Kızılderili bir bilge torununa nasihat eder ve şöyle der: İçimde savaşan iki kurt var… Bunlardan biri öfkeyi, kıskançlığı, kibri, yalanı, kin ve nefreti diğeri ise huzuru, umudu, cömertliği, sadeliği, tevazuu, nezaketi, iyilikseverliği, dostluğu, merhameti sembolize ediyor. Bu savaşı sadece ben değil herkes yaşıyor ve sen de yaşıyorsun… Torun dedenin yüzüne bakar ve şu soruyu sorar: Peki hangi kurt kazanacak? Dede cevap verir: Hangisini beslerseniz o kazanacak!

Hepimiz bütün iyilikleri içinde barındıran sevgiye de ve hayatımızı geceye dönüştüren kötülüklere de yatkın olarak dünyaya geliriz ve hangi tarafı beslemişsek o yanımız gelişir diğer yanımız ise zayıf kalır, söner. Bu nedenle potansiyel olarak taşıdığımız bu çekirdeği düşünceye ve davranışa dönüştürerek kalıcı hale getirebilmeliyiz. Bunu da ancak ailenin ve eğitim kurumlarının desteği ile başarabiliriz. Eğitimin birincil hedefi erdemli ve faziletli bireyler yetiştirmek ve onlar aracılığıyla bu değerleri toplumun tüm katmalarına yaymak olmalıdır.

Kadim kültürümüzde insan ilişkileri “biz” algısı üzerine kurulmuş, empati ve yardımlaşma ekseninde sürdürülmüştür. Bunun ilk adımı ailede atılır… Annenin pişirdiği yemekten bir miktar ayırıp komşuya göndermesi, babanın kazancından yoksullar için pay ayırması ilişkilerin paylaşım üzerine kurulması çocukların empati duygularının doğal yollardan gelişmesini sağlar. Ailede “biz” duygusu ile büyüyen çocuk dışarıya çıktığında insanlara rahatsızlık verecek şeylerden kaçınmaya çalışır ve haklar konusunda hassasiyet geliştirir. Çocuk, insanlık ailesinin bir ferdi olduğunun farkına varır ve insanlarla ilişkilerinde hakkaniyetli olur.

Empati, insanı diğer canlı türlerinden ayıran bir özelliktir ve bencilliğin duvarlarını yıkarak ilişkilerimizi dengede tutar ve bu vesile ile ötekinin varlığını hisseder, taleplerini dikkate alırız. Ayrı bedenlerde nefes alıp veriyor olsak da ihtiyaçlarımız müşterektir dolayısıyla birbirimizin hem duygudaşı hem de eğitmeniyiz… Ve toplum doğal bir okul gibidir davranışlarımızı şekillendirirken buradan fazlasıyla etkileniriz.

Kızılderili’nin iki kurttan biri olarak metaforize ettiği kötülük kişinin hak ve empati kavramlarını içselleştirememiş olmasından kaynaklanır. Ötekini anlayabilmeniz için empatiye ihtiyacınız vardır ve bunu hayatınızdan çıkardığınızda sizi diğer canlı türlerinden ayıran özelliklerinizi yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız. 

Rekabet ve ihtirasların öne çıkarıldığı ve beslendiği bir çağda yaşıyoruz. Para, unvan, mevkii, başarı en yetkin güç olarak görülüyor… Bir yaşlının elindeki yükü alıp taşımasına yardımcı olan kişinin bu tavrı karıncanın ayak izi kadar dahi dikkatimizi çekmiyor. Birbirimizi sadece elde edilen başarılar üzerinden değerlendiriyor ve sevgimizi koşullara bağlıyoruz. Bu durum çocukların rol modellerini seçerken sadece maddi başarıyı dikkate almalarına neden oluyor. Bugün ABD’de pozitif psikoloji, doğunun eğitim modelinin özünü oluşturan fedakârlık, dürüstlük, yardımseverlik gibi değerleri çocuklara laboratuvar ortamında öğretmeye ve sağduyu kazandırmaya çalışılıyor.

Fakat göksel kaynaklı olan bu değerler laboratuvar ortamında değil sevginin yeşerdiği mekânlarda hayat buluyor.