinin

anlaşılamamasını yadırgamamalıyız: 

“Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.

Dr. Teoman Duralı, İmam Hatip okullarındaki müfredatın genişletilip tüm

okullara uygulanması gerektiğini belirtti. Üniversite adının da değişerek

medrese’ olmasını isteyen Duralı, fakültelere de mektep’ adını koymayı

önerdi. Duralı, “Neden üniversite adını veriyoruz, “medrese” adını koyalım.

Fakültelere de “mektep” dersin. Bu medreselerin fakültelerinden biri de

ilahiyat olur. Bir tarafta üniversite diğer tarafta medrese ayrımı çok

tehlikeli. Bu ülkenin bölünmüşlüğüne son vermek lazım artık” diye konuştu.”

Omurgalı düşünen T. Duralı’nın kafasındaki eğitim sistemini

bütün Türkiye anlamalı:

“Şimdiye kadar bu din eğitimini yasaklamak suretiyle

sağlanıyordu şimdi de din ile dünyayı birleştirmek zorundayız. İmam hatiplerin

müfredatının genelleştirilip tüm okullara uygulanması gerektiğini savunmuşumdur

hep, en başta da askeri okullara. Disiplin, hayatın her alanında gereken bir

şey. Askerlik dış disiplinle veriliyor. Din iç disiplini sağlıyor. İç disiplin

olmadan dış disiplin bir kabuktur. Müslümanlar da iç disiplin var ama dış

disiplinden yoksun. Dış disiplin olmadığı için hercümerç haldeyiz. Müslüman

olmayana kendi dininde ders verilir, Alevi vatandaşa da özel müfredat

hazırlanır. Ama şart olan şey yetişenin din bilgisiyle donanmış olmasıdır. Bu

sadece dindar yetiştirme babında değil, dinsiz olacaksa da niye dinsiz olduğunu

bilsin.”