Yanılgı; en basit tanımıyla doğru ile yanlışı ayırt edememe halidir.

Doğru yaptığını zannederken yanlış yapmak ve bunun farkına varamamaktır. En uyanık olduğunu düşündüğün ya da iddia ettiğin an, uykunun en derin yerinde olmaktır.

Yanılmak, art niyetli olanların değil, iyi niyetli ama bilinçsiz olanların sergilediği bir davranıştır. Zira bilinci yerinde olmayan kişi, uykuda olup olmadığının bile farkına varamayan kişidir.

“Akılsız dost, akıllı düşmandan daha tehlikelidir” sözündeki “dost”un sık sık tekrarladığıdır yanılgı.

Güncel yanılgı ise insanlık tarihinde olduğu gibi, bugünümüzü resmeden bir benzetme.

Anlatılmak istenen; kendine ait herhangi bir gündemi olmayan, kendisini hakim gündem akıntısına bırakan kitlelerin istenildiği gibi hep birlikte tavır sergilemeleri.

Neyi niçin yaptığını düşünmeden hareket eden, verilen talimatlara uyan bilinçsiz kitleler.

Yaşadığı olayları yorumlarken egemenin gözlüğünden bakan ve gıdadan giyime, ekonomiden siyasete, düşünceden spora gündelik yaşamın her ihtiyacını egemenin pazarından tedarik eden kitleler…

***

Tüm dünya korona ile yatar kalkar olduk günlerdir.

Tamam önlemleri alacağız elbette. Bir beldede, şehirde herhangi bir salgın olduğunda nasıl davranılacağı ile ilgili hükümler zaten ortada.

Ama…

Bütün bunları yaparken yansıttığımız bu ruh halimize ne demeli.

Cuma namazında verilen hutbede bile, adeta seküler bir dille, yalnızca alınacak maddi önlemler sıralanıyor.

Ellerimizi yıkayalım, tokalaşmayalım, mesafeyi koruyalım diye.

Ama hep birlikte dua edelim, manevi önlemlerimizi alalım, Rabbimize sığınalım, şu günlerde O’ndan medet isteyelim diyemiyoruz.

Takdir Allah’ındır diyoruz, o kadar.

Bugünlerde bari elimizi açıp dua etmeyeceksek, Kur’an-ı Kerim’i tozlu raflardan çıkarıp okumayacaksak ne zaman hatırlayacağız acizliğimizi.

Daha dün gündemimizde göçmenler, İdlib, finansal piyasalar, küresel rekabet, derbi maçlar, magazin dünyası vardı.

Bir anda hepsi gündemimizden düşüverdi.

Can korkusu sarıverdi her yanımızı.

Tüm çevremizle mesafe koymak geliverdi aklımıza hemen.

Ama bir durun, düşünün bakalım.

Asında ne kadar yalnız ve aciz olduğumuzu…

Can korkusu geldiğinde nasıl da kendi derdiyle baş başa kalıyor insan, değil mi?

O halde kendi gündemimizi bir kez daha hatırlayalım.

Bizler bu dünyaya imtihan için gelen kullarız. Bu imtihanın adı Hakk-batıl mücadelesidir. Rabbinin karşısında kul olan insan, yeryüzünde iyinin, doğrunun, güzelin, faydalı ve adil olanın hakim olması için çalışmakla yükümlüdür.

Hak için çalışan insan bunu yaparken batıl için çalışanlar da olacaktır elbette.

“Efendim, korona ile tek dünya devleti kuracaklarmış”, ırkçı emperyalistler, Rockefeller böyle diyormuş.

Bunu ilk söyleyen Rockefeller değil ki, niye buna takılalım. Batılı tanısan yeter!

Tarih boyunca zaten amaçları hep aynı.

Bize düşen kendi gündemimize, kendimiz gibi dönebilmek.

Önemli olan, sen neredesin, neyin peşindesin, neye hizmet ediyorsun!!!

Yoksa Hakk, zaten galip gelecek.