İnsanımız gezme görme deyince sadece Ege ve Akdeniz’i anlamakta.
Oysa cehennemi sıcakların insan sağlığı ile oynadığı sahillere kıyasla dağlar, tepeler, ormanlar, yeşil alanlar çok daha ruh sağlığına yardımcı dostlar.
Geyve de bunlardan biri.
Asıl güzelliğini unutturmaya çalışan ünlü bir aşk şiiri ile akıllara gelse de, güneş balçıkla sıvanamıyor.
Bir Ramazan günü yolum düşüyor, Marmara bölgesinin bu sükûnet beldesine.
Terbiyeli insanlarının çarşısını pazarını doldurduğu, yüksek sesle konuşulmadığı, kalabalık çocuk gruplarının bile bağırtısını çağırtısını duyamadığınız bir sakinlik diyarı.
Cuma namazının kılındığı büyük camisi bahçesinde ulu çınarlar altına hasırlar serilmiş, cemaatle birlikte namaz kılan çocuklarda çıt yok.
Sanki Osmanlı devrinin huzuru yüzlerinde erkeklerin, kadınların, çocukların.
İlçe merkezindeki cumbalı, şahnişli, pencere önleri sardunya saksıları, bahçeleri çiçeklerle donatılmış küçük, sakin evler; omuz omuza vermişler beldelerinin huzur senfonisini okumakta idiler.
Ahalinin çoğu çiftçi. Çalışkan insanlar, beldelerini mamur etmişler modern tarım yapılmakta.
Sakarya nehri Geyve’nin hemen kenarından; Karaçay deresi ise ortasından geçmekte. Sakarya nehri, tıpkı Nil gibi ovadaki tarımın can damarı.
İlçenin doğal bitki örtüsü genellikle orman. İlçe verimli topraklar ve sahip olduğu iklim özellikleri nedeni ile turunçgillerin dışında tüm ürünleri yetiştirmekte. Osmanlıyı besleyen manavlar diyarı hâlâ bağcılık, meyvecilik, sebzecilik ve hububat ile meşgul.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Geyve›nin asıl adının Gekve olduğunu belirterek, burasının İzmit kalesini yapan İskender›in akrabasından Gekve kadın kralın, koyun çobanları için yaptığı küçük bir kale olduğunu ifade etmiştir. O kral kadının adıyla anılır iken sonradan hafifletilerek Geyve denmiştir.
Geyve bulunduğu coğrafi konum itibariyle pek çok olaya ev sahipliği yapmıştır.
Doğu ile batıyı birleştiren bu önemli güzergâhı, Büyük İskender Hindistan seferine çıktığında, Haçlı orduları Anadolu›ya girişlerde, Osmanlı kuvvetleri Ankara savaşında, Yavuz Çaldıran seferine giderken kullanmıştır.
Artuk Bey ve Süleyman Şah Anadolu’yu feth ederken Bizans ve Haçlılarla bölgenin yollarını kullanarak mücadele etmiştir. Kocaeli yarımadasına yapılan fetihlerde de Geyve üs olarak kullanılmıştır.
1096’da Bizans’a giren büyük bir haçlı ordusu Marmara kıyısı boyunca ilerleyerek İzmit Körfezi içinde yer alan bütün köyleri, Geyve’yi de talan etmişlerdir.
Bu tarihsel anıları yanı sıra, dağları, ormanları, ovaları dışında; Geyve köyleri de ayrı bir derya.
Virajların, sarp dağların sizi ulaştırdığı artık ahalisinin iyice azaldığı köylerde, Antik çağ taşlarının, Bizans dönemi lahitlerinin meralarında sereserpe uzandığı bu doğa ve tarih müzelerini gezmeye doyulmamakta.
Köylerin önünde eski çeşmeler, dağların kekik kokulu sularını getirmekte; “Karacevizler Çeşmesi”, ‹Seva Çeşmesi›, ‹Sazakpınar Çeşmesi› ve ‹Mecitpınarı Çeşmesi›nde baldan tatlı sular, asırlardır insanla kurulan kadim dostluğun içli türkülerini söylemekte.