Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Allah, Kur’an, Peygamber ve İslam; günümüz insanlığının ve Müslümanların dünya ve ahiret saadetleri için, mutlaka itibar edecekleri şeylerdir. Allah; insanlar ve kâinat için varlığı mutlak ve zaruri olan şeydir. Ki Allah, mülkün tek maliki ve hâkimidir. Allah, bütün kâinatı yoktan var edendir. Allah, insanı da sadece kendisine kullukta bulunsun diye yaratmıştır. Allah; insanın kula kulluğunu yasaklamıştır. İnsanın Allah’a kullukta bulunması, Allah’ın insanlara bildirdiği hak ve adalet esaslarına uymasıyla mümkündür. İnsan; Allah’a kullukta had ve hududunu bilmek zorundadır. Allah’ın hadleri; Allah’ın kulları için çizdiği sınırlar ve kırmızı çizgiler demektir. Allah, kullarına hak olanı da batıl olanı da bildirmiştir. Ayrıca Allah, insanı haktan batıla çevirmek isteyen yol vurucuları, şeytanı, inkârcı Beni İsrail’i, müşrik Hıristiyanları, münafıkları, açık bir şekilde tanıtmıştır. Hak-batıl mücadelesinde, dost da, düşman da bellidir.
İnsandan istenen şey, Allah’ın belirlediği sınırları koruyarak, tabi tutulduğu dünya imtihanında İslam’ca düşünmek, İslam’ca yaşamak, yeryüzünde adil bir düzenin ve yani bir saadet dünyasının kurulması için mücadele etmektir. Bugün insanlık ve de Müslümanlar bu şuurda ve durumda değildir. Gayesiz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hayat sürmektedirler. Bu yaşanılan bir insanlık krizidir. Bu krizden kurtuluşun tek çaresi din ve düzen olarak İslam’a dönmek, inkârın, şirkin ve nifakın pisliklerinden kurtulup, tevhit boyasıyla boyanmaktır.
MUTLAK HÜKÜMLER
İslam âlimleri hükme delaleti açık ve kesin olan ayetleri kesin ve zorunlu hükümler olarak değerlendirmişler, bu gibi hükümlerin içtihada konu olmayacağını da belirtmişlerdir. Böylece inanç, ibadet, miktarlar, kefaret, miktarı belli had cezaları, miras payları, temel ahlaki özellikler ve genel kurallarla ilgili ayetler, uyulması zorunlu kesin hükümlerdir. Bu hükümleri her Müslüman’ın, zorunlu olarak bilmesi gerekir. Yüce Kur’an; belirtilen bu hükümlerin bir kısmını Allah’ın hadleri, yani sınırları, yani hududullah olarak adlandırmış ve aşılmamasını istemiştir. Had; iki şeyin birbirine karışmaması için araya konulan sınır ve her şeyin varabileceği son sınırgibi anlamlara gelmektedir. Hududullah Kur’an’da, helal veya haram kılındığı beyan edilip, muhalefet edilmemesi ve çiğnenmemesi emredilen hükümleri ifade eder. Bu ifade, Allah’ın Kur’an’da yer alan bütün hükümlerini kapsayacak şekilde kullanıldığı da görülmektedir. Bu ifade, geçtiği yerlerin tamamında; Allah’ın sınırları ve hükümleri anlamında kullanılmıştır. Bu ifadenin yer aldığı ayetlerin bir kısmında, Bakara 229: “Bunlar Allah’ın sınırları, hükümleridir. Onları çiğneyip geçmeyin.” Bakara 187 “Onlara yaklaşmayın.” Talak 1: “Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse gerçekten o kendi nefsine zulmetmiş demektir”şeklindeki ifadelerin yer alması ayrıca dikkat çekmektedir. İçerisinde “hududullah” ifadesinin geçtiği ayetlerin şu konulardan söz ettiklerini görmekteyiz. Oruç gecelerinde, mescitlerde itikâfta bulunulmuyorsa, cinsel temasın helal olduğu, bu gecelerde yeme ve içmenin ne zamana kadar devam edeceği, boşanmada gözetilecek hususlar, kesin olarak boşanan karı-kocanın tekrar bir araya gelebilme şartları ve iddet ile ilgili helal-haram sınırları, mirasla ilgili hükümlerin Allah’ın sınırları olduğu, zinhar yapma ve ondan dönebilmenin şartları ile ilgili hususlardaki helal-haram sınırları. Bunlar yanında Tevbe Suresi’nin 97. ve 112. ayetinde bu kelime, Allah’ın birçok hükmü ya da bütün hükümlerini ifade edecek şekilde kullanılmıştır. Yine Tevbe 112’de, Allah’ın belirtilen bu sınırlarını korumanın müminlerin bir özelliği olduğundan bahsedilmiştir. Görüldüğü üzere “hududullah” kavramı Kur’an’da sadece sınırlı birkaç konuyu ifade etmemiştir. Aksine Allah’ın din olarak insanlara sunduğu bütün hükümleri ifade edecek tarzda da kullanılmıştır. Allah’ın sınırları olarak belirlenen bu hükümlere bağlı kalınması ve sınırlarının aşılmaması da istenmiştir. Bu hükümler asla değişmez ve olduğu gibi kabul edilip uygulanmaları gerekir. Nisa 13-14: “İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetlere koyar, işte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah’a ve elçisine isyan eder, O’nun kanunlarını çiğneyip geçerse, Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.” Siyonizm’in fert ve toplumları ifsatta kullandığı araçlardan birisi de kadınlardır. Kadın-erkek ilişkilerinde Allah ve Resulünün koyduğu sınırları gözetmeyen Müslüman topluluklar da Siyonizm’in bu ifsadına katkı sağlamış olur.
HADDİ AŞANLAR
Allah’ın kulları için koyduğu sınırları aşanlar; inkârcı ve ırkçı Siyonistler, müşrik Hristiyan Batı ve münafıklardır. Bunlar günümüz dünyasında karşımıza İsrail, ABD ve AB olarak çıkmaktadır.
Allah, yeryüzünün tamamını, bütün insanlar için bir imtihan yurdu olarak tayin etmişken, bunlar, yeryüzünün kendilerine tahsis edilmiş bir mülk olarak görüyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen insanları da düşman gördüklerinden, onlara zulmün her çeşidini yapmaktan kaçınmıyorlar. Hak-batıl mücadelesi bunun için şuurlu Müslüman topluluklar ile bu ifsatçılar arasında geçiyor. İnkârcı İsrail ve ABD’nin lanetli karakterinden birisi de, İslam’a, Kur’an’a, Peygamberimize ve Cebrail’e kin ve nefret duymalarıdır. Bu kin ve nefret karakterini tedavi etme imkânı da yoktur. Müslümanlar ve insanlık bu lanetli cepheyi tanımadan, onlara karşı üstünlük sağlamaları, zilletten izzete kavuşmaları mümkün olmaz. İnkârcı Siyonist Yahudiler, Allah’ın müstakim olan dini İslam’da çarpıklık arayarak insanları ondan alıkoymaya ve müminleri de ondan geri çevirip inkâra sürüklemeye çalışırlar. Çeşitli vasıtaları kullanarak Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Bugün medya gücünü son derece etkili biçimde kullanan Siyonistler, insanlığın tek kurtuluş düzeni olan İslam’ın fert ve toplum hayatındaki etkinliğini kırmak için her şeyi yapmaktadırlar. Ancak Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Selam hidayete tabi olanlara…