Maaratünnümanın İşgali
Haçlılar Maaratün Numa’nı alınca burada 100.000 kişiden
fazla insan öldürdüler. Bu olayı bizzat haçlıların kendi yazarları şöyle
anlatmaktadır. keşiş Robert olayı şöyle tarif etmektedir:
“Bizimkiler, yavrularının öcünü alan dişi birer aslan gibi
sokak ve meydanlarda ve hatta binaların çatılarında koşuyor, ve bir türlü,
kılıçtan geçirmenin o bitmez tükenmez heyecanının dindiremiyorlardı. Ellerine
geçirdikleri gençleri, çocukları ve hatta yılların çökerttiği yaşlıları dahi
öldürüp parçalıyorlardı. Yakaladıklarından hiç kimse kurtulamamıştı. Hatta,
zamandan tasarruf etmek için, yakaladıklarından birkaç kişiyi aynı anda ve aynı
iple bir arada asıp bırakıyorlardı. Gerçekten de, silahlı olan bu din
düşmanlarınızın hiçbir şekilde karşı koymadan kendilerini ölüme teslim
etmelerini görmek çok ilginç bir manzara oluşturuyordu.
Bizimkiler buldukları her şeyi yakalayıp alıyorlardı. Hatta,
ölülerin karınlarnı dahi içlerinde bir şeyler bulma ümidiyle deşip
bakıyorlardı. Sokaklardan oluk gibi kan akıyor, her tarafta ceset yığınları
görülüyordu. Ölüme giden körler sürüsü. Bizimkilerin yakalamış olduğu o koca
kalabalıktan, İsa’nın gerçek inancını kabul edecek tek bir kişi dahi çıkmadı!
Sonunda, kalenin içine kapanmış olanları çağırdılar. Bir işe yaramayan yaşlı
kadın ve erkeklerle hastaların kılıçtan geçirilmeleri; güçlü genç erkek ve
kızların ise, ileride satılmaları için bir yana saklanmaları istendi. Türklerin
bu kılıçtan geçirilmeler 1-2 Aralık Pazar günü oldu. Ne var ki, aynı günde işi
tamamlayabilmemize imkan yoktu Bizimkiler, ertesi gün, geri kalanları da
kılıçtan geçirdiler ve böylece işimizi bitirdik.”
Kudüs’ün İşgali
Bu sırada Kudüs, Fatimilerin yönetimindeydi. Haçlıların
bölgeye gelmesinden iki ay kadar önce Türklerden almışlardı. Fatimiler,
haçlıların buraya kadar geleceğini tahmin etmiyorlardı. Aslında o dönemdeki
bütün İslam devletçikleri haçlıların gerçek amaçlarının farkında değildiler.
Hatta haçlı liderleri daha Antakya önlerindeyken civar beylere mektuplar
göndererek hereketlerinin kendilerine karşı olmadığını sadece Bizansa ait olan
eski yerleri almak istediğini belirtmişlerdi. Haçlılar, Antakya’yı sekiz ay
kuşatmalarına rağmen Müslümanlar ancak son anda o da Musul emiri Mevdud’un
gayretleriyle bir ordu toplayabilmişlerdi. Maalesef o ordu da geç kalmıştı.
Zamanında gelseydi haçlı seferleri daha başlamadan bitmiş olacaktı.
Fatimiler de Bizansla olan dostluklarına ve haçlı liderlerinin
mektuplarına güvenerek onlarla Türklere karşı bir ittifak bile önermişti. Fakat
Haçlıların Kudüs’ü kuşatmaları onların gerçekleri görmelerine neden oldu. Ama
artık iş işten geçmişti. Hazırlıksız yakalanmışlardı. Onlar, ordu hazırlayıp
Kudüs’e yetişinceye kadar Haçlılar amaçlarına ulaşmış oldular. Yine geç kaldık!
Haçlılar iki aylık bir kuşatma sonucu Kudüs’ü aldılar.
Burada da büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Haçlılar, kenti yağmaladılar ve
tüm Müslümanlar ile Yahudiler’i kılıçtan geçirdiler. 70 bin Müslüman
öldürdüler. Yahudileri de sinagogda diri diri yaktılar. Müslüman kadınların
sığınmış oldukları Ömer Camiinde çocuklarıyla beraber, onbin kadar müslümanı da
Süleyman ma’bedi’nde öldürdüler. Godefroy de Bouillon, Haçlı Seferlerin
düzenleyen Papa ll.Urban’a gönderdiği mektupta: “Kudüste bulduğumuz düşmanlara
ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, malumunuz olsun ki: Süleyman Ma’bedi’nin
kapısı önünde ve Ma’bed’in içinde bizimkilerin atları dizlerine kadar Müslüman
kanlarına basarak yürüyorlardı. Haçlıların
yaptığı katliam o kadar korkunç oldu ki. Haçlı ordusunda bulunan tarihçiler
bile bu bu katliam karşısında duydukları dehşeti ifade etmişlerdir. Örneğin
tarihçi Raimundus Aguilers, işgalden bir gün sonra Harem-i Şerif mahallesine
giderken her tarafı kaplayan cesetlerin arasından ve dizlerine kadar çıkan kan
birikintilerinin içinden geçmek zorunda kaldığını söyler. Foucher de Chartres
diyor ki: “Adam öldürmekten bıkan haçlılarımız, evlere yayılmağa başladılar.
Ellerine geçen herşeyi aldılar. Bir eve ilkönce hangisi girerse, bulduğu
şeylerle beraber eve de sahip oluyordu. Kanun olarak tatbik edilmek üzere bu
durum daha başlangıçtan kararlaştırılmıştı.” Öldürülenler arasında Yahudiler de bulunmaktaydı. Haçlılar deliler gibi
şehirde buldukları bütün herkesi kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürdüler. Hatta
Sinagoga kaçan Yahudiler, buranın ateşe verilmesiyle yanarak öldüler. Şehirde
büyük bir katliam meydana geldi.
Piskopos Raimund d’Agiles burada yapılan katliamları şöyle
tasvir etmektedir: “Nihayet, bizimkiler surlarla kuleleri elde etmelerinden
sonra, yenilenler arasında inanılmaz bazı hadiselere tanık olduk. Bazılarının
cesetleri, kafaları kesilmiş halde yerlerde yatıyordu. Bu durum, gerçekten de,
kendileri için, uğramış olabilecekleri en iyi son idi. Bazıları da, oklardan
delik-deşik olmuş bir şekilde can vermiş, kale kulelerinden baş aşağı sarkmakta
idiler. Bazıları da alevlerden kömürleşmişlerdi. Şehrin sokakları kesilmiş kol
ve bacaklarla dolmuştu. Yollar da öylesine ceset bolluğu vardı ki, insanın oralardan
geçmesi mümkün olmuyordu. Solomun’un tarihi mabedi’inde bizimkiler öylesine kan
akıtmışlardı di, cesetler kan denizinde yüzüyor, akıntının etkisi ile bir bu
yana bir şu yana sürüklenip gidiyorlardı. Sağda solda yüzen bacaklarla kafalar
bazen başka bir cesede yapıyordu. İğrenç bir karmaşa her yerde hakim olmuştu. O
bölgede halkı kılıçtan geçirme görevini üstlenmiş olan askerlerimizin kendileri
de, bir süre sonra, parçalanmış cesetlerden etrafa yayılan pis kokuya dayanamaz
olmuşlardı.” Ayrıca kendisi Süleyman
tapınağına giderken dizlerine kadar çıkan kan birikintisi içinde geçmek zorunda
kalmıştır. Bu olay, hristiyan taasubunun kan içiciliğini gözler önüne
sermiştir. Bu öldürmelerden yerli Ortodoks hristiyanlar ve Yahudilerde
nasiplerini aldılar. Bu yapılan katliamlar için hristiyan vakainüvisler de
eleştirilerde bulunmuşlardır. Hazine emini Bernard bu şövalyeler için “Bunlar
deliden başka bir şey değildirler.” Derken Dol Başpiskopusu Budry de “Çamurlar
içinde kıvranan kısraklar” ifadesini kullanmıştır.
Artık, şehirde öldürülecek hiçbir kimse kalmayınca haçlılar,
kutsal mezar kilisesine giderek tanrılarına şükrettiler ve kendilerine kral
olarak Godefrio’yu seçtiler. Bu arada haçlı seferlerin baş tertipçisi
ll.Urbanus Kudüs’ün alındığını duymadan öldü. (29 Temmuz 1099)