Bismillâhirrahmanirrahîm!

DÜNYA ve Türkiye, 2 Şubat 2026 günü belki tarihte ender rastlanabilecek büyüklükte bir skandaldan haberdar oldu. 1953 New York doğumlu iş insanı, karanlık işler finansörü Jeffrey Epstein, uzun süredir ABD adalet mekanizmasınca, “14-15 yaşlarındaki kız çocuklarını istismar, taciz, insan kaçakçılığı ve fuhuş suçları”ndan dolayı yargılanıyordu. Sapkın Siyonist’in kötülük ağı pek çok ülkeyi içine alacak şekilde genişlemişti.

Seri tecavüzcü Epstein’in işlediği suçlardan yargılanması sürerken cezaevinde ölü bulundu. İş insanı ve finansör olarak çok yaygın, karanlık kadın istismarı ve fuhuş ağı oluşturduğu için mahkeme bitmedi. Suç dosyaları, resimler, deliller, belgeler 3,5 milyon sayfayı buluyordu. ABD Adalet Bakanlığı 3 milyondan fazla belgeyi dünya kamuoyunun bilgisine açtı. Ortaya çıkan manzara, insan aklını allak bullak edecek kadar şaşırtıcıydı.

Sanıklar içinde dünya gidişatına yön veren özellikte ABD ve Avrupa ülkelerinden o kadar çok insan vardı ki!.. Devlet başkanları, yöneticiler, iş dünyasının önde gelen isimleri, sanat ve eğlence âlemlerinin ilk sıralardaki aktörleri, krallar, kraliçeler böylesine sapkınlık ve vahşete alet olmuşlardı. Bu gelişmeler, insanlığa örnek olarak sunulmaya çalışılan Batı medeniyetinin çöküşünün belgeleriydi.

Ortaya çıkan sapkınlığın dünyada ve Türkiye’de büyük yansımaları oldu. Millî Görüşçü, “Önce ahlâk ve maneviyat ilkesiyle yayın yapan Millî Gazete, manevi çöküşün geldiği noktayı, “Helâk olmadığımıza şükretmeliyiz. Lût kavmini geçmişler” (3 Şubat 2026) manşetiyle okuyucusuna duyurdu.

NASIL YANSIDI?

MİLLÎ Gazete, Epstein dosyasının sonuçlarını, “Belgelerde, teknoloji milyarderlerinden kraliyet mensuplarına uzanan yüksek profilli isimlerin yer alması, dünyayı yöneten elitlerin ahlâkî sorumluluğunu ve dokunulmazlık zırhını sorgulatır hale geldi” (3 Şubat 2026) sözleriyle anlattı.

Amerika elitlerinden çok insanın yer aldığı dosyalar konusunda Trump’a gazeteciler “Epstein olayı”nı sordu. Oval Ofis’teki basın toplantısında rahatsızlığını; “Teşekkürler, toplantı bitmiştir, dışarı çıkalım” diyerek medya mensuplarını resmen kovmasıyla gösterdi. Konu, “özgürlükler ülkesi” olarak tanıtılan “Amerikan tezi”nin çöküşü olarak değerlendirildi. Küresel elitlerin maskesi düştü.

Epstein dosyalarındaki soru işaretleri bitmek bilmedi. Suların durulmaması kamuoyunu endişelendirdi. Bir yazışmasında Epstein için, “En iyi dostum” ifadesini kullandığı belirlenen İngiltere eski Kabine Bakanı ve Bürokrat Lord Peter Mandelson, özür dileyerek görevlerinden istifasını açıkladı.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve TV5 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Yılmaz, Epstein belgelerinin küresel ölçekte örgütlenmiş bir yapıyı ortaya çıkardığını söyleyerek, “Bu, bir fuhuş skandalından çok; küresel zulüm şebekesidir” (Millî Gazete, 3 Şubat 2026) açıklamasını yaptı. Sayın Yılmaz, devam etti: “Küresel sistemin karanlık yüzü ortaya çıktı. Bu dosyalar, küresel sistem makyajı altında saklanan korkunç bir çürümüşlüğü ve insanlık dışı sapkınlığı tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.”

Ne kadar ıssız adalarda, gizli yerlerde, kapalı kapılar ardında yapılsa da, gerçeklerin mutlaka bir gün açığa çıkma gibi bir huyu vardır.

TÜRKİYE DETAYI

SAADET Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 4 Şubat günkü TBMM Grup Toplantısı’nda, “ABD merkezli Epstein küresel rezaletinin, yargıdan siyasete, medyadan ekonomiye her şeyi çürümeye sürüklediğini” anlattı. Epstein dosyasında anlatılan “kayıp çocuklar” konusuna da şöyle değindi: “Depremlerden sonra kaybolan çocuklarımız bu sapkın ve şeytanî örgütlerin eline mi düştü? Bu iddialar görmezden gelinemez. Hangi kurum ne yaptı, kamuoyuna açıklanmak zorundadır.”

Türkiye Hükûmeti ve tüm yetkililer Epstein rezaletinin Türkiye’ye yansımalarını “çok iyi” araştırmalıdır. Batıcı zihniyet, hayatı yalnız “cinsellikten ibaret” sanan hastalıklı bir anlayışa sahiptir. Bu zihniyetin hayata, sinemaya, dizilere, sosyal mecralara yansımasını araştırıp ciddi tedbirler alınmalıdır.

Bu millet, kendisini ve evlâtlarını, seçtiği yöneticilere “emanet” etmiştir. Emanetçi, “emanet”e sahip çıkmalıdır. Özellikle sosyal mecralarda tam bir kontrolsüzlük vardır. Nasıl ki, sosyal mecralarda yapılan hakaretler, hukuksuzluklar cezalandırılıyorsa; evlâtlarımızın manevi duygularını ifsat eden içeriklere karşı da tedbir alınmalıdır. Uyuşturucu, bahis, kumar, fuhuş, zina öyle boyutlara ulaştı ki; toplumun önünde olan nice insanı teslim aldı.

Pek çok ülke, zararlı içerikleri; karartma, yok etme gibi yöntemlerle engellemeye çalışıyor. Türkiye’deki “emanetçi” olan “yönetici” de görevini yapmalıdır. Türkiye’deki yöneticinin tek görevi yeni seçimleri kazanmak veya elde ettiği makamı “kalıcı” hale getirmek değildir! Üstlendiği emanetin hakkını vermek, milletimizin kadim değerlerine sahip çıkmak da önemli görevleri arasındadır.