İmam Hatip Lisesi mezunları, Harp Okullarına hâlâ neden kabul edilmiyor
Bu sorunun cevabı yok.
İmam Hatip Liseleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına uygun eğitim gören okullar.
İmam Hatip Liselerinde görevli öğretmen ve idareciler, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre hareket eden, yetki ve görevlerini Anayasa, kanun ve yönetmeliklerden alan memurlar.
O halde bu okullardaki öğrencilere hâlâ “üvey evlat” muamelesi niçin
***
Geçtiğimiz Eylül ayında çok ilginç bir gelişme yaşandı.
TBMM Dilekçe Komisyonu’na İstanbul’dan müracaat eden Enes Alpaydın adlı vatandaş, Hava Harp Okulu’na başvurabilecek okul türleri arasında İHL’nin bulunmadığını ve İHL mezunlarının Harp Okullarına alınmasının önünün açılmasını talep etti.
Meclis Komisyonu, dilekçeyi işleme koydu.
Komisyon, Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) taleple ilgili görüşünü sordu.
Milli Savunma Bakanlığı, komisyona gönderdiği yazıda, “Harp Okullarına kaynak teşkil edecek okul türleri, 4566 sayılı Harp Okulları Kanunu’nun 36’ncı ve Harp Okulları Yönetmeliği’nin 43’üncü maddeleri ile verilen yetkiler çerçevesinde belirlenmektedir” cevabını verdi.
Komisyon, MSB’nin bu cevabı üzerine dilekçe ile ilgili verdiği kararda Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu’nun Askeri Okullardaki Sorunlar hakkında geçen yıl aldığı kararı hatırlatarak –uzun bir cümle kurarak- şunları kaydetti:
“Kararının sonuç kısmında `Milli Savunma Bakanlığı’ndan; Harp Okulları Yönetmeliği’nin, Öğrenci Kaynakları başlıklı 43’üncü maddesi hükmü gereği, Harp Okulları’na alınacak öğrencilerin hangi sivil liselerden geleceğinin ilgili kuvvet komutanlıklarınca belirlenmesi ve Genelkurmay Başkanlığı’nca onaylanması usulünün, yönetmelikte yapılacak değişiklik ile Harp Okulu öğrencisi olma şartlarını taşıyan her öğrencinin hangi liseden geldiğine bakılmaksızın `Harbiyeli’ adaylığına talip olma hakkı bulunacak şekilde düzenlenmesinin istenmesine, böylelikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak eğitim faaliyetlerini sürdüren liselerin, belirli gerekçelerle dahi olsa başka bir kurumun onayına tabi olması uygulamasının önüne geçilmesinin istenmesine’ tespitlerinde bulunulmuştur.
Dilekçenin yargıya müracaat etmesinde fayda mülahaza edilerek, bu aşamada dilekçe hakkında Komisyonumuzca başka bir işlem yapılamayacağına karar verildi.”
Benim anladığımı herhalde siz de anladınız;
TBMM Komisyonu diyor ki; “İmam Hatip Lisesi mezunlarının da Harp Okullarına alınması için yasalarda gerekli düzenleme yapılsın.”
Fakat aradan bunca zaman geçti.
Var mı herhangi bir düzenleme
Yok.
Böylesine önemli bir konu, incik, boncuk konulardan oluşan son pakette yer aldı mı
Hayır!
Mübarek olsun! Mübarek olsun!
Siz bu hikâyeden aynı şeyi mi anladınız
Hikâyeyi dünkü Zaman’daki köşesinde İskender Pala anlattı. Bana oldukça mânidar geldi.
Okuyalım mı
“Hikâye bu ya…
Bir zamanlar iki kişi arasında bir dostluk kurulmuştu.
O kadar ki her ikisi de yekdiğerini canından bir parça bilmeye başladılar.
Muhabbetleri Allah için, Allah yolunda ve hakkaniyetten yanaydı. Durum böyle olunca sen-ben davası aradan kalkmış, neredeyse sevgililer gibi iki tende bir can, bir kabukta çifte badem olmuşlardı. Her ikisi de diğeri için “O bendendir, benim canımdandır” diyordu. Muhabbetleri ikisini de birbirine benzetmiş, tavırları, düşünceleri, sözleri, fikirleri bal ile kaymak olmuştu. Ortak hayat tarzları Allah’ın ölçüleriyle şekillenmiş, dostluk yarenliğe evrilmiş, dayanışma artmış, zor günlerde birbirlerinin yardımına koşmakta yarışır olmuşlardı.
Bir keresinde hekimler, sağlık ve sıhhat için onlardan birine kan aldırması gerektiğini söylediler. O itiraz etti. Çünkü kendisini diğer dostuyla o derece dolu hissediyor, kan aldırırsa onun da canı yanar diye korkuyordu.
Sırf dostunun canı yanmasın diye sancı çekmeye razı oldu, hekimlerin teklifini geri çevirdi.
Gel gelelim aynı hekimler aynı teklifi diğerine de aynı şekilde önerdiler. Ve o razı oldu. Elbette ki kan aldırdığı gün dostlukları da kan kaybetmeye başladı. Bu hadise çevreye yayılınca şair Nesimî dua niyetine şu beyti söyledi:
Doğrudur yârin yolu, doğru kayırmaz yârdan
Kim ki doğru yol varır, onun yeri dar olmasın
Kan aldıran dost bu beytin ikinci dizesindeki temenniyi “Doğru yolda gidenin yeri geniş olsun, dar olmasın!” diye anladı.
Ama kan aldırmayan, bunun yerine kanını içine akıtan dost aynı mısrada “Doğruluktan ayrılmayanın yolu dar ağacına uğramasın!” duasını okudu ve “Amin!” dedi.”
Hikâye burada bitiyor.
Ne anladınız, sahi
Bu araştırmanın sonucunu
Başbakan isterse açıklayabilir!
Tarih: 25 Mart 1997
Refah Partisi Erzincan milletvekili Naci Terzi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na (TBMM) bir önerge veriyor.
Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’e şu soruları yöneltiyor:
1. Son günlerde bazı televizyon kanallarıyla birlikte yazılı basında DYP-SHP koalisyon hükümetinde Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanları Mehmet Moğultay ve Mustafa Kul döneminde SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun görev süresi içinde bazı işe alımlarda skandallara varacak usulsüzlükler yaptığı ileri sürülmektedir. Kamuoyunda geniş yankılar bulan bu konunun TBMM gündemine getirilerek tartışılması istenmektedir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz
2. Kamuoyunu sarsan bu iddiaları TBMM gündemine getirmeyi düşünüyor musunuz Bu konuda Bakanlık olarak ne yapacaksınız
***
Merhum Necati Çelik, bu sorulara 1 Mayıs 1997’de cevap veriyor ve şunu söylüyor; “Erzincan Milletvekili Naci Terzi tarafından hazırlanan “SSK eski Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun döneminde personel alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin” 7/2391 Esas No’lu yazılı soru önergesi Bakanlığımca incelenmiştir.”
Ama bu kadar…
Araştırmanın somut sonuçları cevapta ve ek’te yok.
Naci Terzi ile konuştum.
“Bu araştırmanın sonuçları daha sonra elinize ulaştı mı ” diye sordum.
“Hayır.” dedi.
Yani, Bakanlık Teftiş Kurulu tarafından, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yürütülen araştırma ve inceleme sonuçları rafa kaldırılmış!
***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hemen her konuşmasında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü dönemindeki yolsuzluklarına atıf yapıyor ya, hani!
Madem sonucu açıklanmayan böyle bir araştırma yapıldı…
Sayın Başbakan bir talimat verse de bu araştırmanın sonuçlarını Bakanlık arşivinden çıkartıp açıklasa ya!
NOT: Bugün 8 Ocak 2014 Çarşamba... 1) İşte geldik 2014’e… Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakali n’olacak Takipçisiyiz…