İnsanların çoğunun yaşadığı bir bağımlılığın siz de farkında mısınız acaba.
Belki bizde de bu bağımlılık vardır, fakat anlayamamışızdır henüz.
Şu güzel ramazan günlerinde benim en büyük mutluluğum babamla birlikte iftar etmek, küçük bir çocuk gibi onu dinlemek, maziyi konuşmak.
Annemden sonra kalan bu kale de yıkılacak diye çok korkarım.
Fakat o bize gelmeyi fazla istemez.
Gerekçesi de, " kızım bizim camimizde mukabele okunuyor, kaybım olur".
Ona hemen cevap yetiştirip, "ama babacığım bizim camimizde de mukabele var, gel iftarımızı edelim, çoluk çocuk birlikte bir gün geçirelim" deyince bu sefer cami ile ilgili bir başka mazeret bulup, "yok bizim caminin imamı çok güzel namaz kıldırmakta", demekte.
Yıllardır onun bu cami direnişini kıramadım.
Önceleri onu anlayamıyordum ama şimdi onun yaşadıkları bende de zuhur etmeye başladı.
Teravih namazlarını kendi muhitimdeki camide değil de, babamın camisinde kılmak daha cazip.
Bize uzak olsa da iftardan sonra çocukları toparlayıp, trafik meşakkati, vakit kaybı zahmetine karşın o camiye gitmek bana müthiş mutluluk vermekte.
Çünkü tıpkı evimiz gibi bağlı olduğumuz mabetler, mekânlar vardır.
Sokağımızın çeşmesi, yaşlı çınar ağacı, kırık kabir taşları, ilkokulumuz gibi çocukluk hatıralarımızın uzandığı mescitler.
İşte bu camiye, çocuklarımı benim yaşadığım güzel iklimi fark etmeleri için sık sık götürmekteyim.
Zira ben daha çok küçükken, ayrıcalıklı bir çocuk olarak dedem götürürdü; elleri mis kokulu bu ihtiyar arkadaşımla, bu caminin sonsuz bir bahçe gibi serin, çiçekli ikliminde ne kadar mutlu olurdum.
Gençlik günlerimde de anneciğimle beraber, o çok sevdiğim yaşlı komşularla gelip namaz kıldığımız bu mekân, ne kadar aziz hatıralar çağrıştırmakta.
O mekân ferahlığını neden sadece burada bulmakta idim.
Kızlarıma söylemiyordum ama o ana mabed de, sanki annem yanı başımda imiş gibi onun kokusunu duyarak kıldığım namaz daha efsunlu idi.
Şimdi ne dedem kaldı, ne de annem, sıra bizim kuşakta.
Bu hatıralar zincirini çocuklarım da iyice nakşetsinler diye ille de bu camide kılmaya gayret etmekteyim.
Hani benden sonra, "biz annemle buraya gelirdik" nostaljisini miras bırakma gayreti mi, onlara sözle ifade etmesem de, gönlümden geçeni sessizce duyurmaya uğraşmam.
Elbet diğer camiler, hele İstanbul un bir hazine değerindeki Selâtin camilerinde ruhların şöleninde bulunmak, zaman üstü çok bedii bir gezinti.
Süleymaniye Camii ndeki o muhteşem akustiğin tanıklığında kılınan namaz hangi gönülleri etkilemez ki.
Ya da Fatih Camii nde geçmiş şiirinin nağmeleri arasında, bir saltanat kayığında salınırcasına, ya da bir ibadet denizinde yükselircesine, kubbelerin revakların raksı arasında büyülenmeyiz ki.
Ya da kadınlar şehri Üsküdar da, yine banisi kadın olan bir Valide Camii nde daha huzurlu ve özgüvenli vakti ağırlamayız ki.
Mihrimah Sultan ile Yeni Valide müezzinlerinin beklemeli ezanını dinleyen güvercinlerle beraber uhrevi hülyalara dalmayız ki.
Fakat mekân bağımlılığımız da bir hakikat.
İlle de çocukluk hatıraları peşinde yaşlı bedenler sürüklenirken; farkında olmasak da bu bir bağlılık, vefa, geçmişe özlem, mutlu zamanları yeniden yaşama arzusu değil de, nedir ki.