Bir Müslüman’ın, bu dünya gemisinde en fazla korktuğu şey, düşmanın çokluğu, silahlarının fazlalığı, kendisini öldüreceği, malını elinden alacağı şeylerden olmamalı.

Asıl korkacağımız şey, Allah celle celalühün bize lütfedip verdiği imanımızı, kâfirlerin mantık oyunlarıyla elimizden alma, günah deryasına dalma korkusu olmalı.

Nuh aleyhisselam kavminin arasında 950 (dokuz yüz elli) yıl onları gece-gündüz, gizlice ve açıktan Allah’a kulluğa davet ederken onların yapabilecekleri kötülüklerden korkmadan yoluna devam etmiş.

Adem aleyhisselamın isyankar oğlu Kabil, kardeşi Habil’i öldürmek için elini kaldırdığında Habil, “Eğer sen, beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmayacağım. Ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım” demiştir. (Maide süresi ayet 5/28)

Kardeşinin kendisinin  öldürmesinden korkmuyor, kendisinin kardeşini öldürmek suçunu işlemekle Allah’a isyan etmekten korkuyor.

Kâfirlerin tehdidi karşısında Sevgili Peygamberimize de onlara ne söyleyeceğini Rabbimiz öğretiyor:

“De ki: Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.”

(En’am süresi ayet 5/15, Zümer 39/13)

Ayete dikkat ediniz!

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, birçok ayet-i kerimesinde, cenneti istememizi ve cehennemden korkmamızı ve ona göre hayatımızı düzenlememizi istiyor.

Biz, kâfirin gücünden değil, o kâfire karşı yapmamız gerekeni yapmamakla kendi isyanımızdan ve o isyanın getireceği cehennem azabından korkarız.

Salih aleyhisselam, ülkeyi yöneten, Kur’an’ın ifadesiyle “Tis’atü Rahtın” (dokuz kişilik çeteden) korkmuyor, Rabbinin verdiği görevi, hakkıyla yerine getirememe endişesini taşıyordu.

(Neml süresi ayet 27/48)

İbrahim aleyhisselam, Nemrut  ve halkını İslam’a davet ettiği için dağların tepesine kadar yükselen alevlerin içine, mancınıkla atılma tehdidinde bulunduklarında, siz  kendiniz gibi insanların kanunlarını uygulayarak onları Allah’a ortak koşarken Allah’tan korkmuyorsunuz da ben niye sizin put insanlarınızdan korkayım anlamında:

“Siz, üzerinize, Allah’ın O’nun hakkında bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşarken korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkayım? Eğer biliyorsanız, (söyleyin) bu iki gruptan hangisi güvenmeye layıktır?” (En’am süresi ayet 6/81)

İbrahim aleyhisselamın; “Bu iki gruptan hangisi güvenmeye layıktır?”

Allah’a mı, Allah’ın kulunun kullarına mı, kulluk yapalım sorusu üzerinde düşünmek gerek.

Bizi yaratan, yaratınca bırakıvermeyen. Kalbimizi, kanımızı 24 saat aralıksız çalıştıran, tenimizi yiyecek, içecek maddeleriyle yaşatanın yönetimine mi girelim, yoksa beni, köyümü, mahallemi görmeyen, benim gibi ölümlülerin kurallarına  mı uyalım?

Yusuf aleyhisselam, Mısır Azizi’nin o dünya güzeli hanımının yatak günahı davetine katılmaktan korkmuş da, hapishanede yatmaktan korkmamış, Rabbine sığınmış ve hapishaneyi tercih etmiş.

“O’nun (Yusuf’un) evinde kaldığı kadın O’ndan (Yusuf’tan) murat almak istedi ve kapıları kapayarak: ‘Haydi gel’ dedi. O (Yusuf): ‘Allah’a sığınırım. Şüphesiz O benim Rabbim, benim yerimi güzel eyledi. Zalimler asla iflah olmaz’ dedi.” (Yusuf süresi ayet 12/23)

 Bir Müslüman, dünyada, tek başına olsa da, bütün insanlar ona düşmanca muamele etse de, o Kâbe’nin içinde olsa da, Nemrut’un ateşe insan atan mancınığının içinde veya atom bombasının üstüne oturtsalar da, o Müslüman’ın gönlünde Allah’ın müminler için yarattığı cennetten gelen arfe kokulu tevekkül rüzgârları eser.

Bir kişi de olsa, bu dünya gemisini ve içindekileri, inkâr dalgalarından, peygamberlerin kılavuzluğunda kurtarmaya çalışacaktır.

Çünkü Sevgili Peygamberimiz de, tek başına görevlendirildi.

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sınırlarını (emir ve yasaklarını) korumak için dik duranla o sınırları (emir ve yasakları) çiğneyenlerin durumu, gemide kur’a çekip bir kısmı üstünde bir kısmı altında  kalanların durumu gibidir.

Altta olanlar, yukarıdakilere uğrayıp, ‘Eğer biz bir delik açıp oradan su alsak sizi de rahatsız etmeyiz’ diyorlar. Eğer onları istekleriyle baş başa bırakırlarsa hepsi birden helak olurlar.

Eğer o gemiyi delmeye çalışanların ellerini tutarlar (engellerlerse) hem kendileri hem o gemiyi delmeye çalışanları kurtarırlar.”

(Buhari Sahih, K. Şirket, bab 6)

Dünya gemisini, inkâr ve isyan bataklığına batmış kâfirlerin ürettiği atom bombası, nükleer balistik füzelerle harap hale gelmesini engellemek, her Müslüman’ın üzerine gücü oranında bir borçtur.