Yatırımın en önemlisi insana yapılanıdır. Devletlerin vatandaşlarına temel olarak sağlamak durumunda olduğu hizmet alanlarının başında da eğitim gelir. Eğitimde ne yaptığını bilen, hedeflerini iyi bir şekilde belirlemiş bir ülke ancak gelecek adımlarını sağlıklı bir şekilde planlayabilir.
14 yıldır tek başına bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Son açıklanan hükümetle birlikte 6. Milli Eğitim Bakanını da görmüş olduk. Son Bakan İsmet Yılmaz’ın “6. bakanım ama benim de ne kadar gideceğim belli değil” açıklaması iktidarın eğitimde nasıl bir kafa karışıklığı yaşadığını gösteriyor. AK Parti iktidarları döneminde genel hatlarıyla bakanları hatırlamaya çalıştığımızda, Ulaştırma’da Binali Yıldırım, Orman ve Su İşleri’nde Veysel Eroğlu, Adalet’te Bekir Bozdağ, Tarım’da Mehdi Eker, Sağlık’ta Recep Akdağ, Mehmet Müezzinoğlu, Ekonomi’de, Maliye’de Ali Babacan, Mehmet Şimşek isimleri akıllarımıza geliyor da Milli Eğitim denildiğinde neden koskoca bir boşluk hissi ile karşılaşıyoruz
Her değişen bakan ile birlikte zaten olmayan sisteme yeni müdahaleler yapılınca neresinden bakarsak bakalım, elimizde kalan hiçlerle şaşkınları oynadık. Öylesine bir kafa karışıklıkları oldu ki, sınavların bile adları belirlenirken neredeyse alfabedeki bütün harfleri kullanmak durumunda kaldık. Her sene değişen sistemle birlikte “Eğitimde Fırsat Eşitliği”nden bahsedemez olduk. “Dindar Nesil” sloganı üzerinden söylemler geliştirdik ama bu nesil dindar mıdır nedir, neye benzer, bir türlü çözemedik. Böyle giderse her tabelada imam-hatip yazması da sonucu değiştirmeyecek. Değiştirememesi bir tarafa bu okulların umut olma vasfı da büyük zarar görecek. Daha da ileri gitmek istemem ama korkarım ki, bu bakış ve anlayışla bu kuşak “Kobay Nesil” olarak tarihe geçecek.
Diğer taraftan bir ülkenin yüksek öğretimdeki başarısı üniversite sayısının çokluğu ile değil, o üniversitelerde verilen eğitimin kalitesi ile ölçülür. Osman Altuğ Hoca’nın deyimiyle gençlerin ellerine tutuşturduğumuz diplomalar “İşsizlik Sertifikası”na dönüşmüşse 500 üniversitemiz olsa ne fark eder.
Sanatta, mimaride, estetikte, edebiyatta, sanayide, teknolojide, ilimde hangi köklü değişiklikleri hayata geçirebildik ki, başarılardan bahsedelim Aziz Sancar gibi isimler üzerinden verilen mesajlar ancak günü kurtarır. Asıl olan bu gibi başarı örneklerini tamamıyla ülkemizin kendi sistemi içinde yetiştirmek ve gençlere sunabilmektir. Aksi durum çocuklarımızı gizliden gizliye “Beyin Göçü”ne teşvik etmek gibi bir sonucu destekler.
Özgür düşüncenin olmadığı bir üniversite ortamından başarılı bir nesil yetişemez. Kendi tarihini bilen, özgüven sahibi, dünyayı tanıyan, sorumluluklarının farkında olan bir genç ile geleceği kuşanabiliriz. Bilgisayarının, takım tezgâhının, laboratuar masasının yanına alın terini, inancını, ideallerini koyabilen genç ancak bu mücadelede ayakta kalabilir. Bu da bu eğitim politikalarıyla olmaz. Böyle bir eğitim anlayışından bunu beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Akılları çelecek bunca alternatif arasında çocuklarımızı, gençlerimizi koruyabilmek için ne yaptığını bilen, gelecek planlamalarında maddi ve manevi kalkınmayı birlikte hedefleyen bir Milli Eğitim politikasını hayata geçirmemiz şarttır.
Sonuçta hükümetler gelir, hükümetler gider. Bakanlar gelir, bakanlar gider. Yol yaparız, havaalanı yaparız ama gün gelir, maddenin ruhunu, mananın ehemmiyetini kavrayamayan nesillerin psikolojilerini yaptığımız devasa hastanelerde tedavi etmek zorunda kalırız. Sonra onlara “Dindar Nesil”mi deriz, yoksa “Kayıp Nesil”mi orasını bilemem.