Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
İslamsız bir toplum inşa etmek isteyen, Kur’an ve Sünnetsiz bir düzen ile insanlığı ifsat ederek hayal ettikleri dünya düzenini kurmak için her yolu mübah sayanlar, Milli Görüş’e karşı yürüttükleri son operasyonu da güya başarıyla tamamladılar. Toplumu gerdiler, zahiren arzu ettikleri neticeyi de aldılar. Allah’tan dünyayı istediler, Allah da onlara istedikleri dünyayı verdi. İslam için siyaset yaparken, iktidar için siyaset yolunu seçip, batı kulübüne transfer oldular. Üstlendikleri görev, bu milletin temiz evlatlarını şer için kurulmuş faizci köle düzeninin yaşayan mutlu köleleri yapmaktır. Bunların başka bir görevi de, milletimizin ve bütün insanlığın saadeti için, adil bir düzeni ve yeni bir saadet dünyasını kurmaya çalışan ve şer için düzen kuranlara karşı, kahramanca bir duruş sergileyen Milli Görüş’ü etkisiz kılmaktır. Şer için düzen kuranların zahiri gücü karşısında teslim bayrağını çeken bu kadrolar, bir Müslümanın böyle bir düzenin yürütücüsü olmasını akıllılık sayarak iktidar koltuğuna onların tensibiyle oturmuşlar, akla hayale gelmedik maddi ve manevi yıkımlara imza atmışlardır. Din ve ahlakta toplumu geriye götürmüşler, eğitimde esasa yönelik olumlu hiçbir adım atmamışlardır. Gençlik, manevi değerlerden mahrum olarak yetiştirilmiştir. Faize bulaştırılmayan kimse kalmamış, zina ve evlilik dışı ilişkiler normelleştirilmiş, tüketim çılgını bir toplum oluşturulmuştur. Helaller harama karıştırılmış, gıdalar kirletilmiştir. İdare, hukuk ve siyaset kurumları itibarsızlaştırılmış ve güvenilmez hale getirilmiştir. Bütün bunlar, Irkçı Emperyalizmin zulüm düzenine karşı direnen ve cihad eden milletimizin yumuşak lokma haline getirilmesi için yapılmaktadır. Milli Görüş, yapılan bütün bu ifsat çalışmalarına karşıdır ve bu çalışmaları engellemek için mücadele etmektedir. Batılı güçler, milletimizin İslam ile bütünleşmesine karşıdır. Onlar Türkiye’de hâlihazır bozuk, faize dayalı zulüm düzeninin yerine, adil bir nizamın kurulmasını da istemezler. Ülkemizde yürütülen Faizci zulüm düzeni, bize ait bir düzen değildir. Bu düzen, batılılara ve siyonizme ait bir düzendir. Onlar, ülkemize hilelerle yerleştirdikleri bu zulüm düzenini, işbirlikçi siyasi ve idari kadrolarla yürütme yolunu seçmişlerdir. Bunların bu oyununu, Milli Görüş kadroları bozmuştur. Kendileri için tehdit oluşturan bu kadroları siyasetin ve idarenin dışında tutmak için operasyon üzerine operasyon düzenlemişlerdir. 28 Şubat post modern darbesi bu operasyonların en önemlilerinden birisidir. Milli Görüş açısından bu süreç devam etmektedir. Milli Görüşü, etkisiz hale getirme görevi silahlı kuvvetleden alınmış, sılahsız kuvvetlere verilmiştir. Milli Görüşün iki önemli kaynağı vardır. Bunlardan birisi siyasi ve idari kadroları, diğeri ise yetiştirdiği gençliğidir. Milli Görüşün siyasi ve idari kadroları AKP ile etkisiz hale getirilirken, gençliği ise hizmet hareketi olarak şöhret bulmuş cemaat ve cemaatler eliyle tüketilmek istenmiştir. Bu operasyon AKP ile cemaat ve çemaatlerin koalisyonu şeklinde yürütülmüştür. Milli Görüş kendisine yönelik bu saldırılara şuurlanma, çelikleşme ve üretim hamleleriyle karşılık vermiş, hak-batıl mücadelesinde sahip olduğu mevziyi imkânları ölçüsünde tahkim etmiştir. Milli Görüş, Hakkı hâkim, batılı etkisiz kılma cihadını, gücünü imanından alan şuurlu bir toplulukla yürütmektedir. Seçimler, hak-batıl mücadelesinin meydan muharbeleridir. Hakka hayır, batıla evet diyen cephenin kullandığı en büyük silah, ortalığı velveleye vermek ve gerilim üretmektir. Türkiye’de her seçim öncesi yaşanan bütün gerilimler, Milli Görüş şuurlanmasını önlemek için üretilmiştir ve üretilmektedir. Bu Siyonizmin bir oyunudur. Rabbimiz bu oyunlara karşı bizi uyarıyor: “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de insanları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!” dedi.” (Araf 16-17) Şeytan boş durmuyor, insanlığı İslam yolundan uzaklaştırmak için önden, arkadan, sağdan, soldan operasyonlar yaparak haktan batıla çevirmeye çalışıyor.
FIKIH
Müslüman, Allah’ın nuruyla olayları okuyan feraset sahibi bir kimsedir. Çünkü Allah bizlerden İslama bağlanmayı, ona doğru koşmayı, onunla yaşamayı emretmiştir. Müslümanın hayatı iman ve cıhaddır. Rabbimiz emrediyor: “Ey iman edenler! Birlik olarak, ittifakla barışa (İslam’a) girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara: 208) Müslüman bu ayet ve başka ayet ve hadisler ile emredilen hakikatlere bağlanan müstekim yolda yürüyen kimse olmak zorundadır. Allah, bize şeytanın peşinden gitmeyi yasaklamıştır. Allah, şeytanın insanlar ve cinlerden olabileceğini bize haber vermiştir. Şeytan, insana asıl kimliği ile gelmez, sahte kimliklerle gelir. Bazen veli bir kimsenin kimliği ile gelir, bazen âlim, bazen de zahit bir kimsenin kimliği ile gelir. Şeytan, kötülükleri iyilikler olarak göstererek saptırır. Her seçimi hak-batıl mücadelesinin yaşandığı bir meydan muharebesi olarak görmek bir şuur meselesidir. Bilelim ki partiler, kulüpler, dernekler, teşekküller din değildir. Bu tesbiti hakka hayır cephesinde yer alan kimi insanların Milli Görüşçülere, Saadet Partililere: “Siz partiyi din olarak görüyorsunuz” ithamına cevaben yapıyorum. Partiler, kulüpler, dernekler, teşekküller, geyeye ulaşmak için oluşturulmuş vasıtalardır. Önemli olan kuruluşlar değil, benimsenen davalardır. Beşeriyet için hak nazarında önemli olan İslam’dır. İslam dikkate alındığında insanlar, evetçiler ve hayırcılar diye ikiye ayrılmaktadır. Yani İslam’a evet diyenler ile hayır diyenler. Ülkemizde İslam’a evet diyenler bunu Milli Görüş ile ifade etmektedirler. İslam’a hayır diyenler ise farklı sıfatlarla kendilerini ifade etmektedirler. Bunlar inkârcılar, münafıklar, müşrikler, facirler, fasıklar, zalimler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Burada hayır denilen şey genellikle İslam’ın düzen ile ilgili ortaya koyduğu esaslardır. Hayırcıların bir kısmı İslam’a bütünüyle hayır derken, önemli bir kısmı da, kısmen hayır demektedir. İslam’a hayır diyenler, ister bütünüyle hayır desinler, ister kısmen hayır desinler, tabi tutulacakları hüküm aynıdır. Bunların hiç birisinin arkasından gidilmez. Modern zamanlarda hayırcılar karşımıza ateist, liberal, sosyalist, sağcı, solcu olarak çıkabileceği gibi sosyal demokrat, milliyetçi demokrat, muhafazakâr demorat, Türkçü demokrat, Kürtçü demokrat olarak da çıkmaktadırlar. Hayırcların müşterek özelliği Avrupa Birlikçi, faizci, dünyacı, maddeci ve materyalist olmalarıdır. Hangi türden olursa olsun hayırcıların tek müşterek düşmanı, evetçi cepheyi temsil eden Milli Görüş hareketi ve bu hareketi yürüten Saadet Partisi ve MİLKO’lardır.
30 MART 2014 YEREL SEÇİMLERİ
Her seçimde olduğu gibi 30 Mart Mahalli İdaereler seçimleri Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisiyle diğerleri arasında geçmiştir. Geçmişte olduğu gibi bu seçimde de hayırcı cephe Saadet Partisi’ni yok saymış, alay etmiş, adaylarına ve mensuplarına dolaylı ikazda bulunmuş, teklif, tehdit ve baskı yapmış, şiddet uygulamış, ambargo koymuşlardır. Bu seçim için üretilen gerilim AKP Cemaat gerilimidir. Parelel yapı gerilimidir. Bu gerilimin işaret fişeği gezi olayları ile atılmıştır. Dershane tartışmaları, 17 Aralık operasyonları derken toplum gerildikçe gerilmiş, kutuplaşmalar zirve yapmıştır. Seçim meydanlarında halka hitap eden liderler rollerini kusursuz bir şekilde oynamışlar ve seçmene arzu edilen netice için sağlam bir ayar vermişlerdir. Arzulanan şey, AKP’nin kaybolan itibarının kendisine tekrar geri verilmesidir. Saadet Partisiyle millet arasına bir korku duvarı örülmüştür. Erdoğan’a yapılan saldırı millete yapılan saldırıdır, şimdi Erdoğan’a sahip çıkma zamanıdır, paralel yapı her tarafı sarmış, ideallere sarılma zamanı değil, yangın var yangını söndürme zamanıdır gibi telkinlerlerle, millet bir kez daha AKP’ye oy vermeye zorlanmıştır. Normal şartlarda seçimi kazanamayacak birçok zevatın yeniden seçilmesi sağlanmıştır. Bu seçim, Saadet Partililer ve Milli Görüşçüler için sanki Hendek Şavaşı, Hizipler savaşi gibi olmuştur. İçeriden ve dişarıdan ne kadar hayırcı, dünyacı varsa SAADET karşısında tek çephe olmuşlar, Milli Görüşü imha için eteklerindeki bütün taşları fılatıvermişlerdir. Rabbimiz uyarıyor: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vadeder…” (Bakara: 268) “İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Ali İmran: 175) Allah’tan korkmak izzet, hayırcı iktidar sahiplerinden korkmak, şer için çalışanların havuzuna su akıtmak ise zillettir. Saadetin yolu hidayet yoludur, diğerlerinin yolu bela ve felaket yoludur. Rabbimiz buyuruyor: “Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez…” (İsra: 15) Bu seçimin galibi, AKP ve diğerlerine oy verenler değil, Saadet Partisi’ne oy verenler olmuştur. Çünkü onlar Avrupa Birliğine değil, İslam Birliğine, faizci köle düzenine değil, adil düzene, rant belediyeciliğine değil, hizmet ve irfan belediyeciliğine, batıca siyasete değil, İslamca siyasete destek vermişlerdir. Bu desteği bütün kınayanların kınamasına aldırmadan verdikleri için onlar, bu seçimin tek galibidirler. Çünkü onlar Rabbimizin şu emrine uydular: “Ey iman edenler! … İyilik ve takvada (Allah’ın yasaklarından sakınmada) yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.” ( Maide: 2) Şerden hayır gelmez, İslamsız yani Milli Görüşsüz saadet olmaz. Bu gerçek şimdi görülmüyorsa da, yakın bir gelecekte mutlaka görülecektir. Üzülmek ve gevşemek yok, inanmak ve cihad etmek var. Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.