Dünyanın tasmalısı olmak… İlk cümleden sarsıcı bir tanımlama yapacak olursak… Tam olarak bu… “Kölesi olmak” tanımlaması dahi insani bir misyon yüklemek anlamına geliyor. Ancak bizim durumumuz şu an bunun çok ötesinde… Hazlarımızın tasmalıları haline geldik. Alışveriş sapkınlığıyla tükettik. Gösteriş ucubeliği ile tükettik. İlgi boşluğu saçmalığı ile tükettik. Güç takıntısı ile tükettik. Para kazanma hırsı ile tükettik. Eğlence arayışı, mutlu olma gerekliliği safsatası ile tükettik. Haram hatta küfür boyutunda cinsel arayışlarla tükettik. Maddeye taparak tükettik. Envai çeşit bağımlılığın pençesinde irademizi tükettik. Zır cehalet ile ilmi tükettik. Umursamaz, korkak, menfi eğitim anlayışı ile nesilleri tükettik. Ayetin ifadesiyle yapıp ettiklerimiz ile göz göre göre doğayı, nizamı tükettik. Hâsılı tüketim hastalığı diye diye kendimizi tükettik. Aslında çok da zorlamanın anlamı yoktu… “Vehn” ile kalbimizi, zihnimizi, kendimizi tükettik. Hepimiz dünyanın uslu, eğitimli birer köpeği haline geldik.

Çıkar telefonu göster

Neymiş efendim… Kullanılan teknolojik aletler, giyilen kıyafetler, binilen arabalar, satın alınan evler, rutin faaliyetler zenginliği göstermezmiş... Onlar zaruri varlıklarmış… Hatta varlıktan dahi sayılmazmış… Vay seni gidi gözü gönlü doymaz, ilginç insan kişisi seni… Vay hazırlıklı minare hırsızı seni… Vay görüntüsü güzel ama kalıbı dar, ayakta iz bırakan tuvalet terliği seni… Vay elektrik kesildiğinde tamamen işlevini kaybeden aydınlatma düğmesi seni… Vay hiçbir zaman ne işe yaradığı dahi anlaşılmayan ancak nesillerden nesillere aktarılan işlemeli çeyiz sandığı seni… Vay modern televizyonun üzerine dantel sererek, geleneğe karşı hissedilen vicdan azabını gözler önüne seren ancak dönüşmekten de vazgeçmeyen, fikri bozulmuş hastalıklı kaçak ruh seni…

Eve lazım olan camiye haramdır

Tamam da adamın hanımın, evine lazım olmayan yok. Utanmasalar camiyi iç edecekler. Bir de başları zora girdi mi bu kaidenin arkalarına sığınmaları yok mu… Gerçi onlar da haklı… Evlatları; mango, ananas ile Norveç somonu ile büyümezse olur mu? Hatunları; ayda bir telefon değiştirmese, en pahalı sitelerden en pahalı mutfak araç gereçlerini arka arkaya sipariş etmese, bin farklı eşarp modelini test etmese nasıl kendilerini iyi hissederler? Kendileri; en lüks restoranda en yağlı, en orijinal kebabı-tatlıyı yemese, en dandik tespihe dahi binlerce lira vermese, futbolun her türüne düzenli aidat ödemese nasıl tebliğ yaparlar ama değil mi(!)

İçimizdeki Kabil

Sıfır olan, yeni olan, taze olan bana… İkinci el olan, eskimiş olan, bayat olan vakfa… En güzeli bana… İdare eder olanı yetime yoksula… Bin lira bana… On lira vakfa… Bin lira benim hakkım… On lira; vakfın, gariplerin, Allah yolunun hakkı… Ne diyordu üstad Necip Fazıl: “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…”

Hâsılı

Tüketimi azaltın, infakı çoğaltın canlar. Tüketim dünyadan, nefistendir. İnfak haktandır, rahmettir. İnfak nefsin ezilmesi, ruhun arındırılmasıdır. Toplum olarak içerisinde bulunduğumuz bunalımların en büyük sebeplerinden biri de nefse bol bol yatırım yapıp, infakın ihmal edilmesidir. Dünyaya yapılan yatırımlar kalbi tatmin etmez. Her zaman daha fazlasını ister nefis… Asıl hak yolunda harcanandır sana kalacak olan… Asıl huzur kaynağı…

Allah için koştuğundan emin olduğunuz vakıflara, derneklere infakta bulunun… Vakıflar dernekler, toplumsal dayanışmayı ve kalkınmayı ayakta tutan önemli kolonlardandır. Onlar çökerse toplum çöker. Allah için çabalayan; devlet imkanlarına yahut ne idüğü belirsiz fonlara, hâsılı haram paralara tevessül etmeyen gariban adamları hanımları hak yolunda yalnız bırakmayın… Ahir zamandayız. Derneklerde, vakıflarda; gönüllülük, cihat şuuru ile yetişecek nesiller ancak istikbalimizi inşa edebilir. O yetişen nesiller; ilmi çalışmalar yapabilir, geniş çaplı yardım ağları kurabilir hatta devletler yönetebilir Allah’ın izniyle… Bu yüzden vakıfların ayakta kalması şart…

Yetimin derdini, yoksulun derdini, borçlunun derdini, geçinemeyen garibanın derdini, öğrencinin derdini dinleyin. Sizin için hiçbir anlam ifade etmeyen paralar, onlar için çok büyük manalara geliyor olabilir. Sizin el uzatmadığınız her garibana şeytan vesvese verebilir. Kötü yola, haram kazanca teşvik edebilir. Bakınız biz de yardım çalışmalarının içerisindeyiz. Her gün farklı farklı manzaralara şahit oluyoruz. Bu muhtaç durumda olan aileler; kötü hasletler, alışkanlıklar kazanmaya daha müsait oluyorlar. Garibanlığın zirvesini gördükleri, bu hayatta kaybedecek bir şeylerinin olmadığına inandıkları gün, kayış kopuyor. Mutlu olma çabası, ilgi görme isteği, farklı hayatlara özenme uğruna bulaşmadıkları pislik kalmıyor. Bu insanlara Müslüman dernekler, vakıflar, hayırseverler hâsılı Müslümanlar sahip çıkmadığı sürece toparlanmaları mümkün olmuyor maalesef… Battıkça batıyorlar. Bu yüzden rızkınızın içerisinden yetimin yoksulun garibanın da hakkı olduğunu unutmayın ve haklarını tam teslim edin… Eliniz titremesin… Allah kabul etsin inşallah. Allah’a emanet olunuz.