Yaşlanan anne babanın bakımı toplumsal bir sorun haline

geldi. Çocuklar elden ayaktan düşen anne babayı yanlarında istemiyor,

huzurevine bırakarak sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar. İlginçtir,

araştırmalar ebeveynini huzurevine bırakan kişilerin ekserisinin yüksek tahsil yapmış

ve statüsü yüksek kişiler olduğunu gösteriyor. Bu sorun bizden önceki

nesillerin kaygılandıkları bir mesele değildi. Çocuklar, yaşlılık hastalık ve

güçsüzlük durumunda anne babaya bakmanın bir sorumluluk olduğunu bilir ve bunu

kendileri için bir yük olarak görmezlerdi. Fakat hatıralarımız arasında önemli

bir yere sahip olan o fotoğraflar artık tarih oldu. Yaşlı ebeveynler sürekli

şikayet ediyor; ne yaptık da bu çocuklar bizi terk ettiler, ziyaretimize dahi

gelmiyorlar, saçımızı süpürge yaptığımız evlatlarımıza ne oldu diye soruyor ve

bu sorunun sadece çocuklardan kaynaklandığını düşünüyorlar. Oysa her çocuk bir

ailede ve bir anne babanın elinde şekilleniyor. Dolayısıyla anne babalar makul

sorularına biz nerede hata yaptık sorusunu da eklemek zorundadırlar.

Büyüklerimiz çocuklarını yetiştirirken, sadece onların mesleki alanda neler

yapabileceklerine odaklanmaz, hayatı bir bütün olarak görüp, erdem ve

iyiliklerin de tedrisatını yaparlardı. Çocuklar erken yaşlarda sevgi saygı,

şefkat merhamet ve adalet gibi kavramlarla tanışır ve anne babanın şefkatinden

fazlasıyla beslenirlerdi. Anneler çocukların bakımını her şeyin önünde tutar ve

onları kreşlere ya da bakıcılara terk etmezlerdi. Onlar için çocuğun eğitimi

her şeyin önünde gelirdi.  Yapılan

araştırmalar, ailede sevgi ve şefkatle desteklenen çocukların, yaşlandıklarında

ebeveynlerinin bakımını kendilerinin üstlendiklerini gösteriyor. Fakat günümüz

anneleri, gençliğimi, vaktimi evimde geçiremem deyip çocuklarını hayatlarının

en kritik döneminde kreşe ya da bakıcıya bırakıyor ve iş yaşamını her şeyin

önünde tutuyorlar. Çocuklar, maddi olarak birçok şeye sahip oluyorlar fakat

annenin şefkat ve sevgisinden mahrum kalıyor ve anneye içten içe öfke

besliyorlar. Varlıklı bir ailede büyüyen bir yakınım, annem ona en fazla

ihtiyaç duyduğum bir vakitte beni bırakıp gitti, o yüzden kendimi bakıcıma daha

yakın hissediyorum dediğinde şaşırmıştım. Oysa onun zihnindeki anne tıpkı

tarif ettiği gibi sadece çalışan ve para kazanan bir anneydi. 

Kreşe ya da bakıcıya terk edilen çocuklar anneden mahrum

kalıyor ve bu açlığı farklı şekillerde telafi etmenin yollarını arıyorlar. Anne

süslü cümlelerle kendini savunmaya ve çocuğu haksız çıkarmaya çalışıyor. Oysa

annenin kendini nasıl hissettiği değil çocuğun nazarında nasıl bir anne olduğu

önemlidir.

Sevgiden mahrum büyüyen nesillerden sağlıklı bir toplum

ortaya çıkmaz. O yüzden anneler gencim, mesleğim var, para kazanmalı ve kendim

için yaşamalıyım demekten vazgeçip annelik kimliklerine yatırım yapmalıdırlar.

Aksi takdirde bu çocuklar özenti içinde yaşamaya ebeveynleri ise yaşlılıklarını

huzur evlerinde yalnız ve desteksiz geçirmeye mahkûm olurlar. Çünkü verilmeyen

bir şeyin geri dönüşümü olamaz.