Dün 19 Mayıs’tı…
Bir Türkçe öğretmeninden “milli” bayramlarımızın nasıl kutlandığına ilişkin son derece çarpıcı bir mail aldım.
Yazıda, milli bayramlarımızın yörüngesinden nasıl saptırıldığına dair çok ilginç satırlar, olağanüstü benzetmeler, harikulâde tasvirler var.
Okuyalım mı;
“Devasa bir stadyum. Tribünler hınca hınç dolu. Devlet erkânı olanca heybeti ve asaletiyle protokoldeki yerini almış. Sahada son hazırlıklar tamam vaziyette.
O da ne: “Hopbaaa, gangnam style… Dımtıs dımtıs…” Tribünler coşuyor. Herkes ayakta. Tabi, bilemiyorum protokol ne vaziyette Onlar da dansa eşlik ediyorlar mı acaba, merak etmiyor değilim… Acaba kaçımız PSY’nin klibinin kendi ülkesinin devlet televizyonunda gösteriminin yasaklandığını biliyor!
Devasa stadyumdaki kutlamayı bırakıp başka bir “Millî!” kutlamaya mı konuk olalım
Tabi, buyurun.
Hemen şu yakınımızdaki okulun bahçesine misafir olalım. Ecnebi lisanıyla bangır bangır bağıran ve kulakları tırmalayan bir ses duyuyoruz: “Vaka vaka…”
Çıkartamadınız mı Yani siz de kültürünüze ne kadar yabancısınız! İnsan kırk yıllık “Shakira Abla’sını” tanımaz mı hiç Evet, sahnede Shakira dansı yapıyor çocuklar. Gâvurun kıyafetiyle dans edip, gâvurun lisanıyla şarkı söyleyen “bizim çocuklar”. Tek millî unsur olsa gerek, bizim çocuklar.
Bambaşka bir tabloya bakalım şimdi de.
Yine bir başka okul kutlaması. Birçoğunuz bu hazin tablonun görüntülerine kısa bir uğraştan sonra ulaşabilir. Fonda bir müzik; Hakan PEKER’in “Köylü Güzeli” parçası… İlkokul bir ya da en fazla ikinci sınıf öğrencisi iki kız çocuğu sahnede. Yavrularımız müziğe eşlik eden bir dans sergiliyorlar. Etrafları kalabalık tarafından sarılmış. Üzerlerinde tam bir Anadolu kıyafeti: Altlarında şalvar, başlarında örtü ve üzerlerinde hırka.
Ama öyle bir an geliyor ki… Şarkının “sosyeteye girmiş köylü güzeli” sözleri işitilirken başlıyorlar şalvarı, hırkayı çıkartmaya. Atıyorlar örtüyü. Üzerlerinde daha önceden bu kıyafetlerin altına giydirilmiş ve gizlenmiş kırmızı, askılı ve diz kapaklarına ancak ulaşan bir elbise kalıyor. Modernleşiyor ve çağdaşlaşıyorlar! Kalabalık çılgınlar gibi alkışlıyor.
19 olmuş, 23 olmuş, 29 olmuş; Ekim olmuş, Nisan olmuş, Mayıs olmuş; tarihler önemli değil. Bu tarihlere herkes tarafından aynı kıymetin verilip verilmemesi de değil meselemiz. Mesele “millî” oluşu… Mesele, adının “millî” konuşu…
Müslüman-Türk’ün ruhuna tamamen tezat “Millî Bayram” kutlamalarıyla ecdadın kemiklerini sızlattığımızın farkında mıyız
O ecdat ki, biz gâvurun lisanını konuşmak zorunda kalmayalım, gâvurun libasına bürünmek zorunda kalmayalım ve onun inandıklarına inanmak zorunda kalmayalım diye can vermemiş miydi, kan vermemiş miydi; Çanakkale’de, Kocatepe’de ve varlık-yokluk mücadelemiz olan Kurtuluş Savaşı’nda
Evet, zorunuza gitsin, ağırınıza gitsin biraz!
Üstad’ın dediği gibi:
“Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden, Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hâl neyin nesi
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!”
Millî Gazete’den kimler geldi, kimler geçti (2)
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından kurulan ve yarım asra yaklaşan hizmetinde iyiden, güzelden, doğrudan milim sapmayan Milli Gazete’de bugüne kadar kimler çalıştı
Listeyi okuduğunuzda “Bizim Mahalle’nin neredeyse tamamının yolunun bir şekilde Milli Gazete’den geçtiğini” göreceksiniz. Millî Gazete bu anlamda âdeta okul oldu.
İşte dün ilk bölümünü verdiğim listenin ikinci kısmı;
* Kadir Topbaş
* Burhan Bozgeyik
* Salih Mirzabeyoğlu
* Hasan Aksay
* Süleyman Arif Emre
* Abdullah Çetin Fâruki
* Yesevizade
* Ayhan Bilgin (Muhammed Muhtarhan)
* Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş
* Prof. Dr. Sebahattin Zaim
* Prof. Dr. Esad Coşan
* Prof. Dr. Abdulkadir Karahan
* Yurdagün Göker
* Cafer Zorlu
* Yalçın Turgut Balaban
* Mehmet Akyıl
* Mehmet Köşker
* Mehmet Atalay
* Muhammed Bayka
* Fikret Ertan
* Ali Bulaç
* Hüseyin Kansu
* Prof. Dr. Mustafa Ünaldı
* Prof. Dr. Remzi Çetin
* Lütfi Doğan
* Tahir Büyükkörükçü
* Prof. Dr. İrfan Gündüz
* Numan Kurtulmuş
* Erol Erdoğan
* Prof. Dr. Salih Tuğ
* Prof. Dr. Raşit Küçük
* Doç. Dr. Nedim Urhan
* Prof. Dr. Osman Öztürk
* Ali Nar
* Nevzat Sudaş
* Mazhar Gürgen Bayatlı
* Sabri Özpala
* Prof. Dr. Ali Özek
* Şeref Özata
* İlhan Bilgü
* Nazır Özsöz
* Türker Saltabaş
* Ali Adakoğlu
* Ferhat Koç
* Hasan Mezarcı
* Yahya Oğuz
* Ali Oğuz
* Osman Çataklı
* İsmail Müftüoğlu
* Prof. Dr. Ahmet Akgündüz
* Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma (DEVAM EDECEK)
1) İsimler alfabetik sıraya göre yazılmamıştır. 2) “Ben de bu listede yer almak isterim, ben de Milli Gazete’de çalıştım, yazdım, bir şekilde bulundum.” diyorsanız, [email protected] adresime mail atabilirsiniz, ya da (0212) 6971000 (D.184) no’lu telefondan bana ulaşabilirsiniz.)
Evet, kıskandım..
Milliyet Gazetesi’nden kovulduktan sonra bir internet sitesinde yazan ve yazıları en az gazete yazıları kadar ses getiren Hasan Cemal, dün twitterde şöyle bir cümle kullandı:
- 5 gündür dağlardayım. Bu, gazeteci milletini biraz kıskandıracak kadar heyecanlı.
Hasan Cemal, yaklaşık bir haftadır K.Irak’a dönen teröristlerle yaptığı röportajları yayınlıyor..
İşte itiraf ediyorum..
Evet, kıskandım…
NOT: Bugün 20 Mayıs 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda herkes ayrı telden çalıyor. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton daha başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…