Her yıl bir kez kalın duvarlar arkasında toplanıyorlar, birbirinden ilginç konuşmalar yapıyorlar, öneriler getiriyorlar ve ardından da, konuşulanları asla açıklamamak üzere dağılıyorlar.
Toplantı yapılan mekânın yakınlarına bile yaklaşmak kesinlikle yasak. Yaklaşanlar hemen gözaltına alınıyor!
Ne konuşuyorlar, nasıl konuşuyorlar, dünyanın geleceğiyle alakalı nasıl bir etkisi var bu konuşmaların bilmiyoruz. Tamamıyla bilgimiz dışında...
Bilderberg toplantılarından bahsediyorum...
Duydunuz mu bilmiyorum; siyaset, iş ve basın dünyası ile üniversite ve uluslararası kuruluşlardan etkili kişileri bir araya getiren Bilderberg toplantılarının 65’incisi geçtiğimiz hafta İsviçre’nin Montrö kentinde yapıldı.
İnanır mısınız bilmem; Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki diyalogu güçlendirme amacı güden bu toplantılara sanayi, finans, akademi ve medyadan, liderler ve uzmanlar davet edildi.
Trump’ın Yahudi damadı da, Pompeo da buradaydı, mesela...

***
Bu sene az da olsa farklı bir durum yaşandı; bu yılki Bilderberg toplantılarına Türkiye’den katılan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, içeriğe ilişkin bazı ipuçları verdi. BBC News Türkçe’de kaleme aldığı makalesinde bu yılki toplantıda ‘Çin’ faktörünün ağırlıklı olarak ele alındığını yazdı, Selva Demiralp.
Peki, bu yıl Türkiye’den başka hangi isimler katıldı, gizli ve gizemli Bilderberg toplantısına;
* Ömer Koç, Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı.
* Ünal Çeviköz, emekli büyükelçi. CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili.
* Evren Balta, Özyeğin Üniversitesi’nde siyaset bilimci.
* Metin Sitti, akademisyen. Max Planck Enstitüsü’nde direktörlük görevine getirilen ilk Türk.
***

Benim aklımda ise her nedense uzun bir süre Türkiye adına bu toplantılara iştirak eden Ali Babacan ismi kalmış!
Sahi, Ali Babacan yeni parti kuracak mı, kurmayacak mı?
En iyisi bir bilene sormak...
MİLLİ EĞİTİMİMİZ NE ZAMAN DÜZELECEK?
* Bir ülke düşünün ki, her Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde eğitim sistemi de neredeyse kökten değişiyor!
* Bir ülke düşünün ki, Milli Eğitim Bakanı’nın yapmak istediği değişikliği eğitimle alakalı bir başka kurum, “Ben tanımam” diyor!
* Bir ülke düşünün ki, okullarında disiplin yok olmuş, öğrenci öğretmeni takmaz olmuş, öğretmen idareyi sallamaz olmuş, başıboşluk ileri boyutlara ulaşmış, öğretmen sayısında artış olurken eğitim kalitesi gerisin geriye gitmiş/gidiyor...
Sevgili okurlar, böyle bir tablo iyi bir şey mi?
***
Eğitimin sorunları büyük...
Bu vesile ile öğrenci anne-babalarına bir hatırlatmada bulunmak istiyorum; karnenin kötü olması dünyanın sonu değil...
Önümüzdeki Cuma günü karneler veriliyor...
Benim bir uyarım olacak; karne elbette öğrenci için önemli, bir yılın bilânçosu ama her şey de değil... Karnelere gereğinden fazla da misyon yüklememeli.
Asıl araştırılması gereken karnedeki kırık notların altında yatan sebepler...
Karnesinde kırık not var diye çocukların kalbi kırılmamalı, azarlanmamalı, hakir görülmemeli, hele hele başkalarının yanında çocuğun üzerine üzerine hiç ama hiç gelinmemeli...
Zayıf notla karşınıza gelen çocuğunuzun sizden daha fazla üzüldüğünü sakın unutmayın!
Onu sevdiğinizi hissettirin, üzüntüsünü paylaşın.
Her çocuk farklı becerilere sahip bir bireydir. Bir başkasıyla kıyaslamaya kalkışmayın. Çocukların en çok tepki gösterdiği hareket bir başkasıyla kıyaslanması...
Başarısızlığının nedenini birlikte konuşun. Yapılabilecekleri belirleyin. Eksik olduğu konuları belirleyin, bunları nasıl gidereceğine birlikte karar verin. Gelecek dönem için başarısız olduğu derslerle ilgili neler yapılabileceğini planlayın...
***
Çocuklarımıza uzun yaz tatillerini olumlu mecralarda değerlendirmelerini öneririm.
Bu arada Anadolu Gençlik Derneği (AGD) tarafından düzenlenen Yaz Etkinlikleri’ni de (YAZ-ET) unutmayalım derim...
KUDÜS’TEN FARKLI NOTLAR (8)
Kudüs’ten ‘farklı’ notlar iletmeye devam ediyorum...
Biraz havaalanı eziyetinden bahsetmek istiyorum;
Bir defa bir algıyı düzelteyim; her ne kadar büyükelçilikleri olsa da, kâğıt üzerinde ifade edilse de, Birleşmiş Milletler’de şurada burada sözü edilse de şu anda Filistin Devleti diye bir devlet ne yazık ki yok! Yani, İstanbul’dan, Ankara’dan ya da dünyanın farklı bir yerleşim biriminden uçağa binip Filistin havaalanına inebiliyor musunuz? Hayır! Nereye iniyorsunuz, peki? İsrail havalimanına. Orada sizi İsrail karşılıyor. Pasaportlarınızı İsrail polisi kontrol ediyor.
Hem de bir hayli sıkı ve de sıkıcı…
* Bu sıkıcılık daha İstanbul Havalimanı’ndan başladı. Öncesinde ürkütücü senaryolar anlatıldı. İsrailliler adına çalışan güvenlikçiler THY uçağına binmeden önce tüm yolcuları didik didik aradı. Ayakkabılarımız bile çıkarıldı. Sonrasında 300’ü aşkın yolcu kapasiteli uçağa bindik. İlginç, uçağın neredeyse yarısı boş!
* Uçağın penceresinden Tel Aviv göründü. Ben Gurion Havalimanı’na indik, “Acaba başımıza bir şey gelecek mi?”, “Deport edilen arkadaşlarımız olacak mı?” endişeleri içinde…
* X ray cihazlarından sırayla geçtik. Rehberimiz İsrailli görevlilere grup olduğumuzu söyleyince, bizi ayrı bir giriş noktasına yönlendirdi. Pasaport kontrolünde bazılarımıza sorular soruldu; “Hükümete mi çalışıyorsun!”, “İsrail’e neden geldiniz?”, “Nereleri ziyaret edeceksiniz?” türünden sorular…
* Şu dikkatimi çekti; pasaport kontrolü sırasında kendilerince şüpheli buldukları kişileri ayırıp bir süre ayrı bir odada tutup soru soruyorlar. ‘Deport’ olayı da bu aşamadan sonra başlıyormuş, vizeniz olsa bile İsrail polisi hiç gerekçesiz havaalanından geri gönderebiliyor. Örnekleri var…
* Filistin yolunda eziyet İsrail havalimanında başlıyor, anlayacağınız. Sürekli takip altındasınız ve de kesintisiz kontrol… “Buraların hâkimi ve sahibi biziz!” izlenimi vermek istiyorlar!
* Kudüs ve Mescid-i Aksa ziyaretlerinin ardından Türkiye’ye dönüş yolunda da benzer sahneler yaşandı. Havaalanında pasaport kontrolü öncesinde uzun bir süre beklettiler. Sonrasında tek tek bilgisayarın başına çağırıp, “Valizlerinizi kendiniz mi hazırladınız?” gibi başka garip sorular yönelttiler.
* Bu sorulara verdiğimiz cevaplar neticesinde de pasaportumuzun arkasına yapıştırdıkları bir numara verdiler. Bu numaralar 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7… 6 ve 7 numara aldıysanız, eyvah!
* İsrail polisi akla hayale gelmedik binbir türlü zorlukları niçin sergiliyor; Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı Müslümanlar ziyaret etmesinler diye…