Ağzımızdan ne çıktığı kalbimizde ne barındırdığımız ile ilgili bir konudur. Bu aralar bir araya gelemediğimizi ve insanlar ile en çok sosyal medya ile iletişim kurduğumuzu göz önünde bulundurursak sosyal medyamızda ne paylaştığımızda ağzımızdan çıkanla eşdeğerdir desek hata yapmış olur muyuz acaba? 

Sosyal medyanın hayatımızı ne denli etkilediği ile ilgili yorumlar yapıldığında sosyal medya platformlarının bu kadar ciddiye alınmaması gerektiği ile ilgili yorumlarla karşılaşıyoruz. Bu platformların bu kadar ciddiye alınmaması gerektiğinde bende hemfikirim ancak istatistiklere bakacak olursak çok da hafife almamak gerektiğini düşünüyorum. 2021 raporlarına göre ülkemizde 60 milyon aktif sosyal medya kullanıcı bulunmakta. Bu da ülkenin %70.8’ine denk gelmektedir. Takdir edersiniz ki bu azımsanmayacak bir rakamdır.

Büyükler kişinin bulunduğu ortamı iyi seçmesi gerektiğini aksi takdirde kötü etkileneceğini söylerler. Zira kalp; bir şeyi zıddına çevirmek, şekil ve renk değiştirmek manalarına gelmektedir ve bulunduğumuz ortamın şekline ve rengine bürünür. Bu bağlamda aile, okul ve arkadaş çevremiz nasıl bizi etkiliyorsa sosyal medya ile olan iletişimimizin de bizi aynı şekilde etkilediğini düşünüyorum. 

Diğer bir yandan ülkenin %70’nin bu ortamda olduğunu düşünürsek, ülkenin genel gidişatı hakkında da bilgi sahibi olabileceğimiz bir mecra diyebiliriz. (Tabi ki bu alanların doğal alanlar olmadığını, bir yönlendirmenin söz konusu olduğu göz önünde bulundurmak gerekiyor.) Bu mecralarda biraz vakit geçirince ağzımızdan hiç de hoş olmayan şeyler çıktığını görüyoruz. Normal şartlarda hoş karşılamayacağımız birçok şeyi rahat rahat ifade ediyor, güzel kelamın terk edilip argo ve küfrü normal karşılamaya başladığımızı üzüntüyle izliyoruz. Az evvel ifade ettiğimiz gibi bu yapay alanda yapılabilir olan şey, alışkanlık halini alıp gerçek hayata taşınıyor. 

Sosyal medyada hakaret etmek, bağırmak, kavga etmek prim yapabilir, daha çok takipçi ve beğeni getirebilir. Peki, gerçek hayatta da böyle midir? Birbirine bağıran, birbirine hakaret eden, birbirinden nefret eden insanlar gerçek hayatta niçin bir araya gelsin ki? Son yıllarda iyiden iyiye yalnızlaşmamızın bir nedeni de budur diyebiliriz. 

Bu mecrada dikkatimizi çeken bir diğer husus birbirimizi hakir, aşağılık varlıklar olarak görmemiz. “İnsanın iğrenç bir varlık” olduğuna dair paylaşımların gittikçe yayılmakta olduğunu görüyoruz. İlk bakışta çok ciddiye alınacak bir mevzu değilmiş gibi dursa da bu söylemler çok ciddi tehlikeler barındırmaktadır. Bir yandan bu tarz cümleleri rahatlıkla kurabilen kişinin kendini diğerlerinden yukarı bir yerde konumlandırmasına, diğer bir yandan bu söylemin içselleştirilerek insanın kendini değersiz, aşağılık bir varlık olarak görmesine neden olabilir. Kur’an-ı Kerim’de insanın üstün bir varlık olarak yaratıldığı ifade edilmektedir. Bu nedenle bu tarz söylemleri benimsemek ve tüm insanları aynı kefeye koyarak aşağılamak son derece yanlıştır. 

Son yüzyılda insanlık bir avuç kötü yüzünden birçok kıyım ve felakete maruz kalmak zorunda kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Bu nedenle yılgın, yorgun ve olanlara karşı sinirliyiz. Fakat bu durumdan bu bakış açısı ile çıkabilmemiz mümkün değildir. İnsan yeryüzünde halife olarak görevlendirilmiştir. Halifelik görevi gereği her bir kul yeryüzünde hakkı ve düzeni kurmakla mükelleftir. İnsanlık içinde bulunduğu bu buhrandan ancak bu vazifesini hatırlamakla kurtulabilir.

Son olarak diyeceğimiz o dur ki; 

“Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”

“Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş; 

Çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.”