1953 yılının 1 Haziran ında Erzurum da askerliğimi bitirdim ve terhis oldum. O gün Erzurum a kar yağıyordu.

Bir anı cümlesi

Haseki Hastanesi nin aşcısı Lütfü Usta dan bir kahvehane muhabbetimizde duymuştum.

Sıradan bir askerlik anısının içinde kalan bu basit cümleyi bizzat yaşayanının ağzından duymuş olmak heyecanlandırmıştı beni.

O kadar yıl coğrafya okumuştuk ama kafamda 1 Haziran günü Erzurum a kar yağabileceğine dair bir bilgim de yoktu, ihtimal hesabına kanmış bir düşüncem de

Haziran aylarının birinin ilk gününde Erzurum da başka yıllarda da kar yağmış olabilir. Bunu bilimsel olarak bir yerlere koyamayabiliriz, ama o günü yaşayan insanların bizden bir farklarının olduğunu kabul edebiliriz.

Bu fark, yaşayanların, tanıklıklarının farkında olmaları şartıyla oluşur ancak.

Bir başka yıldan, bir başka insandan, bir başka anıyı rahmetli Osman Yüksel ağabey dinlemiş ve yazmış dergisi Serdengeçti de. Gülünç Hakikatlar kitabından aldık.

Olayın anlatan kim

Vaktiyle Atatürk ün yanında hizmet etmiş sivil polislerden biri..

Anlatıcı kahraman o gün orada olmasaydı, yahut gördüklerini, başka görüp de önemsemediği olaylar sınıfına soksaydı, biz, yaşanan o sahneden haberdar olabilir mi idik

Ne resmi tarih kitapları verir böyle bir bilgiyi bize, ne de kamera kayıtlarına ulaşarak öğrenme lüksüne sahibiz.

Böyle küçük fıkralardan, anektodlardan geçmişin yaşanmışlıklar ını öğreneceğiz de ne olacak

Öğrenenlerin kapasitesini ilgilendirir bu soru. Kim nereye varmak istiyorsa, bu Hayat levhaları nın işaretlerini okuyabilirler.

Bir okuma misali şöyle olabilir: Etrafındaki onca insana ragmen, Atatürk yalnız bir adamdır. O kadar yalnızdır ki, beni anlayan var mı, beni gören var mı, beni tanıyan var mı diyerek fener tutmuş yüzlerine Diyojen gibi Lakin kimseyi görememiş. Elindeki kadehi şöyle fırlatıvermiş olması, yalnızlığına isyanıdır.

Son günlerde bir gazetede yer alan zehirlendi tekrar haberini önemsemeyenler, tahammülün fevkinde etraf ın, zehiri aratmadıkları ihtimalinin yüzde hesabını yapabilirler iç dünyalarında.

O, etraf ı etrafına anlatmak için kendisini sorgulatmıştır, kanısı da levhaların birinden mutlaka okunmalıdır.

Günümüze ulaşanlar olursa bu anıdan yola çıkanların içinde, bizim, onların sorumluluğunu almayacağımızı peşin peşin bilmelerini isteriz.

O sözü edilen ve sözü geçen etraf ın etrafında olmasına bir sınır getirilseydi, üç-beş dönem yasağı gibi bir kuralla

Kimin aklına geliyor böyle tedbirler Biz sorumlu olmayacağımızı söyledik. Bize ne bazı partilerin kendi öz ve hakiki bir takım adamlarına yasaklar uygulaması

Hem sonra üç, beş dönem meselesi bu fıkrayla ilgili olmayabilir. Zaten bizim kanaatimiz de bu yönde.

Üç dönem ne yaptılar da bir dönem daha kalsalar ne yapacaklar Gibi bir soruya cevap verememiş olamaz mı, onlardan sorumlu olan.

Sarmasaydı diyor fıkramızda Atatürk, ama sarmamaları için şunları yaptım, yahut yapacağım demiyor.

Bir fedakarlık sözkonusu

Etraftan öylesine bir alkış kopmuş olması ise bu fedakarlığın büyüklüğünün ölçmeye gelmeyeceğini gösterir. Sarma cılar vazgeçmeyeceklerini söylüyorlar.

Seçimler geldiği için bahis mevzuu edilen birkaç dönem hadisesi ise sarmaktan ziyade bir yetiştirme meselesi olabilir.

Ancak yetiştiler ya da yetiştirebildik.

Biraz da başkaları yetişsin ya da başkalarını yetiştirelim.

Görüldüğü ve anlaşıldığı gibi alıntıladığımız fıkra ile bugün bazı yerlerde yaşananların hiçbir ilgisi ve benzerliği yoktur.

Bu ülke insanlarının yani milletimizin hangi aralık-larda kime, neyi, nasıl yetiştireceğini ise biz bilmeyiz.

Lakin yetiştirdiklerinden ve yine geçmişten bir misal verebiliriz. Kaçan fırsatlar ve kafesten uçan kuşlar üstüne

Hemen hayvan tecrübelerine başlamak üzere Fizyoloji Enstitüsü ne gittik. Hoca daha önce fizyoloji asistanı imiş. Hatta kara köpeğin bacağını beyaz köpeğe, beyazınkini de kara köpeğe nakledip yürütmüş. Bunu da Patalojik Anatomi Kompare toplantısında öğrendim.

1949 yılının ılık mayıs ayının 15. Günü Yıldız Sarayı nın ŞALE köşkünde dünyanın ünlü hekimleri toplandı, ben de orada idim. Göğsümüze gümüş hatıra madalyaları takıldı. Penisilin kaşifi Dr. A.Fleming i büyük bir heyecanla dinledik.

Rahmetli hocam Ziya Bey ondan sonra kürsüye geldiğinde delegeler çok azalmıştı. Köpeklerin bacak değiştirmesi kimseyi ilgilendirmiyordu. Fırsat kaçmış kuş kafesten uçmuştu. 

Dr Edip Kızıldağlı Bir Tıbbiyelinin Hatıraları kitabında anlatıyor yaşadığı yılları ve tanık olduğu olayları.

Hatıraların değişik sayfalarından aldığım bu üç paragrafında neler anlatıyor bize

1949 yılından önce bu ülkede köpekten köpeğe bacak nakli yapıldığını

Doktorlar toplantısında Aleksandr Flemingi in alkışlar alan konuşması, herkesin koşup elini sıkması haberin magazinel tarafıdır.

Dr. Ziya beyden önce konuşan ise 1933 te ülkemize sığınanlardan Patalojik Anatomi hocası bir Alman yahudisi. Almanca konuşarak kendisini protesto ettirir. İngilizce ve Fransızca devam ederek o da alır istediği alkışları.  ________________________________________________________________

Sıra bizim doktorumuz Ziya beye geldiğinde ise, delegeler yani bizim doktorlar salondan ayrılmışlar. Şale köşkünün görülecek başka yerlerini merak etmiş olsalar gerek.

Köpeklerin bacak değiştirmesi kimseyi ilgilendirmiyordu

Dr. Kızıldağlı böyle diyor yaşadığı o günü anlatırken.

Şimdi dönsün baksın herkes. 1949 yılında köpeklerin bacak değiştirmesini gerçekleştirmiş bir doktorun operasyonunu anlatması, kimseyi ilgilendirmeyen bir olay mıdır

Bir Erzurum anısıyla başlamıştık yazımıza. Bir Erzurum anısıyla da bitirelim.

Erzurum Atatürk Üniversitesi 1957 yılında kurulur.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan 1967 yılında TOBB Genel Sekreteri, 1969 yılında TOBB Genel Başkanı olur.

Yakınlarda Erzurum Sanayii Odası Başkanlarından birinin şu cümlesi medyaya yansımıştı:

Erzurum Matbaayı, Necmettin Erbakan TOBB başkanı olduğunda gördü, tanıdı.

7 Haziran da hayallerimize ve geleceğimize kar yağmasın!

Kimin damadı, Kimden eksik

Bir Napolyon fıkrası vardı. Demirel in anlattığı Napolyon fıkrası diyorlar ona şimdi siyasi kulis yazarı kalemşörlerimiz.

Demirel mi bulmuş çıkarmıştır Fransız tarihi kitaplarının tozlu sayfaları arasından

Değilse neden Napolyon a mal edilmiş bir fıkranın kuyruğuna takılıyor Demirel

Napolyon dan bir subayı general yapmasını isterler. Eğitimi, askerlik bilgisi ve sadakat notlarının yüksekliği gerekçeleridir.

Napolyon a yetmemiş bu bilgiler.

Talihi var mı, talihi. Diye sormuş. Fıkra bu.

Para demekle ünlendirilen bir imparator, generalinde talih aramasıyla dillere düşmüşse bir sebebi olmalı. Generallerinin eğitiminin ve askerlik bilgilerinin bir savaşı kazanmaya yetmeyeceğini bildiğinden olmasın talihli subay araması

Bulursa, Napolyon unda talihi olmayacakar mı

Demirel bu günlerde bu fıkrayı anlatırken, ona şunu sormak gerekmez mi

Talih i neden dışarıda arıyorsun Bize mal edileni yok mu bu fıkralardan

Vardır!

Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar.

Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar.

Kürkünün yakası bitli Damat Rüstem Paşa için yazılan bu beyiti neden hatırlamaz Demirel

Damadı yüzünden mi

CHP deki kontenjanlarından birini, daha önce de CHP den milletvekili olmasını sağladığı damadı İlhan Kesici için kullanmış. Listeleri inceleyenlerin dillendirdikleri bu kanaatten rahatsız olunur mu

Bilakis bu ülkenin siyasi tarihinde damatların ayrı bir yeri vardır.

İstediklerinde, ki istemeyene rastlanmamıştır, mecliste olmaları, Milli Damat tan beri onların tabii haklarıdır ve siyasi geleneğimizin olmazsa olmazlarındandır.

Milli şef İnönü kızını bir gazeteciye verdiğinde yarı resmi bağımsız gazeteler Türk basını şereflendi, Türk basını şeref kazandı gibi haberler yorumlar yayımlamaya başlayınca, aralarından biri (Ş.Nahit Berker) patlatır espiriyi: Türk basının şerefi sayın damadın vücudunun bir organıyla mı ilgilidir

O espiri yapıldığıyla kaldı, damat Milli sıfatını aldı, yaşlanınca senato da korumaya alındı.

Sayın Davutoğlu nun AKP listelerini hazırlarken, sayın Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ın damadını baş taraflara yazması, bir jest değil, bir hakkın kullanılmasıdır.

____________________________________________________________________________________

Şimdi nedir meclisteki damatlardan beklenen

Talih lerin yani sonradan buldukları babalarının Meclis te gözü kulağı olmak...

Milletvekillerinin birbirlerine şöyle dediklerini sık sık duyarız artık.

Aman sus! Kayınbabasının aleyhinde konuşuyorsun. Duyarlarsa, üzülen sen olabilirsin...

Meclis sıralarında birlikte oturduğu arkadaşlarına gazete sütunlarındaki bir röportajından şöyle bir mesaj göndermişti, bugün yine CHP listesinden aday gösterilen sayın damat bey.

Ben akşamları Demirel le otururken siyaset konuşmuyorum!

Damat olmak da kolay değil kardeş, Talihli leri hep gözetliyor onları.

Bir zamanlar köşesi

İslam Cenaze İşleri vardı, sahibi Ermeni olan

Son günlerde İnönü lü yıllar CHP nin ünlü simalarından Kasım Gülek in adı F. Gülen le ilişkisinden dolayı sürekli gündemde tutuluyor.

Kim ne kazanacaksa, yahut F. Gülen in katıldığı cenaze törenlerinin bir özelliği varda onu hatırlatmak için mi olacak bilmeyiz, Kasım Gülek in cenaze namazını o kıldırmıştı gibi cümlelere rastlıyoruz haber sayfalarında.

CHP de sayın Kılıçdaroğlu ndan çok önce Gandi olduğunu biz yayımlamıştık K. Gülek in.

DP nin Kırşehir i ilçe yaptığı yıllardan, 1954 seçimleri zamanından bir Kasım Gülek anlatmamız gerek şimdi. Algıları düzeltelim hesabınadır faturası.

Yazılanlar aynen şöyle:

Kasım Gülek seçimlerden evvel milyoner bir mihrace edasıyla Seçimlerde partimiz için hangi kadın çok çalışırsa onunla evleneceğim demişti. Kadınların böyle bir felakete uğramamak için Halk Partisi ni tutmadığı, bu yüzdende CHP nin kaybettiği anlaşılmıştır.

Seçimlerden sonra niçin hala evlenmediğini soran bir arkadaşına ebedi bekar Kasım Gülek şu cevabı vermemiştir.

-Şimdilik muhalefet cephesini idare ediyorum. İki cepheyi birden idare edemem.

CHP nin Genel Sekreteri Kasım Gülek, Medyada hakkında böyle çağrışımlar yaptıran haberler üretilmesine pirim veren CHP milletvekilidir. Sünnetli olup olmamasının konu edilmesine üzülmemiş, yandaşlarına beni konuşmak için başka bir şeyim aklınıza gelmedi mi diyememiştir.

Kasım Gülek, bizim anlattığımız Kasım Gülek tir.

 

Yaralı kuşa taş atmak

AKP den aday adayı olupta liste yüzünü göremeyenlerin işi artık çok zor. Haklarında neler neler söylenmeye, yazılıp çizilmeye başlandı, bir bilseniz. AKP bir kısım insanımızı da böyle harcamayı göze almış.

- Gitmiş sormuş, beni hem çağırdınız, hem listeye koymadınız, neden Demişlerki: Senin etrafın paralelci dolu imiş. Hayır demiş. Benim etrafımda kimse yokki paralelci olsun. Ha o zaman etrafın boş olduğu için yazılmamışsın olabilirsin.

Veya;

- Ha, o mu Biz zaten çoktandır paralelci olmasından şüphe ediyorduk. Listeye almadıklarına göre herhalde öyle imiş. Bundan sonra biz de dikkat edelim.

Ya da;

- Eski makamına dönme hakkın var ama, artık olamaz. Neden mi Sen yerim belli olsun, aday yapmasalar da partili olduğum anlaşılsın diye aday adayı olmuştum diyorsun ama, yapılan araştırmada herkes senin paralelci olduğunu söylemiş. Dolayısıyla sen başka iş arayabilirsin.

HESAP-KİTAP

Elbet uykusuz başın da hesabı var,

Yastığa döktüğü, kan ter konuşacak;

Elbet birgün naaşın da hesabı var,

Üstüne çıktığı kantar konuşacak.

EKREM ŞAMA