Dedik ya kadın erkeği çoluğu çocuğu, genci yaşlısı

seferber olmuştu ilme! Bilemediklerini ya da anlayamadıklarını tekrar tekrar

sordular. Öğrendikleri hadisleri daha iyi hıfzetmek, yanılmamak için gittiler

emin olana anlayana kadar tekrar ettirdiler Peygamberimiz (s.a.v.) e O da

bıkmadan tekrar tekrar anlattı hıfzetmelerini sağlamak için. Sahâbenin

dinlediği hadisler için daha sonra tekrar tekrar Hz. Peygamber e müracaat

etmesinin muhtemel sebeplerinden bazıları, hadisin zihne iyice yerleşmemiş

olmasından ötürüydü. Veya zaman zaman hadisin metnine dair hafızalarda

tereddütlerin meydana gelmesi yahut hadisin maksat ve meramının iyi

anlaşılamamış olmasıydı.

Bazen de susardı Resûl (s.a.v.)

Bazen de susardı Resûl (s.a.v.) Soruların cevaplarını

geciktirirdi. O konu ile ilgili vahiy gelene kadar. Bir keresinde Câbir b.

Abdullah malı hakkında, nasıl tasarruf edeceğini sormuş ama Peygamberimiz miras

ayeti inzal olana kadar cevaplamamıştı. Bazen de müzâkere meclislerinde katılımcılar

arasında aynı hadise dair ihtilaflar çıkmış ve bu ihtilafları gidermek için

Resûlullah (s.a.v.) e başvurmuşlardı. Çünkü ashabın hepsi aynı ezber ve kavrama

yeteneğine sahip değildi. Sahâbe içinde, bir veya birkaç defa dinlemekle uzun

bir hadis metnini ezberleyebilen, zihinleri arı ve duru, hafızaları güçlü

kimselerin yanı sıra duyduğunu ezberlemekte zorluk çeken, hafızaları zayıf ve

yorgun kişiler de bulunuyordu. Her birinin farklı yetenek ve kapasiteyle

yaratıldığını, imkân ve fırsatlar bakımından birbirinin aynı olmayan çevrelerde

doğup yetiştikleri, eğitildiklerini göz önünde bulundurmamız gerek. Bütün

bunların yanı sıra genç, ihtiyar ve çocukların, erkek ve kadınların bulunduğu

da dikkate alındığında tüm sahabenin aynı zihinsel yetenek ve kapasiteye sahip

olmasının mümkün olmayacağı da bir gerçektir. Zihinsel zaaf durumunun, hadis

öğrenim ve rivayetinde yol açtığı en büyük olumsuzluk, Resûlullah (s.a.v.) den

işitilmiş olan hadisin metninde daha sonra baş gösteren kuşku ve tereddütlerdi.

Enes b. Mâlik (r.a.), bu konu ile ilgili şöyle der: Biz Resûlullah ile beraber

oturur, aşağı yukarı altmış kişi olurduk. O bize konuşur, hadis söylerdi. Fakat

daha sonra, dinlediğimiz hadisler hakkında ona müracaat etmeye ihtiyaç duyar ve

defalarca gidip gelirdik. Bu şekilde sora sora öğrendiğimiz hadisler, kalp ve

zihinlerimizde iyice yer ederdi. [Heysemî, Mecmau z-zevâid, I, 161; Kettânî,

et-Terâtîbu l-idâriyye, II, 237.]

Resûlullah (s.a.v.) varken durum böyleydi

Resûlullah (s.a.v.) varken durum böyleydi; ya o dünyasını

değiştirdiğinde O zaman da bir hadisi dinlemek doğruluğunu araştırmak için

fersah fersah yolculuklar yapılmıştır. Câbir b. Abdullah bunlardan biridir.

Cabir b. Abdullah ın, ilk defa duyduğu başka bir hadis için Medine den Mısır a

gidip, hadisi Resûlullah tan dinlemiş olan Ukbe b. Âmir i orada bulup, ondan

kısasla ilgili söz konusu hadisi öğrenmiş ve akabinde hemen Medine ye geri

dönmüştür. (Hatîb Bağdâdî, er-Rıhle, s. 113-114 )

Abdullah b. Abbas ın da kendisinin anlattığına göre;

bizzat Peygamberimiz (s.a.v.) den işitmediği bir hadis duyunca, hadisi

Resûlullah (s.a.v.) den dinlemiş olan ilk râvîye kadar gidip, o kimse evinden

çıkıp da hadisi kendisine söyleyinceye kadar kapısında cübbesini yastık yapıp o

kapıda yatarak beklemiştir. Bu esnada rüzgâr yerdeki toprağı üzerine doğru

savurduğu için toz toprak içinde kalmıştır.( Taberânî, el-Mu cemu l-kebîr, V,

129.) Sahâbîlerin bu uğurda pek çok meşakkate katlandıkları, günlerce aç susuz

kaldıkları, kızgın kumlara, alev alev yanan çöllere aldırmaksızın uzun

yolculuklar yaptıkları bilinmektedir. Bu yolculuklar, onların hadis rivayetine

verdikleri büyük önemin ve bu konudaki eşsiz titizliklerinin bir tezahürü

olarak meydana gelmiştir.

Hz. Ömer (r.a.) ın,- Resûlullah (s.a.v.) den hadis

rivayet etmesi istendiğinde - hadislere bir şey katmak veya onlardan bir şey

eksiltmekten korkmasından dolayı hadis rivayet etmeye yanaşmadığı kaynaklarda

yazılıdır. Yine sahâbeden Zeyd b. Erkam ın, Biz yaşlandık ve hafıza kaybına

uğradık. Hâlbuki Resûlullah tan hadis rivâyeti çetin bir iştir. açıklaması,

yaşlılık ve bunun getirdiği hafıza kaybı sebebiyle sahâbenin, hadisleri lafzen

rivâyet edememekten duydukları korkuyla hadis rivâyet etmekten kaçındıklarını

göstermektedir.

Hadisleri rivâyet etmede hata yapmaya sebep bazen eksik

dinlemeydi.

Hadisleri rivâyet etmede hata yapmaya sebep bazen eksik

dinlemeydi. Resûlullah (s.a.v.) in ilim meclisine sohbetin yarısında veya bir

kısmında gelerek, hadisi o andan itibaren dinlemekten ileri gelmiştir bu eksik

dinleme ve aktarma. Bu şekilde sonradan gelenler, hadisi ancak belli yerinden

itibaren dinleyebilmişler, öncesini duymamışlardır. Bundan dolayı hadisi

ezberlemeleri ve rivâyetleri de bu şekilde eksik olmuştur. Aynı hadisi

Resûlullah (s.a.v.) in meclisinde onu baştan sonuna kadar dinleme imkânı bulmuş

olan bir başka sahâbî, söz konusu eksik rivâyeti duyduğunda eksik rivâyetin

sahibi olan râvîyi, iyi ezberleyemedi; çünkü o, Hz. Peygamber hadisin yarısına

gelmişken içeriye girdi, baş tarafını dinleyemedi. gibi sözler söyleyerek onu

tenkid etmesi bu yüzdendir.

Mesela; Benû Âmir den iki kişi Hz. Aişe ye gelerek, Ebû

Hüreyre nin Hz. Peygamber den Uğursuzluk, kadında, evde ve attadır. hadisini

rivâyet ettiğini haber verirler. Hz. Aişe hiddetlenerek şöyle der: Kur an ı

Ebü l-Kasım a indiren Allah a yemin ederim ki, Resûlullah asla böyle bir şey

demedi. O sadece, Cahiliye devri insanları Uğursuzluk kadında, hayvanda ve

evdedir. derler, buyurdu. Hz. Aişe bu şekilde Ebû Hüreyre nin rivâyetini

tenkid ve tashih ettikten sonra ardından, Yeryüzünde meydana gelen ve sizin

başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o bir

kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah a göre kolaydır. meâlindeki Hadid

Sûresi nin 22. âyetini okumuştur. [İbn Kuteybe, Te vîl, s. 105.]

(Muhterem Okurlarımız, Yazımız devam edecek inşallah)