Binaenaleyh, Davud u Antakî’nin, Tezkire isimli eserinde

yazılı olan şu hususlar kesinlikle doğru değildir: “Gökten inen bütün belâlar

Safer ayının son çarşambasında iner. Bundan dolayı o gün insanlar üzerine çok

zor gelir, işte o gün selâm ayetlerini okuyan, bir daha seneye kadar selâmette

olur. Safer ayı namazı: Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi gece yarısından

sonra, yeryüzüne nazil olacak, inecek belâlardan biiznil-lahi Teâlâ muhafaza

olmak için sabah namazından evvel dört rekat nafile namaz kılıp birinci rek’at

da Fatiha’dan sonra on yedi Kevser sûresi, ikinci rek’at da Fatiha’dan sonra

beş ihlâs-ı şerif, üçüncüde Fatihadan sonra bir Felâk sûresi dördüncüde bir Nas

sûresi okuyup selâm verilip dua edilecektir. Keza Safer ayının son

çarşambasının gecesi veya gündüzü iki rek’at namaz kılıp birinci ve ikinci

rek’at da Fatiha’dan sonra on bir ihlas-ı şerif okunacak, namazdan sonra yedi

defa istiğfar edip el kaldırıp on bir defa Salât-ı Münciye ve

sonralarında:okunacaktır.”

Evet bu bilgilerin kaynağını bulmak, mümkün olmamıştır.

Yukarıdaki ayet-i kerime ve hadis-i şerifler bu inancı kesinlikle

reddetmektedir. Aslı yoktur. Hurafedir.

Safer ayının; bazı felâketlerin sıklaştığı bir zaman dilimi,

binaenaleyh uğursuz bir ay olduğu hakkında:

“Bundan dolayı biz de, dünya hayatında zillet azabını

kendilerine tattırmamız için, uğursuz uğursuz günlerde üzerlerine çok

gürültülü, kavurucu soğuk bir rüzgâr, kasırga, fırtına gönderdik. Ahiret azabı

ise elbette daha çok horlayıcı, daha çok rezil rüsvay edicidir. Onlara hiç bir

şekilde yardım da edilmez.” 

“Gerçekten biz haklarında uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir

günde onların üstüne çok gürültülü, kavurucu soğuk bir rüzgâr, kasırga, fırtına

gönderdik.”  Ayet-i kerimeleri delil

olarak ileri sürülmektedir. Halbuki:

a- Bu iki ayet-i kerime; ibret alınması için, Hûd (A.S.)ı

yalanlayan Âd kavminin nasıl helâk edildiğini bildirmektedir. Ayet-i kerimede

geçen: “…uğursuz uğursuz günlerde…;… uğursuz ve uğursuzluğu sü-rekli bir

günde…” ifadeleri, tamamen Âd kavmi ile alakalıdır. Bütün tefsirlerde: “lafz-ı

şeriflerinden sonra “aleyhim = uğursuzluk onlara” kaydı bulunmaktadır. “Uğursuz

günler” gönderi-len şiddetli fırtınanın ardı arası kesilmeden devam ettiği ve

bu yüzden kavmin helâk olduğu günlerdir. Yoksa bizzat günlerin kendisinde

uğur-suzluk diye bir şey yoktur. Ayrıca uğursuzluğu, onların helak olmaları ile

son bulmadı da, kıyamete kadar kabirde azab gördüler.  Dolayısıyla bazı müneccimlerin zannettiği

gibi o uğursuzluk, günün kendisi ile ilgili değildir. Yani o gün, herkes ve her

şey için uğursuz olmayıp, sadece onlar hakkında uğursuz olmuştur.

Müneccimler buradan bazı günlerin uğursuz olduğuna delil

getirmişlerdir. Fakat Kelâm uleması demişlerdir ki, günlerin “uğurluluk” ve

“uğursuz”lukla nitelenmeleri zatî değil, izafîdir. Yani gün bir adama göre

uğursuz, diğer bir adama göre de uğurlu olabilir. Elem gören bir adam için

uğursuz, nimet gören bir adam için uğurlu olur. Mesela bu günler Hûd (A.S.)ı

yalanlayan Âd kavmine, kâfirlere, bozgunculara uğursuz, fakat Hûd (A.S.)a ve

O’na iman edenlere rahmet günleri ve hayırlı olmuştur. Çünkü kafirlerden

kurtulmuşlardır.