Şehid askerlerin tabutları içerisinde götürülüşleri milletin ruh sağlığını bozmakta. Çocuklarının cansız bedenlerine sarılan annelerin oluşturduğu dramatik tablo; bütün memleket annelerinin yüreğini ağzına getirmekte. Herkes kendisini o kadınların yerine koyduğunda dünyaları kararmakta. Özenle büyüttüğü, gül atıp da dikeni batacak diye korktuğu, düşüp dizlerini kanatacak diye aklının başından gittiği evladının ölüsüne dayanmak kolay mıdır İnsanın hayatta en çok korktuğu olay başına gelmiştir. Bütün anne babalar, günü geldiğinde evlatlarının kendi cenazelerini kaldıracakları fikri ile donanmışlardır. Fakat bunun tersi olup da bir insanın yaşamdaki en büyük hazinesi olan evladı öldüğünde; kişi ölmeden ölmüştür. Yaşadığı her gün kendisine sadece acı vermeye başlamıştır. Yaşam kalitesi bozulmuş, içinde yaşadığı güzel dünyadan nefret etmeye başlamıştır. Çünkü o dünyayı renklendiren bütün her şey bir anda kararmıştır. Bu yüzden atalarımız, "Allah evlad acısı vermesin!" demişlerdir.

Önceki gün Ankara ya gidiyorum. Asker uğurlayan anneler küçücük bebeklerine sarılıyor, ayrılmak istemedikleri yavrularının ardından gözyaşlarına boğuluyorlardı. O ünlü gazetecinin ironik ifadesi ile , "garibanizm" patentli kadınlardı. Şalvarlı, uzun etekli fukara kadınlardı. Yurt savunmasına giden bu çocuklara baktım, ne kadar küçük göründüler gözüme. Minicik. Ana kuzusu fidanlar büyümüşler de bizleri ve vatanımızı korumaya gitmekteler. Şefkatle gülümsedim evladım kokan asker yavrularıma.

Otobüs hareket ettiğinde küçük kuzularından annelerin ayrılmaları ne kadar zor oldu.

Arkadaşımı anımsadım o an. Oğlu askere gittiğinde hüzünle eve kapandı. Telefonlara çıkan sesi titriyordu. Çocuğuna bir şey olacak diye çok korkuyordu. Kendisine bir gün uğradığımda, iyice ruh sağlığı bozulmuştu. Oğlunun odasını gösterdiğinde ellerim titremiş, gözlerim yaşla dolmuştu. Bir müze görünümündeki odanın duvarlarında oğlunun bebeklik zıbınları, patikleri, kundağı asılıydı. Anne koklayıp ağlıyordu. Her sabah takvimi açıp bir gün daha geçti diye sevinen anne duvara oğlunun askerlik günü sayısınca kâğıtlar yapıştırmış, her gün bu kâğıtlardan birini koparıyordu. Yüzlerce gün erimişti ama sonunda korktuğu başına gelmişti; çocuğunun gelmesine otuz beş gün kala, kara haber ulaşmıştı. Yıllardır yaşayan bir ölü. Hayata küstü. O neş eli ev, hiç kalkmayan bir hüzün senfonisini duyurmakta senelerdir. Bir oyuncak bebeğimizi kaybettiğimizde dahi ne kadar üzülüyoruz. Bu bebek; etimizden, kanımızdan Ve canımızdan çok değerli

Önceki gün televizyon şehid haberlerini verirken acılı genç bir anne haykırıyor;"Oğlumu asker olsun diye okutmadım. En iyi okullarda okuttum. Zorla askere aldılar. Sinek bile öldüremezken, "insan öldürsün" diye dağa çıkardılar. Oğlum şehit değil, pisipisine öldü. Hakkımı helal etmiyorum." Evladının cansız bedeni başında acılı baba" Vatan sağolsun demeyeceğim" diye tepkisini dile getirmekte. İzmirli şehidin annesi de benzer tepkide idi. "Ben vatan sağolsun demiyorum. Çünkü devlet benim oğlum için bir şey yapmadı. O, koşarak askere gitti. Ancak devlet ne çelik yelek, ne de zırhlı bir araç verdi, çok gördü. Bu vatana değmedi oğlumu kurban etmek."

Çocuklarının şehid olmadığını söyleyen ailelere cevap genelkurmaydan değil başbakandan geliyor. Bir askeri yetkili gibi açıklama yapan başbakan, şehidlerin acılı ailelerine yeni yaralar açtığından habersiz basıyor azarını; "askerlik yan gelip yatılacak yer değildir". Buyurun bakalım ana kuzuları yan gelip yatmayacaklar, ille de ölecekler. Ne ki halk artık sorguluyor. Milletin değerleri olan başörtüsü söz konusu olduğunda lâik devlet ihlali gündeme geliyor da; şehidlik gibi yüce İslâmi bir kavram, niçin lâik devletin asker cenazeleri yanında kullanılıyor. Acaba bu İslâmi kavramlar lâikliğe ters düşmüyor mu Yine halk sormakta, neden başbakanın, cumhurbaşkanlarının, bakanların, milletvekillerinin oğlu teröre yenik düşmedi Neden genelkurmay başkanlarının, generallerin, hatta albay ve yarbayların çocuğu güneydoğuda şehit düşmedi Koç un, Sabancı nın Eczacıbaşı nın soyadını taşıyan aile şirketlerinden hangisinin çocuklarının şehid haberi geldi, hatırlayan var mı Hatta babası vali olan ya da zengin bir doktorun, meşhur bir avukatın çocuğunun şehid olup babasını ağlattığını duydunuz mu hiç Siyasi parti liderlerinin, belediye başkanlarının da böyle kayda geçmiş bir acısı yok. Düşünüyorum da köşeleri işgal eden onca ünlü, büyük maaşlı gazetecilerin de ne tesadüf değil mi böyle bir yası yok. Dahası "sanatçı geçinen" kadınların askere gitmiş oğullarının gelen şehid cenazelerine rastladınız mı hiç Ben çeyrek asrı geçen şu terör belasını basından takip ediyorum, arşivlere baktım bulamadım. Zenginleri, devleti yönetenleri, elitleri, güçlüleri, ünlüleri; evlatları bu konuda hiç mi hiç ağlatmamakta

Bu devlet hepimizinse sorumluluğu herkes paylaşmalı Şayet bedel ödenecekse zengini, fakiri, kayrılmışı demeden herkes ödemeli