TBMM’ye sunulan bu haberdeki kanun teklifini okuduğumda, yıllardır değişmeyen bir utanç manzarası gözümün önüne geldi:
Ürünler fuara gidiyor, ama o ürünleri üreten iş insanları sınırı geçemiyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelen düzenleme, meslekte 15 yıl ve üzeri fiilî çalışma süresi olan, meslek odasına kayıtlı mimar ve mühendislerin yeşil pasaport alabilmesinin önünü açıyor. Haberlerde özellikle şu vurgu yapılıyor: “Herkes alamayacak, kriterler önemli.”
Evet, kriter önemlidir.
Evet, bu adım yerindedir.
Ama eksiktir.
Çünkü bu ülkede yalnızca projeyi çizenler yoktur. O projeyi hayata geçirenler, makineyi üretenler, ürünü pazara çıkaranlar, ihracat yapanlar ve istihdam sağlayan iş insanları da vardır. Ne var ki vize meselesi söz konusu olduğunda, en ağır bedeli ödeyen kesim yine bu düzenlemenin dışında bırakılmıştır.
Arşivler Yalan Söylemez
Bu sorun bugün ortaya çıkmadı.
Kendi arşivlerimde bu konuya dair bulduğum haberler, meselenin yıllardır çözümsüz bırakıldığını açıkça gösteriyor.
Gazete arşivleri, aynı ayıbın farklı tarihlerde tekrar tekrar yaşandığını ortaya koyuyor.
Hürriyet – 25 Ekim 2012
“Almanya ile en büyük ticari sorun vize”
Hannover’de düzenlenen makine fuarı üzerinden yapılan bu haberde, Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin önündeki en büyük engelin vize mecburiyeti olduğu açıkça ifade ediliyordu.
Aradan tam 12 yıl geçti.
Hürriyet – 6 Eylül 2024
“Ürün fuarda, patron yok”
Köln’de düzenlenen fuarda Türk iş insanlarına vize verilmediği, firmaların stantlarını Almanya’da yaşayan akrabalarına emanet etmek zorunda kaldığı yazıldı.
Yıl 2012’de “ticari sorun” olarak tarif edilen mesele,
2024’te artık manşetlik bir ayıba dönüşmüş durumda.
Değişmeyen Manzara
Fuara mallar gidiyor.
Standlar kuruluyor.
Kataloglar basılıyor.
Ama şirket sahibi yok.
Yetkili yok.
Karar verici yok.
Çünkü vize yok.
Bu bir aksilik değildir.
Bu bir tesadüf hiç değildir.
Bu, yıllardır süren sistemli bir mağduriyettir.
Kriter Neden Burada Duruyor?
Meclis’te bugün denilen şudur:
“Belirli bir fiilî çalışma süresini dolduran mimar ve mühendisler bu haktan yararlanmalıdır.”
Bu yaklaşım yerindedir.
Ancak aynı kriterler neden üretim yapan iş insanları için işletilmiyor?
Onlarca yıldır vergi veren, SGK yükümlülüklerini yerine getiren, ticaret ve sanayi odalarına kayıtlı iş insanları hangi gerekçeyle kapsam dışında bırakılıyor?
Aynı fuara ürünü gönderenle, o ürünü pazarlayacak olan arasında nasıl bir fark görülüyor?
Bu tercih teknik bir zorunluluk değildir.
Bu tercih siyasî bir tercihtir.
Kanun Teklifi Yarım Bırakılmamalıdır
Madem Meclis bu yönde bir irade ortaya koymuştur, o hâlde bu düzenleme yarım bırakılmamalıdır.
Açık ve net söylüyorum:
Ticaret ve sanayi odalarına kayıtlı, belirli süre fiilî ticari faaliyeti bulunan, vergi ve SGK yükümlülüklerini düzenli olarak yerine getiren iş insanları da yeşil pasaport hakkı kapsamına alınmalıdır.
Bu bir ayrıcalık değildir.
Bu, üretimin ve ticaretin gereğidir.
TBMM’ye Açık Çağrı
Bu mesele yeni değildir.
2012’de gazetelere “ticari sorun” olarak yansıyan vize engeli,
2024’te “ürün fuarda, patron yok” manşetleriyle bir ayıba dönüşmüştür.
Bugün mimar ve mühendislere yeşil pasaport yolu açılırken,
aynı fuarlara ürün gönderen, ihracat yapan, istihdam sağlayan iş insanlarının kapsam dışında bırakılması kabul edilemez.
Meclis’e çağrımız nettir:
Kanun teklifi genişletilmeli,
üreten, ihracat yapan ve vergisini ödeyen iş insanları da yeşil pasaport hakkına kavuşturulmalıdır.
Bu bir lütuf değil;
ülke menfaatinin gereğidir.
Gecikmiş Bir Hak
Pasaport sadece bir seyahat belgesi değildir.
Pasaport, devletin vatandaşına duyduğu bakışın belgesidir.
Bugün hâlâ “ürün var, patron yok” manşetleri atılıyorsa,
mesele Avrupa değildir.
Mesele Almanya değildir.
Mesele, siyasi irade eksikliğidir.
Ve artık şu cümleyi yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:
Çözülmeyecek hiçbir sorunumuz yok.
Eksik olan tek şey, kararlı ve bütüncül bir iradedir.
Bu irade gösterildiği gün,
ne vize ayıbı kalır
ne de bu ülkenin üreten insanı konsolosluk kapılarında bekletilir.
Not:
Bu yazıyı kaleme alırken herhangi bir çıkar gözetmiyorum. Ticaretle uğraşan hiçbir yakınım, iş insanı bir akrabam yoktur; zaten kendim de bir emekçiyim. Ancak yıllardır yurt dışında yaşayan Türklerin yaşadığı sorunlar ve bu sorunlara dair çözüm yolları üzerine düşünen, emek veren bir yurttaş olarak, görmezden gelinen bu mağduriyeti gündeme taşımayı bir sorumluluk olarak gördüm.