Cumhurbaşkanını halkın seçmesi için TBMM de AKP nin
öncülük ettiği bir düzenleme yapıldı. Bugün, uygulaması ile daha yakından
görülüyor ki, bu düzenleme halkın uygun gördüğü bir adayın cumhurbaşkanı
seçilmesi için değil de, Sayın Erdoğan ın önünü açmak için yapılmış. Bu
düzenleme, Sayın Erdoğan a devletin bütün imkânlarını sonuna kadar kullanma
fırsatı tanırken, diğer adaylar sanki figüran gibi görünüyor.
Bir demokratur oyunudur yapılan. Halk yönetime alet
ediliyor. İstismarın perdelenmiş örneği yaşanıyor. AKP liler ileri demokrasiden
söz ediyorlar, ama halkın doğrudan cumhurbaşkanını seçebilmesi elinden alınmış
durumda. Önce vekiller seçecek, sonra da milletin aslını teşkil eden halk bu
vekillerin tercihini onaylayacak. Buna, ileri demokrasi mi denir, yoksa vesayet
demokrasisi mi
Sayın Erdoğan, daha düzenleme yapıldığı gün kazanmıştır
seçimi. Şimdi yapılan bir formalitenin tamamlanması. Candaş ve yandaş medyaya
ilâve olarak devletin bütün imkânları elindedir. Cumhurbaşkanlığı gibi devleti
en üst düzeyde temsil edecek bir kişinin adaylık sürecinde başbakanlık sıfatını
bırakması gerekmez mi İstifa edip yerine bir bakanın vekâlet etmesi daha âdil
değil mi Seçilmişlerin seçtiklerini halka onaylatmak ileri demokrasi midir
Halk, önüne ne gelirse onaylamak zorunda mı Seçme ve
seçilme hakkını doğrudan kullanması gerekmez mi İşin reklâmı, cumhurbaşkanını
halk seçecek şeklinde. Fakat halk doğrudan işin içinde değil. Birkaçı dışında,
siyasî partiler aday gösterebilme hakkından mahrum. Sivil kuruluşlar ve
demokratik kitle örgütlerinin de cumhurbaşkanı adayı gösterebilme imkânı yok.
Demokrasimiz (!) ne kadar da ileri görüyor musunuz
Vesayet demokrasisi mi
Demokrasi kelimesi ile birlikte kullanılan ileri,
güdümlü, vesayet, demokratur gibi eklentilere bakarak demokrasinin hep eksik,
kusurlu, kaypak bir şey olduğu aklımıza geliyor.
Oyunu ilk fark eden Saadet Partisi oldu. Genel Başkan
Mustafa Kamalak, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilerek vesayet rejimine
son verileceği iddiasının bir kandırmaca olduğunu belirterek, asıl Amerikan
vesayeti nin söz konusu olduğunu belirtti. Sayın Kamalak, Zihniyet değişmedikçe isimlerin değişmesinin sonucu
etkilemeyeceğini anlattı: Eğer bir cumhurbaşkanı, faize dayalı sömürü
sistemini savunuyorsa, `reel politik diyerek egemenlere teslim oluyorsa, İslâm
dünyası paramparça bölünürken, hâlâ AB cilik, ABD cilik yapıyorsa, adı Ahmet
olmuş, Mehmet olmuş ne fark eder (23. 7. 2014)
Saadet Partisi, cumhurbaşkanlığı seçimine giren her üç
adayın da Batıcı olduğunu açıkladı: Oysa Irak ı üçe bölen Batı dır. Libya yı
paramparça eden Batı dır. Bugün, İsrail in Gazze deki katliamına en büyük
desteği veren Batı dır. Üç adayın da söylemleri özde birbirinin kopyasıdır. Ses
tonları farklı, muhtevaları birbirinin aynısıdır. Tarihin en büyük katliamı
yaşanırken hiçbiri somut bir girişim ortaya koyamamıştır.
Ekmelettin İhsanoğlu, İslâm İşbirliği Teşkilâtı Genel
Sekreterliği yapmasına rağmen, İslâm ülkelerini harekete geçirme konusunda bir
girişimi olmamıştır. Müslümanların yaşadığı bir ülkede Din dersinin seçmeli
olması gibi garip teklifler ileri sürerek kendini aday gösteren partilere
şirin görünme havasına girmiştir. Ağzından ekmeğini al, ye görüntüsü vererek
yöneticilik dirayeti gösteremeyeceğini ortaya koymuştur.
Selâhattin Demirtaş ın tek yaptığı şey terörist başını
meşrulaştırma mücadelesi olduğu için Türkiye Cumhurbaşkanı olamayacağı açıktır.
Devlet Adamı Azimli Olur
Sayın Erdoğan ı hep hırslı olarak gördük. İtham ve
hakaret içeren üslûbu, tek adam görüntüsü veren tavrı, bağırıp çağırarak
başkasına sataşmayı kollayan konuşmaları ile hep hırslı bir insan portresi
çizdi. Halbuki bir Müslüman hırslı değil, azimli olur: Bir kere azmettin
mi, Allah a güvenip dayan. (Al-i İmrân, 159)
Ekrem Şama nın Ali Nabi Koçak tan aktardığı bir hatıra,
Sayın Erdoğan ın hırsının derecesini gösterdi. Sayın Erdoğan, 1993 teki bir
belediye başkanları toplantısında, bazı başkanların da bulunduğu bir ortamda
Sayın Koçak tan bir talepte bulunuyor: Erbakan Hoca seni dinliyor; söyle de,
Hoca bu işi yapamıyor; bana bıraksın. (Millî Gazete, 14. 7. 2014)
Sayın Erdoğan ın bu hırsı onu istismarcılığa sürükledi.
2001 de Erbakan Hoca ile yolunu kesin ayırdığı halde, Erbakan ın yolundayız
demeyi menfaatine uygun gördü. Şimdi de cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili
hazırlattığı Milletin Adamları başlıklı levhaya Erbakan Hoca nın da resmini
koymuş. Erbakan Hoca, defalarca, Beni günahlarınıza ortak etmeyin demesine
rağmen.
O Erdoğan ki, 2001-2011 arasında, pek çok kişiyle
(Demirel gibi) görüşmesine rağmen, bir kere olsun Erbakan Hoca yla görüşmedi.
Bu dönemde Nermin Erbakan ve Hoca nın kendi vefatında bulunması dışında bu
camia ile irtibatını kesti. Son iki aylık hastalığında, her gün yattığı
hastanenin yanından geçmesine rağmen bir kere olsun Hoca sını ziyaret etmedi.
Bu vefasızlığınız ortada dururken Erbakan ın yolundayız diyorsunuz, öyle mi
AB, ABD, Kıbrıs, ahlâk ve mâneviyat gibi pek çok temel
konuda başka bir kulvara girmiş olan bir kişinin Erbakan ın yolundayız demesi
ayıp olmuyor mu Sözünde sadık olan bir insan, ya bunu icraatıyla gösterir ya
da konuyu hiç istismar etmez.
Gerek yasal düzenlemenin çarpıklığı, gerekse mevcut
adayların Türkiye nin problemlerine çözüm getiremeyeceği gerekçesiyle, Saadet
Partisi nin cumhurbaşkanlığı seçiminde mevcut hiçbir adayı desteklemeyecek
olmasını yerinde ve tutarlı bir tavır olarak görüyorum.