Bize çizdiği kulluk sınırları içinde gücümüz nispetinde nimet ve emanetlerden sorumluluğumuz var. Çünkü aklımız ve irade-i cüz’iyyemiz (seçim kabiliyetimiz) var. Bu nedenlerle de:

*Hak din (İslam) yol (Al-İmran / 19) ile öteki muharref ve uyduruk din/ideoloji/yol ve düzenler arasında seçim yetkimiz ve özgürlüğümüz, dolayısıyla sorumluluğumuz var.

*Dilersek inanırız; dilersek inkâr ederiz. Şükrederiz, küfrü de seçebiliriz.

*Din(e) zorlama yok.Hidayeti de dalaleti de seçebiliriz.

*Dilersek Allah/hak/adalet yolunda savaşırız; dilersek tağut yolunda...

*Dilersek Allah’a iman edip, tağutu ret ve inkâr ederiz, dilersek küfrü seçeriz.

*Dilersek Allah’ı rab ediniriz, dilersek yarattıklarını (insan, melek, şeytan, nefs tağut vb.). (Tevbe/31).

*Dilersek dünya hayatını ahirete, ahiret hayatını da dünyaya tercih edebiliriz.

*Allah-u Tala’nın velayetine veya yaratıkların “ankebut”/örümcek yuvası gibi (AB) çürük yuvalarına da sığınabiliriz (Ankebut / 41).

*Dilersek sadıkları (Tevbe / 119, Nisa / 69), dilersek Kur’an’dan yüz çevirenleri rehber ediniriz (Zuhruf, 36-38). Dilersek mal ve canlarımızı cenneti karşılığında Allah’a satarız, dilersek dünyalıklar karşısında dinimizden satabiliriz.

*Hayırda, iyiliklerde de yarışabiliriz; şerde, günahlarda, mal (dünyalıklar) biriktirmede de.

*İzzeti, itibarı Allah katında da arayabiliriz; kullar, tağutlar yanında da. *Vahdet (tevhidde) için de çalışabiliriz; tefrika için de... *Islah/adalet/imar için de çalışabiliriz; ifsadda, zulümde de... *Hak rızasını da gözetebiliriz, halkın rızasını da. *Sünnet üzere bir hayatı da, laik/seküler hayatı da seçebiliriz. *Sorunlarımızı, ihtilaflarımızı Kur’an ve sünnete de; tağutlara da götürebiliriz. (Nisa/59-61) *Hizbullahtan olmayı (Mücadele, 22) da, hizbüşşeytandan olmayı da tercih edebiliriz.(Mücadele / 19).

*Takva mescidine de gidebiliriz, Dırar mescidine de... *Tuba ağacımızı da büyütebiliriz, zakkumu da... *İslam medeniyetinin üstünlüğüne de inanabiliriz, batınınkine de... *İslam Birliğine de çalışabiliriz, AB’ye de...

“Allah-u Teala, emanetlerin (kamu görevleri) ehline verilmesini ve adaletle hükmedilmesini emrediyor” (Nisa / 58). Buna uyulmazsa toplumda zulüm ortaya çıkar. Düzen bozulur... Emanetleri koruyamayanlara, adaleti aratanlara yeniden emanetler teslim edilir mi?

31 Mart’ta yeni bir seçime gidiyoruz. Oy vermek vekâlet vermektir. Vekâlet de güvenilene verilir. Hemşehriler oy kullanacaklar. Seçilecekler birbirine benzerler. Burada aslolan, gözetilmesi gereken, güvenle beraber adayın hangi zihniyette olduğudur. Partilerin çözüme ilişkin görüşleri farklı olduğundan bizden destek isteyen partiler bizi hangi reçeteye, hangi yola, hangi düzene çağırıyorlar? O partilerin zihniyeti, görüşü batı taklitçilerinden ise onlardan hayır gelmeyeceğini görmedik mi? Bizi yıllardır yöneten batı taklitçisi sağ veya sol etiketli partilerden mi hayır/hizmet daha çok gördük, yoksa milli görüş partilerinden mi? Umulur ki halkımız uzun zamandan beri hasret kaldığı efsanevi Milli Görüş hizmetleriyle Saadet’te yeniden buluşur; yerel yönetimlerdeki Saadet’e dönüş, genel yönetime basamak olur... 1989’da,1994’te olduğu gibi... Buna ülkemizin ihtiyacı var. Barışa, kardeşliğe, adalete, refaha, huzura ihtiyacımız yok mu? AK Parti 17 yıldan beri tek başına iktidarda. Keramet istikamette değil de şahıslarda olsaydı 17 yılda ülkemiz bu hale düşer miydi?

Saadet Partisi, “Bilge Başkan”ının barışçıl dili ve adalet vurgusuyla halkımıza yeniden umut ve güven veriyor. Şu soruyu cevaplandırmamız gerekir: Zalim egemen güçler (Siyonizm, AB, ABD...) ülkemizde Milli Görüş’ün/Saadet’in yeniden iktidara gelmesini isterler mi? Biz neden istemeyelim?! Haydi Saadet’e!