Hayat anlardan meydana gelmektedir. Anlardan ve anılardan… İnsan hayatında bazı anlar vardır ki hiç unutulmaz. O anı yaşayan insan unutmak istese de unutmaz. Bir anlık bir ara boşluğu psikolojik durumda beklenmedik şekilde büyük etki meydana getirebilir. Hatta bu beklenmedik etki, o etkiyi yaşayan insanın farkında bile olmadan kendi varlığını sürdürüyor olabilir. Bahsettiğim bilinçaltına itilmiş ve orada uyumuş kalmış durumlar değil. O anı yaşayan insanın psikolojik yapısına sirayet etmiş anlardır söz konusu olan. Yani bilinçaltına itilmiş değildir. Daha doğrusu bilinçaltındadır ama daima canlıdır. O anı hatırlatacak her durum ve olayda psikolojik olarak hemen harekete geçer. İnsanın kendisi bile fark etmez bunu çoğu zaman. Hayatın doğal akışı içinde doğal bir şekilde kendi varlığını izhar eder. Bu, çocukluktan kalma bir an olabileceği gibi yetişkinlik döneminde yaşanmış da olabilir. Çocukluktan kalma olanlar silinmez. Bunun nedeni de çocukluğun saf insani bir dünyadan meydana gelmesidir. Bembeyaz kâğıttır çocukluk.
Çocukları sevme konusunda ne düşünürsünüz bilmem; çocukları, kızdığı şekilde sevmekten hiç hazzetmem. Bir çocuğu kızdırıp ona gülünüyorsa bu resmen o çocuğa zulmetmektir diye düşünüyorum. Ki karşıdaki kızgın yani mutsuzken beri taraftaki nasıl gülebiliyor. Bu noktada beri taraftakinde gaddarlık vardır sanki. Çocukla eğlenerek çocuğu sevdiğini sananlar o çocuğun kendilerinden nefret ettiğini bilmiyorlar. Bir çocuk sevilirken çocuğun istemediği bir hareket şaka olarak ona yapılıyorsa o şaka değil düpedüz çocuğun psikolojisini ayaklar altına almadır. Çocuğa yapılan şaka çocuğu rencide ediyorsa o şaka, şaka değildir. Çocuk kendisine yapılan şakadan aşağılandığını hissediyorsa o aşağılanma duygusu çocuğun tüm hayatında o kişiye karşı soğuk durma sonucunu meydana getirmektedir. Kaldı ki bir yetişkin insan dahi kendisini aşağılayana iyi gözle ve sıcak davranamaz. İstese de davranamaz. Çünkü insan psikolojisine düşen her algı reaksiyonu kendi kendini daima canlı tutmaktadır. Bu canlılığı onu yaşayan insan fark etmez bile. Ama duygu durumu hemen hatırlar. Hatırlar hatırlamaz da harekete geçer. O anı yaşayan insan bu hareket edişin yani aradaki soğukluğun farkında bile olmaz çok defa. Bazen de bu soğukluğu andan önce yaşar ve bu insan bana neden sıcak gelmiyor diye düşünürken psikolojideki varyant hemen sorusuna cevap olur.
Geçmiş geçmez. İnsanın hayatı boyunca kendi gerçekliğinde devam eder. Bir insan kime karşı soğuksa aradaki soğuk anlar hep bilinç düzeyindedir. Burada soğukluktan kasıt kin ve düşmanlık değil hatta nefret de yoktur ama nefretin yumuşatılmış hali vardır. Nefret edilmiyor ama sevilmiyor da… Resmiyet dışına çıkılmıyor. Eğer ilişki varsa yani halen devam ediyorsa resmiyet aşılarak samimiyete varılamıyor. Diyelim bir insanın akrabası çocukken kendisini hep rencide edecek bir şekilde sevdiyse yetişkinliğinde o akrabaya karşı bir soğukluk oluyor. Bu soğukluğu insanın kendisi bile fark etmiyor. Yani soğuk ara anlar insan fark etmese bile kendi varlığını sürdürüyor.
Buraya kadar yanlış sevme biçimlerinden kaynaklanan anların olumsuz etkilerini söyledik. Bir de öyle anlar vardır ki insan hatırladığında kalkıp o anları yaşadığı insanın kapısını çalası gelir. Ki bu çoğu zaman mümkün değildir. Fakat psikolojiye sirayeti dolayısıyla sanki o güzel an her zaman yaşanıyormuş gibi her davranışta o andaki gibi davranmak ister. Heyhat ki karşı taraftaki beri taraftakinin bu güzel davranışına karşılık vermeyi bırakın bir anlam dahi veremez. Çünkü yaşanmış güzellik ortadan kalkmıştır arada belki kavga dahi olmuştur o yüzden hep resmiyet hüküm sürer orada.
İnsan iyilik ve güzelliğe eğilimlidir. Fakat nedense hep olumsuzluklar hatırlanır!